Bundan önceki iki yazımızda özetle; son asırda Müslüman dünyada seküler siyaset temayülünün Marifetullahı ve irfanı bulanıklaştırdığını;
Günümüz İslam Coğrafyasının sorun ve sıkıntılarının büyük kısmının buradan kaynaklandığını;
Çare ve çözümün Müslümanlar için yine İrfana ve Marifetullah’a yönelişte olduğunu belirtmiştik.
İslam tarihinde ve İslami Hareketler sürecinde, Marifetullah ve İrfanı temel alarak İslamî bir kişilik ve toplum inşasında, İslami bir metodoloji geliştiren ve uygulayan ender kişiliklerden biri Hüseyn-î Velî’dir.
Özellikle, Rabbanilik ve Rabbani Kişilik, Nefis terbiyesi, Allah ile beraber olmak, Allah ile İrtibat, Kalbin Masivaullah’tan (Allahtan gayrı şeyler) arındırılması, gibi temel ilkelerle bir İslami kimlik ve kişilik inşa etme; bu kişiliklerden de bir İslami Toplum bina etme metodu pratikte karşılık bulmuştur.
Bu yaklaşımın ipuçlarını “RABBANÎLİK” olarak bilinen ve Müslüman ferde nasihatler içeren makalesinde rahatlıkla görebiliyoruz. Bu makaleden bir kesit kendi ifadeleriyle numune olarak aşağıda verilmiştir.
“RABBANÎLİK
Allah ile beraber olmak, nefs terbiyesinin temel hedefidir. Çünkü O'nunla olunca masiwaullahtan ayrılık hasreti çekilmez. Bu mesele, ilişki, irtibatlama temelinde düşünüldüğü zaman daha iyi kavranmış olur. İnsanın Allah ile irtibatı koptuğu ya da koparıldığı zaman her şeyden irtibatı kopar. Bütün sevdiklerinden de. Allah korusun mürtedlerin durumu böyledir. Ama Allah ile irtibatı güçlenirse herkes ve her şeyle irtibatlı olunur. Allah ile irtibat hayatın manası ve temelidir. Bu durumda bütün ilişkiler, irtibatlar bu irtibata tabi kılınır. Bu urwet-ül wusqa, metin olan Hablullah'tır. Rıbat aynı zamanda cihattır.”
EK: (Şerh: Rıbat; Allah ile irtibat demek. Buradaki irtibat konusunda şu inceliği görmek gerekir. Eğer irtibat/ Rabıta, önce, Allah üzerinde geliştirilip fert ve topluma yöneltilirse kalıcı ve sağlam olur. Çünkü Allah Metin ve Bakidir. Fakat ilişki önce fert ve toplum üzerinden geliştirilip, sonra Allah’a yöneltilirse, sağlıklı olmaz. İlişkiye köprü olan fert ya da toplum, yapı sarsıntı geçirirse o ilişki de çöker, yıkılır. Yani birisi bir partiye, gruba, tarikata, cemaate, olan sempatisinden dolayı önce oraya yönelip, oradan Allah ile bağ kurarsa bu zayıf bir bağdır. Dolayısıyla Allah ile kurulan irtibat sağlıklı ve sürekli olmaz. Günümüzde ve neslimizde de böyle bir sorun söz konusudur.)
Şerh 2: Allah ile beraber olma konusu ayetlerde de geçmektedir: (“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok)yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”Enfal 24)
(Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”Hadid 4)
“Her iki şehadeti kıran söz, davranış ve durumlar vardır. Rabbanilik, objektif olarak Allah'a ibadet etmede hayatı sarfetmesidir. O zaman bizim için üzülmek de, sevinmek de, Rabbanilik ölçülerine göre olmalıdır. Biz melek değil beşeriz. Bir beşer olarak çabalıyoruz. Ama beşerin hewa ve hewesine göre varolan kural ve kaidelerle, örf ve adetlerle değil; Qur'an'ın kıstası, ölçüsü, bakış açısı ile hareket ederek veya o ölçüyü yakalamaya çalışmak, şeklinde bir niyet ve anlayışla cehd etmeliyiz.
