Güncel

HÜDA PAR Lideri Yapıcıoğlu’ndan zam çağrısı: Temmuz ayı beklenmeden maaşlarda iyileştirme yapılmalı

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, katıldığı bir canlı yayında ekonomideki kötü gidişata dikkat çekerek, “Temmuz ayını beklemeden işçiyi, memuru, asgari ücretliyi rahatlatacak iyileştirmeler yapmak lazım.” dedi.

Abone Ol

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Rehber TV'de katıldığı programda; ekonomi, şiddet sorununun çözümü, aile kurumunun korunması, başıboş köpek sorunu, siyonist işgal rejiminin Gazze ablukası ve gündemin öne çıkan başlıklarına dair dikkat çekici mesajlar verdi.

"Enflasyonla mücadele üreticiyi öldürerek, dar gelirliye fatura keserek olmaz"

Açıklamalarının önemli bir bölümünü ekonomiye ve vatandaşın geçim sıkıntısına ayıran Yapıcıoğlu, "Enflasyon küresel manada var ama bizde biraz daha fazla var. Başka ülkelerde 1 yıllık enflasyon bizde 1 ayda gerçekleşiyor. Türkiye'de enflasyonla mücadele şu anda Merkez Bankasının üzerinden yürütülüyor. Merkez Bankası da ‘sıkı para politikasıyla piyasadaki parayı çekip talebi kısmak üzerinden bir politikayla enflasyonu düşüreceğim’ diyor. Biz bunun doğru bir yöntem olduğunu düşünmüyoruz. Eğer enflasyon sadece talep kaynaklıysa siz talebi kısmak suretiyle enflasyonun ateşini bir miktar söndürebilirsiniz. Ama eğer maliyetler yükseldiği için fiyatlar yükseliyorsa, siz talebi kısarsanız üreticiyi öldürürsünüz. Faizler yükseliyor, faizler yükselince işletmesini krediyle döndürmeye çalışan insanların krediye ulaşma maliyetleri ve imkânları daralıyor." ifadelerini kullandı.

“İnsanlar gerçekten karnını doyurmakta zorlanıyor”

Faiz ve enflasyon sarmalının kapitalist sistemin bir sömürü aracı olduğunu çarpıcı örneklerle anlatan Yapıcıoğlu, "Sonuç itibarıyla esnaf zor günlerden geçiyor. Dar gelirli vatandaşlar burnundan soluyor. Geçim sıkıntısı had safhaya gelmiş, bıçak kemiğe dayanmış; insanlar gerçekten karnını doyurmakta zorlanıyor. Şu anda en düşük emekli maaşı 20 bin lira, asgari ücret 28 bin küsur. Sadece 4 kişilik bir ailenin gıda için harcaması gereken rakamın altında bir ücretle insanlar geçinmeye çalışıyor. Türkiye'de verginin yaklaşık %20'si faize gidiyor. Her 5 lira vergiden 1 lirası faiz borçlarına gidiyor. Özetle siz kazancınızın yarısını faizle para babalarına veriyorsunuz. Dar gelirlilerden, fakir fukaradan para babalarına sürekli bir servet akışı var. Onlar gittikçe daha fazla zengin oluyorlar fakir daha da fakirleşiyor.” şeklinde konuştu.

“Harcamadan değil gelirden ve servetten vergi alın”

Asgari ücretli ve emeklilerin dayanacak gücünün kalmadığını belirten Yapıcıoğlu, "Hükümete çağrımızdır: Temmuz ayını beklemeden işçiyi, memuru, asgari ücretliyi rahatlatacak bazı şeyler yapmak lazım. Çünkü gerçekten bu ücretlerle geçim olmuyor. Sosyal yardımlaşmalarımız olmasaydı çoktan belki sosyal patlamalara sebebiyet vermişti. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payını düşürün. Harcamadan değil gelirden ve servetten vergi alın. Vergi dar gelirlinin sırtında; her 3 liranın 2 lirası dolaylı vergi. Çok kazananlar vergiden sıyırıyor. Tencerenin devirmeyeceği iktidar yoktur. Tencere kaynamazsa başka türlü ne yaparsanız yapın millet homurdanır ve bunun müsebbibi olanları cezalandırmanın bir yolunu seçebilir." dedi.

"Şiddet ortamından en büyük zararı Kürt vatandaşlarımız gördü"

Türkiye'nin 40 yılı aşkın bir süredir devam eden ve on binlerce can kaybına neden olan şiddet sorununa dikkat çeken Yapıcıoğlu, 86 milyonluk ülke nüfusunun kahir ekseriyetinin bu toplumsal sorunun artık sona ermesini istediğini belirtti.

Şiddetin miadını doldurduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, "Bizim kanaatimize göre bütün toplumsal kesimler bundan bir zarar gördü ama en büyük zararı da Kürt vatandaşlarımız gördü. Zira şiddet olayları daha çok onların yaşadığı bölgelerde oldu. En çok ölenler Kürtler oldu, Kürt gençleri oldu. Ekonomisi perişan olan bölge oldu. Oraya yatırımlar gitmedi, iş imkânları gitmedi. Köyler boşaldı, yakıldı, yıkıldı. Oradaki insanlar büyük şehirlere göç etmek zorunda kaldı. İnşallah bu problemin artık hal yoluna girdiği bir dönemdeyiz." değerlendirmesinde bulundu.

