• DOLAR 16.192
  • EURO 17.466
  • ALTIN 965.283
  • ...
İslam'da evlilik nasıl olmalı
Google News'te Doğruhaber'e abone olun.  Haberin Videosunu İzlemek İçin Tıklayınız

Evliliğin İslamdaki Yeri ve Huzurlu Aile
Aile, Bireyden Cemaate, Düzensizlikten Nizama, Günahlardan İbadete geçişin temel aracıdır. Kişinin kendilerinden sorumlu olduğu eşi, çocukları ve yakın akrabalarıyla kuracağı toplumsal ilk çekirdek ailedir. Aile, erkeğin eksiklerinin kadınla; kadının eksiklerinin de erkekle tamamlandığı bir kurumdur.

Evlilik yüce Allah’ın emridir. Evlilik, ilahi emre uyup yuva kurmaktır. Yuva, insanlık cemiyetinin temelidir.
Evlilik, bu temeli Allah’ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır. Dünyada insanlık hayatı yuva üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre şekillendirilmiştir. Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık binasının esasıdır. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir manası olmaz. Bunun için şu beş husus;

Bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur

Tevhid inancını ve dini korumak.
Canı korumak.
Aklı korumak.
Namusu, aileyi ve nesli korumak.
Malı korumak.
İlk yuva cennette kurulmuştur. Hz. Adem (a.s) ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır.

Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak ve bir derece cennet hayatının tadını tatmaktır. Cennete girildiğinde yuvasız ve yalnız hiç kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında yaşayacaktır.

Yüce Allah kullarına evlenmeyi emretmiştir. Çünkü erkek ve kadın fıtratı buna göre yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur. Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan da noksan kalır. Kamil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu ayakta tutmak şarttır.

Evlenmeden kamil olanlar da vardır fakat onlar çok azdır. Evlenmek bir insanlık görevidir. O, peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan yuva insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir.

Bir arifin ifadesiyle” bu dünyada aile kişinin cennetidir.” Biz de buna ilaveten diyoruz ki: mecazi anlamda aile, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. Daha açık bir ifadeyle, dünya hayatında mümin bir kişi için, uyumlu ve imanlı bir aile, mutluluğun; uyumsuz ve fasık bir aile de mutsuzluğun ve huzursuzluğun baş kaynağıdır.

Aile, Bireyden Cemaate, Düzensizlikten Nizama, Günahlardan İbadete geçişin temel aracıdır. Kişinin kendilerinden sorumlu olduğu eşi, çocukları ve yakın akrabalarıyla kuracağı toplumsal ilk çekirdek ailedir. İki Müslümanın İslami kaide ve kurallar çerçevesinde nikâh ile bir araya gelerek kuracakları sıcak bir yuva başta kendileri için bir sükûnet kaynağı ve ilahi rahmetin tecelligahı, çocukları için de bir eğitim müessesi ve terbiye kurumudur.

Aile, erkeğin eksiklerinin kadınla; kadının eksiklerinin de erkekle tamamlandığı, birbirlerinin ihtiyaçlarının temin edildiği, iki cinsi kaynaştıran bir kurumdur. Aile, erkek ve kadını asil bir duygu ve heyecanla birleştiren, bedeni sükûna, ruhu huzura erdiren bir müessesedir. Aile, kişiyi toplum hayatına hazırlayan sevgi, saygı, şefkat, fedakârlık ve birlik ocağıdır. Aile yuvası okuldur, mescittir; huzur evi ve çocuk yuvasıdır. Hammadde halindeki küçük yavruların sağlıklı bir şekilde büyümesini ve gelişmesini sağlayan bir imalathane, bir fabrikadır.

Evlilik, insan hayatını derinden etkileyen bir inkılâptır. Bireysel hayattan kurumsallaşmaya, toplumsallaşmaya, cemaatleşmeye ve devletleşmeye geçiş noktasıdır. Onu düzensizlikten sisteme ve nizama tırmanmadır. Ailelerinde İslâm'ı hâkim kılamayanların; sokaklarına, işyerlerine, toplum ve devletlerine şeriatı hâkim kılmaları beklenemez. Toplumu İslamileştirmenin veya İslami toplum oluşturmanın küçük örneği ve ilk aşaması evlilikle gerçekleşen ailedir. Aile, erkek için yöneticilik, kadın için de mürebbilik okuludur.