Dawa Rabbani'dir, denildiği zaman kastedilen budur. Bütün kurumsal- yapısal işlerin temelinde bu anlayış yatmalıdır. Hedefler, ilişkiler, muamele şekli... Rabbanilik ölçülerini yakalamaya yönelik olmalıdır. Boyutları derinlikli olan bu uzun yolda kısa ömrüyle yolculuk edenin ömrünü bu yola uydurarak bereketlendirmesi için en azından Rabbanilik anlayışını kavramak gerekir.
Ferdi olarak değerlendirme yapıp karara varmanın hatalı olacağını kabul edecek bir perspektifle soruna yaklaşırsanız Rabbanilik ölçülerini de yakalayabilirsiniz.
Hz. Ali'nin örneği; bu çok güzel bir örnektir.
Diğer bir sebep de ihlas ve ilahi gayedir. Hz. Ali radiyallahu anhu birini öldürmek için göğsünün üzerine çöküyor. Ama yüzüne tükürülünce hemen kalkıyor. Çünkü ilahi sebebin nefsi sebebe dönüşme korkusu vardır.
İşte görüldüğ gibi; Rabbaniliğin ne olduğunu bilmemiz ve ince ölçülerini gözetmemiz için hayatı ibadet olarak algılamak lazımdır. Bu ibadetin seyrinde; ibadeti kırıcı davranışlara düşenler için üzüntü duyulur.
Rabbanilik; insana, insan olarak ve Allah'a iman-inkar noktasında bakarak değerlendirilir. İnsan iradesine te'sir eden haller, bazen gerçek irade beyanını ikinci plana alabiliyor. Unutmayın ki, Allah'ın yardımı liyakat ve istida da bakar. Bu da geniş bir sözdür. Layık olmayan, müstefid olmayan, (Şerh: istifade etmeyen, faydalanmayan) İslam nimeti gibi bir ilahi hibeye ulaşamaz. Unutmayın ki, uzun yolları, azimli ve inatçı çalışmalar kısaltır.
Kritik anlardaki bozgun alametlerinin içindeki şeytanı ve şeytanın hazırladığı tuzağı görmek ya da bilmeyerek insi ve cinni şeytanlarla gizli bir pazarlığa sürüklenmekten sakınmayı gerektirir. "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanınız" hadis-i şerifin pratiğine gitmek, mü'min ve Ümmet fertleri için bir zorunluluktur.”
Şerh: Hadis-i şerifte geçen “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak” konusu başlı başına büyük bir meseledir. Açılması ve açıklanması elzemdir. Çünkü günümüz sorun ve hastalıklarına reçete ve ilaç olacak terkiptir.
“Tehallakû bi ahlâkillâh” (Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın) hadis-i şerifi, lafzî olarak kısa; fakat mânâ itibariyle son derece derin bir irşad ilkesidir. Bu ifade, Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarının kulun ahlâkında, davranışlarında ve niyet dünyasında tecelli etmesinin İnşa edeceği kişilik ve karakterin ulviliğini vurgular.
Müslümanların Allah'ın isim (esma) ve sıfatlarını kendi hayatlarında yansıtarak ahlaklarını güzelleştirmeleridir. Bu, Allah'ın isim ve sıfatlarının (adil, cömert, merhametli vb.) kulda tecelli etmesi, yani kulun bu sıfatları benimseyerek yaşaması anlamına gelir. Tasavvufta bu, "fena fillah" (süfli sıfatlarını terk ederek, Allah'ta fani olmak) veya "beka billah" (Allah’ın ulvi sıfatlarına bürünerek, Allah'la baki olmak) gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Kul, Allah'ın sıfatlarını bilerek ve uygulayarak ahlakını düzeltir; örneğin Allah'ın "Semi'" (her şeyi işiten) olduğunu bilmek, kulun Allah’ın kendisinden işiteceği kötü sözlerden kaçınmasını sağlar; "Basir" (her şeyi gören) olduğunu bilmek, Allah’ın kendisinden göreceği kötü fiillerden uzak durmayı sağlar. Gibi…
Yine benzer şekilde bu, Bakara Suresi 138. ayetteki "Allah'ın boyasıyla boyanınız" ifadesiyle paralellik gösterir: Kul, Allah'ın renkleriyle renklensin, sıfatlarıyla sıfatlansın, ta ki Allah’ın kendisinden razı onun da Allah’tan razı olduğu bir kul, insan ve karakter haline ulaşabilsin. Bu konu önemli, detaylı ve önemince ele alınması gereken bir konudur vesselam…