Herkes Masumsa Suçlu Kim?

Abone Ol

Siverek ve Maraş’ta yaşanan acı olaylarla ilgili herkes konuştu. Herkes bir şeyler söyledi. Herkes üzgün. Herkes tepkili. Ama dönüp bakınca ortada net bir şey yok: Suçlu kim?

Evet, bu tür olayların doğrudan failleri vardır. Bunlar hiçbir şekilde masumlaştırılamaz, yaptıkları hiçbir şekilde örtülemez.

Ama mesele sadece "şahıslardan" ibaret değil.

Uzun süredir biriken, ısrar edilen, çoğalan, çözülmeyen birçok yanlışın, çürümüşlüğün yansımaları ile karşı karşıyayız.

Sadece yaşanan bu acı olaylardan tek değil; genel anlamda çocuklarımızın, gençlerimizin bu hale gelmesinde gerçekten suçlu yok mu acaba?

Mesela şiddeti normalleştiren, korkuyu pazarlayan medyanın hiçbir suçu yok mu?

Mesela ekranlarda her türlü kötülüğü sergileyip sonra topluma “rol model” diye sunulanların hiçbir suçu yok mu?

Mesela gündüz kuşağında aileyi paramparça eden programların hiçbir suçu yok mu?

Mesela dizilerde mekân basmayı maharet sayanların, silahı sevdirenlerin, suçu, ihaneti, kolay yoldan zenginliği cazip gösterenlerin hiçbir suçu yok mu?

Mesela bu dizileri yapanların, yazanların, yönetenlerin, yayınlanmasına izin verenlerin hiçbir suçu yok mu?

Mesela sosyal medyada nefret, zorbalık ve sahte hayatları parlatanların hiçbir suçu yok mu?

Mesela çocukları saatlerce başında tutan, şiddeti oyunlaştıran dijital dünyanın hiçbir suçu yok mu?

Mesela zorunlu eğitimi yıllarca tartışmadan dayatanların hiçbir suçu yok mu?

Mesela eğitimi test kitaplarına, deneme sınavlarına bağlayanların; yarışa çevirenlerin hiçbir suçu yok mu?

Mesela “özgürlük” adı altında sınır koymayı unutan ebeveynlerin hiçbir suçu yok mu?

Mesela çocuk yetiştirmeyi sadece maddi ihtiyaç karşılamak zanneden velilerin hiçbir suçu yok mu?

Mesela siyaseti çözüm üretme değil, kutuplaştırma ve rant aracı haline getirenlerin hiçbir suçu yok mu?

Evet, samimi cevap önce şu cümleyi dürüstçe kurabilmek:

“Hepimizin payı var. Sorumluluğumuz kadar suçumuz var”

Bu bir çöküş hikâyesi değil elbette.

Bu, uzun süredir ihmal edilen şeylerin bir sonucu.

Ve çözüm öyle çok uzak değil.

Önce kabul etmek gerekiyor:

Bir şeyler yanlış gidiyor.

Sonra küçük ama gerçek adımlar atmak gerekiyor.

Eğitimi, sadece bilgi değil, insan yetiştirme meselesi olarak görmeliyiz.

Aileyi yeniden güçlü bir temel haline getirmeliyiz.

Çocukları suçlamak yerine onların büyüdüğü ortamı düzeltmeliyiz.

Gençleri dışlamak yerine onlara değer ve yön vermeliyiz.

Medyaya, siyasete, kendimize daha fazla sorumluluk yüklemeliyiz.

Belki her şeyi bir anda düzeltemeyiz. Ama en azından şunu yapabiliriz:

Görmezden gelmemek, kanıksamamak, normal görmemek, mevcut yöntemlerin işe yararlığını iyice sorgulamak…

Ve samimi bir niyet ve doğru adımlar ile işe koyulmak.

Unutmadan;

Çözüm, fıtrat dini olan İslam’dır. En güzel örnek olan “Yürüyen Kur’an’dır.”