Erkek; liderliği, otoriteyi, disiplini, mesuliyeti, emanete riayeti, haklara saygıyı, cemaate imamlığı en iyi şekilde uygulamalı olarak ailede öğrenir. Kadınıyla erkeğiyle fedakârlığın, karşılık beklemeden vermenin, merhametin, sabrın, ahlâk güzelliğinin öğrenildiği bir okuldur aile. Anne-baba, bir taraftan öğretmeni, diğer yönden öğrencisidir bu okulun. Çocuk, sanıldığı gibi sadece öğrenci değildir; minicik yapısına bakmadan ana-babasına çok, ama çok şeyler öğretir ve çok değerler kazandırır.

İslâm, akıllı ve buluğ yaşını aşmış bütün Müslümanları aile yuvası kurmaya çağırdığı gibi, evliliği ve aile hayatını da bir ibadet olarak değerlendirir. Kur`an-ı Kerim, sosyal birliğin en üstün ve sağlam şekliyle sevgi, saygı, bağlılık, merhamet, iyilik, müsamaha, yardımlaşma, doğruluk, insaf ve Allah korkusunu gözeterek aile kurumuyla ayakta tutulmasını hedef alır. Huzur, barış, sevgi ve mutluluk evde yaşanmayınca, toplumda hiç yaşanmaz.

Güçlü ve sağlam toplumlar, ancak fertleri inanç, fikir ve gaye birliği içinde kaynaşmış mutlu ailelerden oluşabilir. Bunun içindir ki, Kuran`ı Kerim, aile kurumunu kutsal bir olgu olarak yüceltmiş ve dokunulmazlığını hükme bağlamıştır.

İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, Allah'ın varlığının belgelerindendir. Bunlarda düşünen topluluk için ibretler vardır. (Rum, 21)

Peygamberimiz (s.a.v) de bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar:

Nikâh, benim sünnetimdir. Sünnetimi terk eden benden değildir. Evlenin, çocuk sahibi olun; zira ben, kıyamet gününde ümmetimin çokluğu ile iftihar edeceğim. (Ahmed bin Hanbel)

İslâm dini, evliliği tavsiye ettiği gibi, evlilik çağında olanların evlenmesine yardımcı olunmasını da öğütlemiştir. Bu tür yardımı, anne ve babaların görevleri arasında saymıştır. Şu halde, buluğ çağına erip yeterli olgunluğa erişmiş, evlenme konusunda dinin hükümlerini öğrenmiş olan kız olsun erkek olsun genç yaşlarda evlenip yuva kurmalarını tavsiye ederiz. Ancak bu şekilde gençliğin zor istek ve arzuları, kontrol altına alınır ve helâl yoldan tatmini sağlanabilir.

Bugün Batıda, tarihe karışmak üzere olan evlilik kurumunun, çoğunlukla otuz yaşın üzerinde oluştuğunu görüyoruz. Batıyı tüm olumsuz konularda örnek almaya çalışan toplumlarda, artık gençler 20 yaş civarını bile evlenme yaşı olarak görmüyorlar. Genç yaşta evlenmek isteyen bazı Müslüman gençler de her türlü israf ve zorluklarla kaplı engelleri aşıp kolay yolla yuva kuramıyorlar. Dolayısıyla ahlâksızlığın, gayri meşruluğun da önüne geçilemiyor.

Günümüzde hala birçok bölgede var olan başlık parası, bir ev dolusu gerekli gereksiz eşya veya çeyiz harcamaları, milyarlarla ifade edilen düğün ve eğlence masrafları gibi İslâm'ın reddettiği israf ve lüzumsuz harcamalar da evliliğe ve gençlerin yuva kurmasına engel teşkil etmektedir.

