Her damla kanla yine kin ve kan mı gelecek?

Abone Ol

Türkiye`nin büyük adımlar olarak masaya koyduğu gelişmeler yıllardan beridir İran Kürtlerinin sahip olduğu haklardır. Suriye`deki Kürtlerin durumu ise malum, vatandaş olarak kabul görmeleri bile henüz olmuş bir şey…

Durum bu iken PKK niye Suriye`ye karşı bir oluşumun içine girmedi de İran`a karşı PJAK adıyla yeni bir örgütlenmenin içine girdi. Oysaki PKK`nın bünyesinde yer alan dağ kadrosunun içindeki Suriyeliler hem oluşumun yüzde kırkını oluşturuyorlar hem de yönetiminde büyük söz sahibidirler. Bugün PKK askeri operasyonlarını yöneten, Suriye uyruklu bir Kürttür. Öyle ise Suriye`nin değil de İran`ın öncelenmesi, İran`a karşı savaşacak bir PJAK`ın sahneye sürülmesi neden?

PJAK ne zaman kuruldu? 2003`te... 2003 aynı zamanda ABD`nin Irak`a girdiği senedir. Peki, bu bir tesadüf müdür? Kesinlikle değil…

ABD Irak`a girerken herkes bir daha çıkmamak üzere girdiğini ya da en azından uzun bir süre, Ortadoğu (İslam coğrafyası) ile ilgili projelerini uygulamaya koymadan, çıkmayacağını biliyordu/zannediyordu. Projelerinin başında da İran`daki İslami rejimi değiştirmek vardı. Bu olmasa en azından küçük bölgelere; Azeri, Fars, Kürt, Beluci bölmek vardı. İşte PJAK ABD`nin hava vermesiyle PKK tarafından oluşturulmuş bu projenin ürünüdür. PJAK`ın İran ile ilgili istihbarat bilgileri karşılığında ABD`den birçok alanda destek aldığıyla ilgili inkar edilemeyecek iddialar var.

Ama hesaplar tutmadı, ABD bütçesi savaş yükünü kaldıramadı ve ABD Irak`tan çekilmek zorunda kaldı, dolduruşa gelmiş örgüt(ler) de edinmiş oldukları yeni düşmanları ile baş başa kaldı.

Şimdilerde İran söz konusu örgüt(ler)e karşı geniş bir operasyon başlatmış. Hatta Kandil`in birçok bölgesini ele geçirdiği ve burada uzun süre kalacağının işareti olarak karakollar inşa ettiği söyleniyor. Saldırılardan tedirgin olan Karayılan, 'Bugün dünya despotizmi İran`a cephe almış durumda… Biz de dünya despotizminin yanında yer almış gibi gözüküp İran`a saldırmak istemiyoruz' türünden kendince ilkeli adam görüntüsünü verecek açıklamalarda bulundu. Oysa Karayılan`ın ABD`ye; 'Radikal İslam`a(!) karşı ortak cephe oluşturma' tekliflerini açıktan dile getirdiği çok uzun bir zaman olmadı. Anlaşılan Ortadoğu`daki diğer ülkelerin ordularının iplerinin başkalarının elinde olduğu gibi İran ordusunun iplerinin de genel komutanlarının dışında kimsenin elinde olmadığını yeni fark etmiş ya da büyük bir operasyon için hazırlık yapan Türkiye`nin yanında bir de İran`ın düşmanlığının kazanılmış olmasının telafisi neredeyse mümkün olmayan hatadan öte bir ahmaklık olduğunun yeni farkına varmış.

Evet, Türkiye de büyük bir operasyonun arifesinde. Başbakan en sert söylemleri kullanıyor. Sözlerine bakan; 'taş üstünde taş gövde üstünde baş' bırakmayacak havasını işmam ediyor. İnşaallah Başbakan birkaç komutanı atadı ve YAŞ toplantılarında başköşede tek başına oturdu diye orduyu eline geçirdiği zehabına kapılıp ordunun kendisini zor duruma düşürmek için elinden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğini unutmaz.

Ve inşaallah bir taraftan İran diğer taraftan Türkiye`nin kapsamlı bir saldırıya geçmiş olması PKK`nın yaptığı; 'İslam`ın üç büyük milleti (Türkler, Araplar, Farslar) bize düşman' propagandasının değirmenine su taşımaz. Ya da en azından bu algıyı bertaraf ettirecek politikalar bu operasyonlardan sonra değil, bu operasyonlarla beraber uygulamaya konulmalıdır. Aksi halde kan, sürekli beraberinde kin ve daha büyük kan dalgalarını getirir.