Güven sorununa karşı 'gözlem ve tespit kurulu' önerisi

Meclis'te 21 toplantı gerçekleştiren komisyonun çalışmalarına ve süreçte yaşanan "yavaşlama" algısına da değinen Yapıcıoğlu, sürecin tıkanma noktasının bir 'güven problemi' olduğunu ifade etti.

Silah bırakanların "Ben silahı bıraktıktan sonra ne olacağım?" kaygısı taşıdığını, hükümetin ise "Ya silah bıraktıktan sonra cayarlarsa?" endişesi güttüğünü belirten Yapıcıoğlu, HÜDA PAR olarak bu güven sorununu aşacak 11 maddelik bir kanun taslağı hazırladıklarını hatırlattı:

"Şunu söylüyoruz: Meclis'ten bir kanun geçirelim. Kendini fesheden veya fiilen münfesih hale gelmiş örgütlerin elemanlarına mahkemelerin nasıl muamele yapacağına dair bir çerçeve çizelim. Fakat bunun uygulanabilmesi için bir 'Gözlem ve Tespit Kurulu' olsun. Devletin güvenlik ve istihbarat birimleri sahada örgütün fiilen silah bıraktığını ve yapısının dağıldığını rapor etsin. Bu teyit edildikten sonra Cumhurbaşkanı kararıyla o örgüt münfesih ilan edilsin ve kanun uygulansın. Bu durumda hem elinde silah olanın hem de hükümetin şüpheleri ortadan kalkmış olur."

“Yüksek hızda hareket ederek bu şiddet sorununu tamamen gündemimizden çıkarmamız lazım”

Sürecin uzamasının içeriden ve dışarıdan müdahalelere zemin hazırlayacağı uyarısında bulunan Yapıcıoğlu, "Siyonist saldırganlık ve Amerikan emperyalizmi bir yere saldırmak için orada fitne çıkarmanın her türlü yolunu dener. İç cepheyi dağıtabilirse gidip oraya çöküyor. Onların dış politika anlayışı 'Çevrem ne kadar istikrarsız olursa, ben o kadar güvende olurum' üzerine kuruludur. Arz-ı Mev'ud dedikleri bütün toprakları böyle yapacaklar. Üç aşamalı bir plan uyguluyorlar: Önce İslamsızlaştırdılar; İslam çıkınca aramızdan kardeşlik bozuldu, istikrar kalmadı ve istikrarsızlaştırdılar. Son merhale olarak da insansızlaştırmaya çalışıyorlar. İnsansızlaştırılan boş bölgeleri de ilhak edip tahakkümleri altına almak istiyorlar. İşte bu kışkırtmalara meydan vermemek adına, olabilecek en yüksek hızda hareket ederek bu şiddet sorununu tamamen gündemimizden çıkarmamız lazım." ifadelerini kullandı.

"Bahçeli'nin çağrısı Kürt meselesine değil, şiddet sorununa yöneliktir"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik çağrılarını da değerlendiren Yapıcıoğlu, "MHP'ye göre sorun tektir; PKK'nın elindeki silahtır, terördür. Silah bırakmayı kiminle konuşursunuz? Elinde silah olanla. Elinde silah olan grubun başındaki kişi kim? Abdullah Öcalan. Devlet Bahçeli'nin çağrısını bu şekilde okumak lazım. 'Sizin kurucu önderiniz var, biz çağrı yaptık o da fesih kararı aldı. Niye uymuyorsunuz?' diyor. Şimdi de ona 'Biz sana bir sıfat verelim, sen bu süreci koordine et, bunu tamamla' diyor. Yoksa birileri gibi Abdullah Öcalan'a bütün Kürtlerin temsilcisi sıfatıyla 'Kürt meselesinin çözümü konusunda bir koordinasyon görevi' falan yüklemiyor. Çünkü onlara göre Kürt meselesi yok, şiddet sorunu var ve şiddet sorununu şiddete başvuranın başındakiyle konuşuyorlar." şeklinde konuştu.

“Fuhuş yapmak için kamu imkânlarını kullanmışlar”

Son günlerde artan belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin de net mesajlar veren Yapıcıoğlu, "Sadece çürüme değil, çok ciddi bir kokuşmuşluk var. İnsanın midesini almadığı yoz ilişkiler ve kamu malını fütursuzca iç etmeler mide bulandırıcı. Fuhuş yapmak için kamu imkânlarını kullanmışlar, zinanın parasını milletin cebinden ödemişler. Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, milletin parasıyla zenginleşenlerin üzerine sonuna kadar gidilmeli. Siyasi bir kimlik taşıyor diye yaptığı hırsızlıkların, ahlaksızlıkların üzerini örtüp 'bu siyasi bir operasyondur' diyerek işi kapatma zehabına kapılmasınlar." dedi.

