عن عياض بن حمار ( رع) قال: قال رسول الله (صعسلم) :ان الله اوحي الي ان تواضعوا حتي لا يفخر احد علي احد، ولا يبغي احد علي احد
İyaz b. Himar (ra) şöyle demiştir: Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Allah Teala, bana, 'Tevazulu(mütevazi) olun; kimse, kimseye karşı övünmesin ve kimse, kimseye zulüm etmesin' diye vahiy etti." (Riyazusssalihin/259. Hadis)
Hadisimizde üç temel esas bulunmaktadır:
1-Mütevazi olmak
2-Kimseye karşı övünmemek
3-Kimseye zulüm etmemek
4-Vahyi Gayri Metluv
Kelimelerin evleviyet sırasındaki dizilişlerinde bile büyük bir icaz bulunmaktadır. Yani mütevazi olan kişi bir başkasına karşı nefsini övemez. Bu iki hasleti yakalayan biri, bir başkasına zulüm edemez. Hadiste bir de vahyi gayri metluva da bir gönderme yaptığını görüyoruz. Oldukça zengin bir içeriğe sahip olan bu kısa hadisimizin biz Müslümanların günlük hayatlarında ne kadar görünüp görünmediğini anlamaya çalışacağız.
Her şeyden önce, bugün bizlerin Naslara bakışı ile Asrı Saadetin o örnek neslinin Naslara bakışında aynı yerde durmayışımızdır. Bizimle onlar arasındaki farkların başında yaklaşım farkı gelir; o örnek neslin tamamı kendisini naslara muhatap görürlerdi. Yani, nasları kendi nefsi üzerinde tatbik ederek işe başlarlardı. Kendileri nefslerini sorumlu tutar, bir başkasına ise sadece hayatlarında göstererek takdim ederlerdi. Bugün biz muasır Müslümanlar ise, nefsimizi ıslah olunmuş görüyor, başkasını muhatap görerek davranıyoruz. Zayıf amellerle, çok anlamlı ve derin ilmi yaldızlı sözlerimizle dinimizin emirlerini anlayıp yaşamaya çalışıyoruz.
İkinci bir farkımız, Örnek nesil olan ashab-ı güzin yaşadıkları bir dini bir başkasına anlatıyorlardı. Biz ise hayatımızda yaşanması yasak edilmiş bir dini başkasına anlatıyoruz. Dinin yaşanmış hali ile, sadece konuşulan hali hiçbir zaman bir olur mu?
Resul-i Ekrem Ashabına bir şey söylediklerinde zaman zaman sorarlardı; “Ya Resulallah! Bu size Allah’tan vahiy edilmiş bir emir mi?” Diye sorarlardı. Mesela; Habbab bin Münzir’in, Bedir savaşında savaşın yeri için aynen yukarıdaki soru sorulmuş, Resulullah hayır deyince “Öyle ise, şu suyu bol olan kuyunun başına konaklayalım, diğer kuyuları da kumla dolduralım” demişti. Resulullah da (sav) aynısını uygulamıştı.
Mütevazi; doğru dürüst ve ölçülü manasına gelen mütevazilik, dinin itikadi, ahlaki ve ibadi konusunda ulaşılan kamil manada bir ölçüyü yakalamak manasına gelir. Böylece hadisimizde bulunan mütevazi, iyiliğiyle övünmeme ve gücüyle bir başkasına zulüm etmeme gibi mutedil bir hayati ölçüyü yakalamak manasında anlamak mümkün demektir. Kısaca mütevazilik, övünmeme ve zulüm etmeme demektir. Bu kavramları bu manada anlamak yetmez. Önemli olan bu kavramların manasını maddi yaşantımıza yansıtabilmektir. Hadisimizdeki bu mefhumlar eğer doğurgan cisimler olsaydı biri diğerini doğurarak, biri olmadan diğeri olmazdı. Yani bu mefhumlar doğurgan varlıklar olsalar sırasıyla biri diğerini doğuracaktı.
Her konuda olduğu gibi ahlaki meziyetler konusunda da müminlerin güzel hasletleri birbirinden bağımsız ve kopuk birer parça halinde olamaz. Yani, ahlak tecezziyi kabul etmez. Mesela iyi bir mücadeleci olabiliriz. Eğer bununla beraber ahlaki meziyetlerimiz de o oranda iyi olmazsa İslami değerleri üzerimizde taşımada mütevazi/ölçülü Müslüman olmayı yakalamada istenen seviyede olmamışız demektir. Aslında bunları bir bütün olarak kabul etmeliyiz. Hayat pratiğimizde de bunu göstermeliyiz. Özelde bu mefhumlar, genelde tüm İslami hasletleri imanımızın bütünlüğü içinde ve bir bütün olarak yaşamamız istenmektedir. İslami ahlak, imani kemalat içinde bir bütün olarak hayata yansıtılmalıdır.
Evet kısaca, bu mefhumlar aralarında tecezzi kabul etmeyen ahlaki değerlerimizdir. Biz bu ahlaki bütünlük içinde bunları ne kadar hayatımıza yansıtabiliyor isek, o kadar Müslümanız. Rabbim bize ve tüm dava kardeşlerimize İslam’ı bir bütün olarak kabul edip hayatta yaşamayı nasip eylesin.