İslam şeriatı, şer`i bir mazeret olmaksızın evlenmekten kaçınmayı ve yuva kurma işini zorlaştırmayı büyük bir vebal, bir günah saymakta, evliliği övmekte ve bekârlıkta ısrarı yermektedir. Çünkü İslam, kadın-erkek ilişkilerinin meşru olmayan ortamlarda ve ahlâkî olmayan bir şekilde gerçekleştirilmesini büyük bir fitne, bir şer olarak telaki eder. İslâm'ın, bir yandan zinayı kesin olarak yasaklaması; diğer yandan evlenmeyi teşvik etmesinin sebebi budur. Nitekim her konuda olduğu gibi aile konusunda da yegâne örneğimiz olan Peygamberimiz (s.a.v.), gençlere şu tavsiyede bulunuyor:

Evlilik külfetinin altından kalkabileceğine güvenenleriniz evlensin. Çünkü evlilik, gözü ve cinsel arzuları haramdan korur. Buna gücü yetmeyenler ise korunmak için oruç tutsun. (Buhari, Savm 10)

"Allah'ın emri, Peygamber'in kavli/sünneti" diye başlanan hayırlı bir iş, nişan ve düğün töreninden başlayarak yuva ve aileyle ilgili tüm uygulamalarda şeytanın emrine göre değil; Allah'ın emrine, Peygamber'in sünnetine uygun bir şekilde olmalıdır.

Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, Mü`min erkek ve mümine hanıma o işi kendi isteklerine göre seçme (özgürce farklı eylem yapma) hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzâb 36)

Şüphesiz ki, Nikâh, bir ibadettir. Her ibadette aranacak ilk şart da imandır. Müslümanın evliliği, kâfirlerin yuva kurmalarından çok farklı ve Allah'ın hududu dâhilinde olacağı için bir ibadettir. Mümin veya mümine kişi, eş seçerken, çeyiz ve düğün masraflarında gereksiz harcamalar konusunda, akıl dışı ve din dışı örf-âdetlere uymada, ev yönetiminde, eşine karşı davranışlarda, doğum kontrolü hususunda, çocuklarını yetiştirmede, haramlardan kaçınıp farzlara riayette... İmanını ispat etmek durumundadır.

Nikâh, çok kritik bir meseledir. Nikâhın imanla kopmaz bir bağı vardır. İman etmeyen bir kimseyle kıyılan nikâh geçersiz olduğu gibi, evlendikten sonra ağzından çıkan imana zıt bir söz sebebiyle de nikâh gidebilir. Mü'min olmak, belki o kadar zor değil; ama Mü`min kalmak, Mümin olarak yaşamak ve Müslüman olarak ölmek çok daha önemlidir.

O halde daha işin bidayetindeyken dikkat edilmeli ve seçimler imandan yana olmalıdır. Kur'an'ı Kerimde, Rabbimiz şöyle buyurur:

Tertemiz hanımlar, tertemiz erkeklere lâyıktır. Tertemiz erkekler, tertemiz hanımlara lâyıktır. (Nur 26)

Yüzünde şeytani bakışların izi, lekesi olmayan kızlarla; gözünde şehevî bakışların isi olmayan erkeklerin evliliğinden lekesiz, stressiz, birbirine bağlı, huzurlu yuva oluşur ve nurlu yavrular dünyaya gelir.

İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kadından imanlı bir cariye (köle kadın) kesinlikle daha hayırlıdır. İman etmedikçe müşrik erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. (Bakara 221)

Mehmet ŞENLİK

Kur`an`a göre aile ve evlilik hukuku

Kur`an-ı Kerim, nikâh tabirini, erkek ve dişi olarak yaratılan insan türünün aralarındaki ahenk ve uygunluğu açıklamak için kullanmaktadır. Zira evlilikte huzur havası, karşılıklı sükûnet bulma, sevgi ve merhametin gelişme ortamı vardır. Kur`an, aile hayatının huzur ve sükûnet ortamı için gerekli olduğunu, kadınla erkek arasında Allah`ın sevgi bağları oluşturmasında büyük hikmetler olduğunu vurgular:

“Kaynaşmanız (sükûnete ve tatmine ermeniz) için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet kılması da O`nun âyetlerinden (varlığı ve birliğinin delillerinden) dir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir toplum için âyetler, ibretler vardır.” (Rum, 21)

