Dünya

Haydut ABD'nin yeni doktrini ilan edildi: İhvan ve İran detayı

Beyaz Saray’ın açıkladığı yeni terörle mücadele stratejisinde Trump yönetimi, Müslüman Kardeşler’i hedef aldı.

Abone Ol

Beyaz Saray, dünyanın en büyük ''terör'' devleti ABD'nin başkanı Donald Trump’ın ''terörle mücadele'' stratejisini açıkladı.

Strateji, Müslüman Kardeşler’i El Kaide ve DEAŞ’ın “örgütsel kökeni” olarak tanımlıyor. Stratejinin hazırlanmasına Ulusal Güvenlik Konseyi Terörle Mücadele Kıdemli Direktörü Sebastian Gorka öncülük etti. Gorka, Trump yönetiminin Müslüman Kardeşler’in bazı kollarını ''terör örgütü'' ilan etme planını da yöneten isimdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Ocak 2026’da hareketin Lübnan kolunu “yabancı terör örgütü” olarak sınıflandırırken, Hazine Bakanlığı ise Ürdün ve Mısır kollarını Hamas’a destek gerekçesiyle “özel olarak tanımlanmış terör örgütleri” listesine aldı.

Beyaz Saray’ın çarşamba günü yayımladığı 16 sayfalık strateji belgesinde, “Müslüman Kardeşler, hilafetin yeniden kurulması ve gayrimüslimlerin öldürülmesi veya köleleştirilmesi temeline dayanan modern İslami terörün doğduğu kaynaktır” iftiraları yer aldı.

Belgede, El Kaide ve Hamas’a kadar tüm yapıların köklerinin Müslüman Kardeşler’e dayandığı iddia edildi. Ayrıca bazı kolların ''terör örgütü'' ilan edilmesinin ardından Orta Doğu’daki ve diğer bölgelerdeki başka kollar için de benzer adımlar atılacağı belirtildi.

Bu yaklaşım, Sebastian Gorka’nın yıllardır savunduğu görüşlere dayanıyor. Gorka, 2016 yılında yayımladığı ve kısa sürede ABD’de en çok satanlar listesine giren “Defeating Jihad: The Winnable War” adlı kitabında ABD’nin düşmanının “terör” değil, “küresel cihatçılık” olduğunu ileri sürmüştü. Kitap, yayımlandığı dönemde İslam karşıtı ve aşırılık yanlısı olarak eleştirilmişti. Gorka, küresel cihatçılığı “İslam’ın öğretilerine ve askeri tarihine kök salmış modern totaliter bir ideoloji” diye tanımlamıştı.

Kitabının “Ne Yapılmalı?” başlıklı son bölümünde Gorka, Amerikan halkının silah taşımasının teşvik edilmesini, şüpheli faaliyetlerin polise bildirilmesini, federal hükümetin Müslüman Kardeşler’i ''terör örgütü'' ilan etmesini ve Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi’ne (CAIR) karşı mücadele yürütülmesini önermişti. Ayrıca Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve istihbarat kurumlarının koordinasyonunda büyük bir propaganda karşıtı kampanya başlatılması çağrısında bulunmuştu.

Trump yönetiminin yeni stratejisi, Washington’un karşı karşıya olduğunu iddia ettiği üç temel tehdit kategorisini sıraladı: “Uyuşturucu kartelleri ve sınır aşan çetelerle bağlantılı teröristler, geleneksel İslami örgütler ve anarşistler ile Antifa dahil şiddet yanlısı solcu aşırıcılar.” Belgede önceliğin, bu yapıların gizli finans ve lojistik destek ağlarını tespit edip tamamen yok etmek olduğu vurgulandı.

ABD’nin bu kapsamda yaptırımlar uygulayacağı, “gölge filo” olarak tanımlanan petrol tankerlerini engelleyeceği ve hedef alınan rejimlerin finansman maliyetini yükseltmek için gizli operasyonlar yürüteceği belirtildi. Belgede ayrıca İHA teknolojileri, gelişmiş silah sistemleri ve uyuşturucu üretiminde kullanılan kimyasal maddeler gibi çift kullanımlı teknolojilerin de hedef alınacağı ifade edildi. “Amerikalıları öldürmeyi planlayan ya da bunu destekleyenlere” karşı siber saldırılar düzenleneceği kaydedildi.

Birinci öncelik: Batı Yarımküre’de tehditleri etkisiz hale getirmek

Stratejiye göre ilk öncelik, Batı Yarımküre’deki terör tehditlerini etkisiz hale getirmek olacak. Bu kapsamda organize suç örgütlerinin ABD’ye uyuşturucu, çete üyeleri ve insan kaçakçılığı mağdurları sokma kapasitesinin felç edilmesi hedefleniyor. Çete üyeleri ve suç örgütü mensuplarının sınır dışı edilmesi, yabancı terör örgütü sınıflandırmalarının ekonomik baskı aracı olarak kullanılması planlanıyor.

