İran Hürmüz Boğazı'nı kapattığından beri Dünya'nın Zalim Emperyal Güçleri’nin vahşi çığlıklarını dinliyoruz. Boğazın kapatılmasının üzerinden çok zaman geçmemiş olmasına rağmen bilhassa Avrupa ülkelerinin enerji krizine girdiklerini gördük. Öyleyse mevcut tabloya bakarken neyi görmeliyiz?
Bakarken görmemiz gereken en önemli tablo: Batı'nın, içimizden zihinleri Batı'nın yapılandırılmış eğitiminden geçirilmiş bakarkörlerin ve bunların uydusu konumuna gelmiş kandırılmışların iddia ettikleri gibi Batı'nın zenginliğinin ve gücünün asıl kaynağı, Batı'nın kendi değerleri değil, bizim kaynaklarımız olduğu tablosudur. Batı’ya doğru akan bu kaynakların küçük bir kısmının kısa bir süre kesilmesi bile kriz yaşamasına neden olabiliyormuş.
Şimdi hep beraber bu tabloyu büyütelim ve hayal edelim. Tüm Afrika Kıtası’nın kaynakları (Afrika açlıktan ölürken) Batı’ya doğru taşınmıyor diyelim. Endonezya, Bangladeş, Tayvan gibi Asya ülkelerinin değerli toprak elementleri hak ettikleri gibi önce o toprakların fakir halkının malı oldu diye düşünelim. Arap devletlerinin petrol ve doğalgazlarının fiyatlarını o halklar belirledi kabul edelim. Rusya etkisinden yeni sıyrılmış Türki devletler, Okyanusya, okyanuslardaki binlerce adaların… halkları sefaletler içinde yaşarken gelirlerinin Avrupa'ya ve ABD’ye doğru akmadığını da ekleyelim. İşte o zaman tablo nasıl olurdu diye tekrar düşünelim!!
Hayal kuruyorsanız onu istediğimiz kadar büyütebilirsiniz. Biraz daha büyütelim. Batı'ya yok pahasına satılan tüm bu kaynakların en azından Dolar ve Euro ile satılmadığını hayal edin. O bile Batı'nın tüm zenginliğini ve ABD’nin zorba gücünün kaynağını allak bullak etmeye yetecektir. Çünkü on beş sente mal ettiği bir kağıdın üzerine yüz dolar yazarak onunla dünyanın her yerinden yüz dolara kaynak almasını engellemiş olacaksınız. Bir de bütün dünya ülkelerinin merkez bankalarına trilyonlarca Dolar veya Euro yazılan kağıt paçavrasının depolanmasını bitirmiş olacaksınız. Oysa şimdi biz üstüne üstlük bir de dolar ve Euro’nun şantaj aracı olarak kullanmasını kabul etmek zorunda kalıyoruz. Hayal bu ya! Bu zulmü şiddetle reddettiğimizi, reddetmeye karşı devreye koyulacak Dünya ekonomik sisteminin dışına itilmeye karşı da yeni ittifaklar kurup direnişte sebat ettiğimizi de hayal edelim.
Üstüne üstlük kendi kaynaklarımızın değerini (fiyatını) belirleme özgürlüğünü ele geçirdiğimiz düşüncesi ile hayalimizi geliştirelim. Böylece birkaç telefon veya bir iki bilgisayar ile bir konteyner dolusu buğday veya petrol sömürüsüne engel olduğumuzu kabul edelim. İşte o zaman Batı medeniyeti ne kadar akıllıymış ne kadar zenginmiş göreceğiz. Ama bu dünya düzeni ve bu liderler, bürokratlar, askerler, akademi kadrosu, medya… ile elbette bunun bir hayal olarak kalacağının farkındayız.
Hürmüz bize gösterdi ki Batı'nın gücü, kendisi dışında kalan dünyayı bilinçli şekilde kaos, savaş, fitne, fakirlik, sefalet içinde bırakma ahlaksızlığının getirdiği sömürü üzerine kuruludur. Bu sömürü olmadan yaşayamaz. Bir başka deyişle Batı'nın bu düzeyde zengin kalabilmesi için Afrika’nın açlıktan ölmesi gerekir. Batı bunu bilmekte ve yeryüzünün en ahlaksız, vicdansız, vahşi sistemini bilerek sürdürmektedir. Yani Batı'nın bu düzeyde güçlü kalabilmesi için bizim mezhep, ırk savaşlarını sürdürme zorunluluğumuz vardır ve Batı ahlaksızca bu fitneleri sürekli beslemektedir.
Bilerek, isteyerek kendisi dışında kalan dünyayı açlık, sefalet ve savaşa sürükleyen Batı’yı bize ahlak abidesi diye pazarlamaya çalışan ajan, uşak ve kandırılmışlara kanmayalım artık.
Birleşelim, kardeş olalım. Bakın onlar, menfaatleri zedelendiği anda (Hürmüz kapatıldığında) nasıl elli ülke olarak birleşip tehditlere ve zorbalığa başvurabiliyorlar.