Hastalık: Bedenin İmtihanı, Ruhun Tedavisi

Abone Ol

İnsan çoğu zaman hastalığı yalnızca bir acı, bir mahrumiyet ve hayatın akışını bozan ağır bir yük olarak görür. Hâlbuki bazı hastalıklar vardır ki zahirde elem gibi görünse de hakikatte kul için bir rahmet, bir uyanış ve manevî diriliş vesilesidir. Çünkü insan bu dünyaya sadece rahat yaşamak, keyif sürmek ve nefsinin arzularını tatmin etmek için gönderilmemiştir. Dünya bir imtihan yurdudur; ömür ise tükenmekte olan büyük bir sermayedir.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin ifade ettiği gibi, hastalık bazen dert değil, bir nevi dermandır. Çünkü sağlık ve afiyet çoğu zaman gaflet verir. İnsan sıhhat içinde kendisini güçlü zanneder; ölümü uzak görür, kabri unutabilir ve dünyanın geçici lezzetlerine aldanabilir. Günler hızla geçer, ömür fark edilmeden tükenir. Hastalık ise insanı birden durdurur. Ona aczini, zayıflığını ve faniliğini hatırlatır. Kalbine şöyle seslenir: “Sen başıboş değilsin. Bu dünyada ebedî kalmayacaksın. Seni yaratan Rabbini unutma.”

İşte bu yönüyle hastalık, insanı gafletten uyandıran sadık bir nasihatçi gibidir. Nice insan vardır ki sağlıklıyken secdeye yanaşmamış, fakat hastalık yatağında gözyaşlarıyla Rabbine yönelmiştir. Nice insan vardır ki dünyaya aşırı bağlanmışken bir musibetle birlikte ahireti düşünmeye başlamıştır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), müminin başına gelen her sıkıntının günahlarına kefaret olacağını haber vermiştir. Sabırla geçirilen hastalık anları bazen uzun ibadetlerden daha kıymetli hâle gelir. Çünkü hastalıkta kul aczini hisseder, kendisini Allah’a daha yakın bulur. Gösterişten uzak, samimi ve derin bir kulluk ortaya çıkar. İnsan, hiçbir dünyevî gücün kendisini tam anlamıyla koruyamayacağını anlar. Şifanın da kuvvetin de yalnızca Allah’tan geldiğini idrak eder.

Hastalık sadece bedenin değil, ruhun da tedavisidir. Çünkü insanın asıl yarası çoğu zaman bedeninde değil, kalbindedir. Kibir, haset, dünya hırsı, öfke, makam sevgisi, mal tutkusu ve bitmeyen dünyevî arzular insanın ruhunu yıpratan büyük hastalıklardır. Modern insan bedenini korumak için büyük çaba sarf etmekte, fakat ruhunu ihmal etmektedir. Hâlbuki ruhun gıdası iman, ibadet, dua, secde, zikir ve Kur’an’dır. Kalp Allah’ı anmakla huzur bulur.

İnsan, geçmişin üzüntüsü ve geleceğin korkusuyla çoğu zaman huzurunu kaybeder. Hayvanlardan farklı olarak akıl nimetine sahip olduğu için hem geçmişe üzülür hem geleceği düşünerek endişelenir. Bu sebeple dünya hayatı, zahiren süslü görünse de hakikatte imtihanlarla doludur. Dünya nimetleri bazen zehir karıştırılmış bala benzer. İnsan tatlı zannederek yönelir; fakat sonunda büyük pişmanlık yaşayabilir.

Asr Sûresi’nde bildirildiği gibi insan gerçekten hüsrandadır. Ancak iman edenler, sâlih amel işleyenler, hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler bu büyük kayıptan kurtulurlar. Demek ki kurtuluş; sadece inanmakla değil, iman üzere yaşamakla, ibadete devam etmekle, günahlardan sakınmakla ve musibetler karşısında sabır göstermekle mümkündür.

Mümin bilir ki hiçbir musibet sebepsiz değildir. Allah Teâlâ kulunu ihmal etmez. Bazen nimetle, bazen darlıkla, bazen sağlıkla, bazen de hastalıkla terbiye eder. Önemli olan, kulun her hâlükârda Rabbine yönelmesi ve O’ndan kopmamasıdır. Çünkü gerçek şifa yalnız bedenin iyileşmesi değil, kalbin huzur bulmasıdır.

Mevlâm bizlere hem beden sıhhati hem de ruh selameti nasip eylesin. Hastalıklarımızı günahlarımıza kefaret, gafletimize uyanış ve ahiretimiz için bir kazanç vesilesi kılsın. Âmin.