İkinci öncelik: Müslüman Kardeşler, El Kaide ve DEAŞ

Haydut Trump yönetimi, Müslüman Kardeşler ile El Kaide ve DEAŞ arasında aslında olmayan bir bağ kurdu. Belgede bu yapılar, “ABD’ye karşı dış operasyon düzenleme kapasitesine sahip İslami terör örgütleri” olarak tanımlandı. Yönetim, “beş büyük İslami örgütün” hedef alınarak yok edilmesini ikinci öncelik ilan etti ancak bu grupların tamamının ismini vermedi.

Strateji belgesinde şu ifadeler kullanıldı:

“Bu mücadele, özellikle Arap Yarımadası kolu olmak üzere El Kaide ile, özellikle DEAŞ Horasan kolu olmak üzere DEAŞ ile başlıyor. Müslüman Kardeşler’in yabancı terör örgütü olarak sınıflandırılmasıyla birlikte küresel cihatçı harekete baskı sürdürülerek, dünya genelindeki Müslüman Kardeşler bağlantılı yapıların eleman devşirme ve terör finansmanı kabiliyeti yok edilene kadar mücadele devam edecek.”

Belgede önceki Cumhuriyetçi yönetimler de eleştirildi. “Sonsuz savaş politikalarının” ve Demokrat yönetimlerin İran gibi “terör destekçisi rejimlere alan açmasının” Amerikalılara yönelik saldırıların sürmesine neden olduğu savunuldu. Obama dönemindeki nükleer anlaşma da bu kapsamda hedef alındı.

Üçüncü öncelik: ABD içindeki “şiddet yanlısı seküler sol” ile mücadele

Stratejinin üçüncü ayağı, ABD içinde “şiddet yanlısı seküler sol gruplarla” mücadeleye ayrıldı. Yönetim, bu grupları muhafazakarlara ve Hristiyanlara yönelik siyasi motivasyonlu saldırılardan sorumlu tuttu. Geçen yıl öldürülen Trump yanlısı sağcı aktivist Charlie Kirk örnek gösterildi.

Belgede, “Amerika karşıtı ideolojiye sahip şiddet yanlısı seküler siyasi grupların belirlenmesi ve etkisiz hale getirilmesi” hedefi açıkça dile getirildi. ABD yönetimi, bu grupların hareketlerinin izleneceğini, üyelerinin kimliklerinin tespit edileceğini ve Antifa gibi uluslararası bağlantılarının haritalandırılacağını açıkladı.

Kitle imha silahları ve bilgi savaşı

Belgede, devlet dışı aktörlerin kitle imha silahlarına erişmesinin “ABD’nin karşı karşıya olduğu en büyük terör tehdidi” olduğu ifade edildi. Özellikle nükleer ve radyolojik cihazların terör amaçlı kullanımının önlenmesinin başkanlık düzeyinde öncelik olduğu vurgulandı.

Strateji ayrıca ABD’nin “bilgi alanındaki varlıklarını” yeniden devreye sokacağını açıkladı. Bu kapsamda askeri güç dışında propaganda, psikolojik savaş ve bilgi operasyonlarıyla “terör örgütlerinin moralinin çökertilmesi ve meşruiyetlerinin yok edilmesi” hedefleniyor.

Orta Doğu ve İran vurgusu

Belgenin Orta Doğu bölümünde, ABD’nin enerji bağımlılığının azaldığı ancak bölgeden kaynaklanan tehditlerin sürdüğü belirtildi. Trump’ın ikinci döneminin sekizinci gününde operasyonlarında saldırı yetkilerini yeniden saha komutanlarına verdiği ifade edildi.

İran ise “ABD’ye yönelik en büyük tehdit” olarak tanımlandı. Belgede İran’ın nükleer kapasitesi, füze programı ve Hizbullah başta olmak üzere bölgedeki müttefiklerine sağladığı finansman hedef alındı.

Washington ayrıca İran destekli gruplara karşı istihbarat ve siber operasyonların süreceğini, Husilerin Amerikan gemilerine tehdit oluşturması halinde askeri güç kullanılacağı yönünde tehdit edildi.. Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Babülmendep’in açık tutulmasının ABD ekonomisi için hayati olduğu vurgulandı.

Belgenin sonunda ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarlarının; Körfez enerji kaynaklarının düşmanların eline geçmemesi, stratejik su yollarının açık kalması, bölgenin ABD’ye yönelik ''terör üretim'' merkezi olmaması ve israilin güvenliğinin korunması olduğu ifade edildi.