Hoş geldin Ramazan. Her yıl geldiğinde sevinçle karşılıyoruz; sokaklar ışıklarla, sofralar hazırlıklarla doluyor. Fakat içimde büyüyen bir sızı var: Kaybettiğimiz ruh. Oruç, aç kalmaktan ibaret sanılıyor; hâlbuki o, nefsin dizginlenmesi, kalbin incelmesi ve adaletin hatırlanmasıydı. Bugün Ramazan çoğu yerde bir tüketim mevsimine döndü. Marketlere akın ediyor, rafları boşaltıyor, israfı ibadet sanıyoruz. Oysa açlığın dersi, paylaşmak ve azaltmaktı.
İftar sofraları eskiden bir dua halkasıydı; şimdi gösteriş masalarına dönüştü. Ümmet açlıkla sınanırken, fotoğrafı çekilen tabaklar hazırlanıyor. Oruç tutmadığı hâlde iftar verenler var; mecburen Müslüman gibi görünmek zorunda kalanlar da… Bu ikiyüzlülük kimseyi iyileştirmiyor. Ramazan, samimiyeti büyütmesi gerekirken, vitrinleri büyütüyor. Teravih tartışmalarıyla meşgul oluyoruz; kimin kaç rekât kıldığı konuşuluyor, kalplerin kaç kez dirildiği değil.
Kur’an bu ayda indi; ama biz onu anlamadan hatim etmeyi yeterli sayıyoruz. Okuyoruz, fakat hayatımıza dokunmasına izin vermiyoruz. Gençler için Ramazan çoğu zaman bir takvim notu. Dillerinde şikâyet, zihinlerinde kopukluk var. Onları suçlamak kolay; asıl soru, biz neyi örnek gösterdik? Evlerimizde merhameti, sabrı, adaleti ne kadar görünür kıldık?
Şirketler bu ay Müslüman oluyor; kampanyalar, indirimler, Ramazan paketleri… Televizyonlar her gece iftar programları yapıyor; İslam’ı hiç hazmedemeyen ekranlar bir ay boyunca dindar kesiliyor. Söylem çok, dönüşüm az. Oruç, yemek yememekle karıştırılıyor; ama dil, göz ve kalp aynı hızla tüketmeye devam ediyor. Ramazan’da susuz kalıyoruz, vicdanlarımız susuz değil.
Eski Ramazanları özlüyorum. Kapıların daha sade, sofraların daha mütevazı olduğu günleri… Komşunun tenceresini kolladığımız, çocuğun eline sadaka tutuşturduğumuz akşamları. İftarı beklerken kalbin de beklediği zamanları. Sahurda edilen sessiz duaları. Azla yetinmenin ferahlığını. O günlerde Ramazan bizi değiştirmeyi başarırdı.
Hoş geldin Ramazan; bizi eski halimize çağır. Gösterişten arındır, israfı azalt, kalplerimizi yumuşat. Teravihi tartışma konusu olmaktan çıkar, adaleti gündem yap. Kur’an’ı dudaklarımızdan kalplerimize indir. İftar sofralarını yoksulla buluştur, gençleri dinle, yaralarımızı sar. Sevinelim; ama hakkıyla eda edebilenlerden olalım. Çünkü Ramazan, sevincin değil, dönüşümün ayıdır.
Ramazan’ın ruhu kaybolurken dilimizde kalan kalıplar çoğaldı. Takvimler doluyor, programlar yapılıyor, ama iç muhasebe erteleniyor. Oruç tutan bedenler var; oruç tutan ahlaklar az. Trafikte öfke, işte hile, evde sabırsızlık sürüyor. Fakirin kapısını çalmadan, borçlunun halini sormadan, yetimin başını okşamadan geçirilen iftarlar çoğalıyor. İyilik reklamla ölçülüyor, gizlilik unutuluyor. Sadaka gizliyken büyüktü; şimdi görünürken küçülüyor. Ramazan, bizi yavaşlatmalıydı; biz hızlandık. Daha çok alışveriş, daha çok tüketim, daha çok gürültü… Oysa bu ay sessizlik isterdi.
Eski Ramazanlarda zaman genişti. Akşam ezanı aceleye getirilmez, sofrada beklemek sabrı öğretirdi. Mahalle iftarları vardı; herkes aynı tencereden paylaşırdı. Zenginle yoksul yan yana oturur, kimse kimseyi utandırmazdı. Çocuklar camiye koşar, yaşlılar dua ederdi. Bugün camiler dolu olabilir; fakat komşuluk boş. Ramazan’ı geri çağırmak, nostalji değil sorumluluktur. Azla yetinmeyi, çokla paylaşmayı, susmayı ve dinlemeyi yeniden öğrenmeliyiz. Aksi halde hoş geldin dediğimiz Ramazan, bizi bulmadan geçip gidecek.
Bu ayda dilimizi tutmayı, bakışımızı indirmeyi, emeğin hakkını vermeyi hatırlamalıyız. Oruç, sadece mideyi değil, pazarı da terbiye eder. Fiyatlarla oynamak, fırsatçılık yapmak, yoksulun payını çalmak Ramazan’a yakışmaz. İftar davetleri samimi olmalı; kalabalık değil, adil olmalı. Bir tabak fazla, bir kalp eksik bırakmamalı. Ramazan, bağışla onarır; affetmeyle büyür. Kırgınlıkları ertelemek değil, bitirmek ister. Eğer bu ayda değişmezsek, yıl boyu zor değişiriz. Hoş geldin Ramazan; bizi değiştirmeden gitme.
Esnaf dürüst olsun, öğrenci sabırlı, yönetici adil davransın. Evlerimizde tartı azalsın, kalpler ağırlaşsın. Paylaşmak çoğalsın, konuşmak azalsın. Ramazan bize ölçü versin, ritim değil. Çünkü ölçüsüz sevinç çabuk söner; ölçülü ibadet kalıcı iz bırakır. Bu ay bedenimizi değil, kalbimizi dolduralım; alışverişi kısalım, adaleti uzatalım, merhameti çoğaltalım ve susarak düşünmeyi, düşünerek yaşamayı, yaşayarak paylaşmayı öğrenelim hep.
Gazze’ye selam, direnişe devam!