Hayat pahalılığı hayatı çekilmez kılıyor!

Abone Ol

İnsanların birinci gündeminin geçim derdi ve hayat pahalılığı olduğu herkesin malumu. Arada bir yapılan anketler de mutfaktaki yangının tüm evi sardığına işaret ediyor.

Faiz belası başta olmak üzere diğer haksız kazançların faturası, millet olarak aslında hepimize kesiliyor.

2025 yılı genelinde faiz giderleri 2 trilyon 54,4 milyar TL’ye yükseldi. Bu rakam, geçen yıla göre yüzde 61,7 oranında artış anlamına geliyor.

Bu parayla, yapım maliyeti 1,5 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin edilen 2 bin 682 yatak kapasiteli Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nden 35 adet inşa edilebilirdi.

Hepimizin alın terinin karşılığının bir kısmı, hiçbir karşılık olmaksızın faiz lobilerine gidiyor. Para yetmedikçe “vatandaşın hazinesi”ne çökülüyor. Vatandaş da kendini kurtarma refleksiyle eldeki imkânların fiyatlarını artırdıkça artırıyor.

Motorinin litre fiyatı 60 liraya dayandı, yol ve köprü ücretleri fahiş derecede arttı. Araç sigortaları 8 bin ile 50 bin lira arasında değişiyor.

Orta düzeydeki bir ev kirası asgari ücretle aynı seviyede. Üç-dört kişilik bir evde sadece bir kişi çalışıyorsa, Allah aşkına, bunlar nasıl geçinecek?

Salatalığın kilosu olmuş 120-130 lira. İletişim çağında haberleşmek de artık çok pahalı. 1000 dakika konuşma, 1000 mesaj ve 20-30 GB interneti olan bir tarifenin aylık faturası 1000 TL civarına ulaşmış. Sitelerdeki ortak alan aidatı, kimi yerlerde kirayla denk hâle gelmiş durumda.

Evlilik çağına gelen gençler, altına girecekleri yük dolayısıyla kara kara düşünüyor. Beyaz eşya ve diğer mutfak-ev levazımatının yanında konut kiraları da evliliğin önündeki en büyük engel olarak görülüyor.

Kapitalist sistemin dayattığı israf ve harcama kültürü, insanı daha da köle hâline düşürdü. Daha fazla almak, daha yenisine sahip olmak ve daha fazla tüketmek için gece gündüz çalışılmalı algısı, insanlarda olması gereken sosyal hayatı bitirdi.

Bundan olsa gerek sıla-i rahim can çekişiyor. Fakirlik ve yoksulluk korkusu, cimrilik kanallarını otoban hâline getirdi. Cennet ehli cömertlere enayi gözüyle bakılmaya başlandı.

Toplum olarak ne yapıp edip bu kölelik zincirlerinden, hapis kafeslerinden kurtulmanın yollarını aramalıyız.

Sistemsel olarak atılacak adımların yanında sivil toplum kuruluşlarına ve yardım kurumlarına da çok görev düşüyor. Düşenin elinden tutup kaldırmak, ihtiyacı olanlara yardımcı olmak, yolda kalmışlara yoldaş, arkadaş, kardeş olmak bir nebze de olsa toplumu ve dolayısıyla hepimizi rahatlatacaktır.

Unutmayalım, Ramazan ayı rahmet ve bereket ayıdır. Özellikle bu ayın şanına cimrilik ve hodbinlik yakışmaz.

Zorlukları aşmak için baştan aşağı her kademede seferberlik şarttır. Hep birlikte kurtulmanın yolu, “birimiz hepimiz için” refleksiyle hareket etmekten geçer.

Şimdiden hayırlı, bereketli ve bol ikramlı Ramazanlar diliyorum.

Allah yapılan bütün bedeni ve mali ibadetlerimizi kabul eylesin. Âmin!