Kur`an`a göre evlilik, fıtratın gereğidir. Evlenmeyen erkek veya kadının dini eksiktir, korumasız ve elbisesizdir. Evlenmekle ancak bunu tamamlamış ve örtünmüş olur. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. (Bakara, 228)

Kur`an, erkeklere hanımlarıyla iyi geçinmelerini emreder. Eşlerinden hoşlanmamış olsalar bile, mümkün ki, hoşa gitmeyen şeyde Allah`ın birçok hayır takdir etmiş olabileceğini hatırlatır. (Nisâ, 19). Evlenmeyi tavsiye eden Kur`an-ı Kerim, bekârları evlendirmeyi de (başta yöneticiler, bekârların velileri ve diğer Müslümanlar üzerine) bir görev olarak belirtir. Eğer bunlar fakir iseler, Allah`ın onları kendi lütfu ile zenginleştireceğini müjdeler. (Nur, 32)

Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen Kur`an, erkeklere birden fazla kadınla evlenme iznini verir. (Nisâ, 3) Bu izin, öteden beri daha çok gayr-ı Müslimlerce ve İslam düşmanlarınca, tenkit ve itirazlara konu edilmiş ve edilmektedir. Ancak, İslam`ın bu iznini, diğer talimatları ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. Bazı durumlar vardır ki arızi olarak ruhsat verilmesi gerekiyor. Şayet ruhsatların önü tıkanırsa büyük tahribatlara neden olur.

İslam`a göre zina büyük bir günahtır ve kesin olarak haramdır. Buna önlem olarak zinaya götüren yolları tıkamak gerekir. Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz olması veya doğurgan olmaması halinde, savaş vb. sebeplerle erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması gibi durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir zaruret halidir. Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi, bir emir değil; bir izindir. Kaldı ki, ikinci, üçüncü veya dördüncü eş olacak hanım da buna mecbur değildir.

Ayrıca, bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmıştır. Buna riayet edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman, İslam`ın bu iznini, zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol olduğu açıkça anlaşılacaktır.

Bu izinle İslam, cahiliye döneminde üst sınırı olmayan çok evlenmeye bir ölçü getirmiş, en çok dörtle sınırlandırmıştır. İslami olmayan metres hayatı gibi çirkinliklere geçit vermemek için bazı durumlar varsa, evlenecek kadının şerefi ve geçimini temin etme yükümlülüğünü, masraflarının üstesinden gelebilecek ve de eşleri arasında adalete riayet edebilecek erkeğe yüklemiştir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, İslam`ın verdiği bu izin, olağanüstü haller içindir. Yoksa bazılarının sandığı gibi zevk için, heva için veya tarla ve benzeri işlerde daha fazla iş gördürme ve yaptırmak için asla değildir. Kadın evde bir işçi, bir hizmetçi değil, evin ikinci dereceden sorumlu asil üyesi ve korunağıdır.

TESSEP: Evlilik, Allah rızası için yapılan ibadet olarak görülmeli
​"Aile Okulu" programları kapsamında TESSEP tarafından "Evliliğe Bakış ve Doğru Aday Seçimi" temalı seminer düzenlendi.

İslam'da evliliğe bakış, aday seçimi, aile olmanın önemi ve aile içinde saygı-sevgi kavramlarının ele alındığı seminerde TESSEP Diyarbakır İl Koordinatörü Münevver Korkmaz, 4 haftadan oluşan 'Aile Okulu' programa başladıklarını belirtti.

TESSEP'in söz konusu programı düzenlemedeki amacına değinen Korkmaz, "TESSEP, 'insanların yarısı kadındır, diğer yarısını yetiştiren de kadındır' ilkesi gereği, kadını ihyayı çalışmasının ana eksenine alan bir platformdur. 'Kadın bozulursa toplum bozulur, kadın ihya olursa toplum ihya olur' anlayışıyla hazırladığımız 'Aile okuluna başlamış bulunuyoruz dört haftadan oluşan programımıza farklı konuşmacılarımızla devam edeceğiz." dedi.