"Aile yıkılırsa yerine koyabileceğiniz hiçbir şey yok"

TÜİK'in açıkladığı hanehalkı verilerini değerlendiren Yapıcıoğlu, aile kurumunun sistematik bir saldırı altında olduğunu, anneliğin değersizleştirildiğini ifade etti.

Ortalama hanehalkı büyüklüğünün düştüğüne ve tek kişilik hanelerin hızla arttığına dikkat çeken Yapıcıoğlu, "Mütemadiyen aileye bir saldırı var. Aileyi yıkan süresiz nafaka, yerli yersiz uzaklaştırmalar gibi uygulamalarla aile hedef alınıyor. Kadını aileden koparıp ailesiz bir ortamı arzuluyorlar. 10 yılı aşkın bir süredir bağırıyoruz; aile kurumu çöküyor. Devlet yıkılsa yerine yeni bir devlet kurabilirsiniz ama aile yıkılırsa onun yerine koyabileceğiniz hiçbir şey yok." uyarılarında bulundu.

"Anormal olan, bir köpeğe insan muamelesi yapmaktır"

Başıboş köpeklerin neden olduğu can kayıpları ve bu konudaki "hayvan hakları" adı altındaki dayatmalara da sert tepki gösteren Yapıcıoğlu, merhamet sınırlarını aşmadan insan sağlığının öncelenmesi gerektiğini kaydetti.

Yapıcıoğlu, "Anormal olan bir köpeğe insan muamelesi yapmaktır. O da bir can taşıyor elbette ama hayvanların insanlarla eşitlenmesi anormaldir. Eğer hayvanlar sürü halinde dolaşıyor ve insanlara saldırıyorsa onların yaşam alanları sokaklar değildir. Eğer saldırgansa ve tedavi edilemiyorsa gerekirse itlaf da edilebilmelidir. Biz vicdansız değiliz, köpekler aç kalmasın diyoruz ama köpekler insan etiyle de beslenmesin, çocuklarımızı yemesin diyoruz. Bir tek çocuk öleceğine 100 köpek ölsün." ifadelerini kullandı. Yapıcıoğlu, asıl sorunun hayvanların kendisi değil, hayvanların insanlarla eşitlenmesi olduğunu bir kez daha vurguladı.

"Bu bayrak 86 milyonun tamamının bayrağıdır"

Son dönemde sosyal medya üzerinden tırmandırılmaya çalışılan provokasyonlara ve bayrak üzerinden yürütülen tartışmalara tepki gösteren Yapıcıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Arkadaşlarımız inceliyorlar, onlarla ilgili de inşallah biz bir hukuki süreç başlatacağız. Birileri bayrak üzerinden farklı etnik gruplara mensup olan insanları kışkırtıp 'Bu sizin bayrağınız değil, sizin bayrağınız nerede?' sorusunu soranlar ile 'Bu bayrak sadece belli bir etnik grubun bayrağıdır bu grubun dışındakiler bu etnik gruba mensup olmayanlar defolup gitsinler başka yere gidenler gitsinler' diyenler aynı amaca hizmet ediyorlar. Bu bayrak 86 milyonun tamamının bayrağıdır. Bu bayrak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşı olan herkesin bayrağıdır. Hiç kimse bunu kendi tekeline almaya kalkmasın. Bu milletin evlatlarını birbirine düşürmeye çalışan Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü ya da Arap’a düşmanlaştırmaya çalışan; Türk’e de Kürt’e de Araba da bu memlekette yaşayan bütün farklı unsurlara da düşmanlık yapıyor. Ama onlara inat biz bu düşmanlığa fırsat vermeyeceğiz. Biz bu düşmanlık tohumlarının yeşermesine izin vermeyeceğiz. Huzurun kardeşliğin barışın adaletin ikamesi için elimizden gelen her türlü çabayı sarf ettik bundan sonra sarf etmeye devam edeceğiz.”

"Sumud Filosu'na yapılan müdahale bir deniz korsanlığıdır"

Son olarak Gazze'ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Sumud Filosu'na yönelik saldırıyı değerlendiren Yapıcıoğlu, " Uluslararası sularda, oraya doğru giderken ve tamamen meşru amaçlarla oraya doğru giderken bir başkası, korsanlık faaliyeti yaparak sizin vatandaşlarınızı açık denizlerde durduracağını onlara saldıracağını açıkça ilan ediyorsa siz neden vatandaşlarınızı koruyacak tedbirler almıyorsunuz? Uluslararası sularda Türkiye bayrağı taşıyan bir deniz taşıtına yapılan müdahale, suçun Türkiye'de işlendiği anlamına gelir. Türkiye'deki savcıların bu olayı soruşturması ve sorumluların üzerine gitmesi bir görevdir, bir zorunluluktur. Bütün devletlere sesleniyoruz; vatandaşlarınızı, egemenlik hakkınızı ve bayrağınızı taşıyan taşıtları koruyun, haysiyetinize sahip çıkın." dedi.