Programa konuşmacı olarak katılan Araştırmacı Sema Yarar, evliliğin öneminden bahsederek, "Evlilik kurumu toplumun temel direği olan ailenin başlangıç birimidir. Ailenin temeli de evlilik ile atılır. Evlenmek yuva kurmak insanın fıtri bir ihtiyacıdır. Dinimiz de evlenmeyi, mutlu bir yuva kurmayı, hayırlı evlatlar yetiştirmeyi teşvik etmiştir. İnsan neslinin sağlıklı ve temiz bir şekilde devam etmesi de ancak evlilik ile mümkün olur." ifadelerini kullandı.

"Yeryüzünü imar etme görevi insanoğluna verilmiştir"

Evliliğin insanın dinini ve iffetini korumada bir kalkan görevi gördüğünü söyleyen Yarar, "Evlilikten amaç sadece arzuların tatmini değil, hayırlı evlatlar yetiştirmek ve Allah’a yakınlaşmaktır. Bu sebepledir ki kişinin hayatı süresince verdiği en önemli kararlardan biri hiç şüphesiz evliliktir. Allah-u Te'ala yeryüzünü imar etme görevini insanoğluna vermiştir. Yeryüzünün imarı da erkek ve kadının helal bir şekilde birleşmesinden meydana gelen çocuklar ile olur. Yeryüzünde son secde eden Müslüman olduğu müddetçe, işte o insanı yetiştirmek evlenen insanın amaçları arasında olmalıdır." diye belirtti.

Evliliğin Allah rızası için yapılan ibadet olarak görülmesi gerektiğine vurgu yapan Yarar, "Evlilik namaz gibi, abdest gibi şartları olmasa da bir ibadettir. Dinimizde ibadetin amacı takvadır. Takva üst düzeyde bir Allah bilinci ve duyarlılığıdır. Yani bu evlilik sayesinde bize takva sahiplerine önder yap, bu ifadeden de tıpkı diğer ibadetler gibi evliliğin amacının takva olduğu anlaşılmaktadır. Kur’an-ı Kerim'in ifadelerine dayanarak, İslam dinin evliliğe çok önem verdiğini, hatta onu ibadet gibi gördüğünü söyleyebiliriz." dedi.

"Eşler hayatları boyunca birbirine merhamet etmelidir"

Aile hayatının doğru bir biçimde kurulması, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesinin temel şartlarından birinin doğru eş seçimi olduğunu ifade eden Yarar, "Eş seçimi büyük bir önem arz eder. Peygamber Efendimiz, evlenecek kişilerde zenginlik, asalet ve güzellikten önce ahlak güzelliği ve dindarlık aramamızı tavsiye etmiştir. Evlilikte eşler hayatları boyunca birbirine merhamet etmeli, sevgi ve saygı ile davranmalıdır. İnsan en yakınına, eş ve çocuklarına saygı göstermiyorsa başkalarına gösterdikleri saygının bir anlamı yoktur. Kişi öncelikle eşine saygı göstermelidir. Eşlerin birbirinden razı olması başkalarının rızasından daha önemlidir. Çünkü koskoca bir ömür birlikte geçecektir." hatırlatmasında bulundu.

Topluma dayatılan yanlış uygulamalarının evlilik kurumu üzerinde oluşturduğu olumsuzlukları da ele alan Yarar, "Her geçen gün isteklerin artması evliliğe bakışı biraz daha geciktirmekte maalesef evlilik oranını düşürmektedir. Yüzyıldır uygulanmakta olan yıkım projeleri sonuçları artık aile kurumumuzda net olarak görülmeye başlandı. TUİK verileri tehlikeyi bizlere haber vermektedir. Bunun farkında olmak ve kararlarımızı ona göre vermek her bireyin vazifesi olmalıdır." dedi.

"Reklam ve modanın etkisi ile aşırı tüketime yönenilmemeli"

Evlilik sürecinde yapılan israflar konusunda eşlere tavsiyelerde bulunan Yarar, "Evliliğe karar vermiş kişiler reklam ve modanın etkisi ile aşırı tüketime yönelmemeli, lüks ve görkemli hayata özenip karşı tarafı zor durumda bırakmamalı. Doyumsuz ve özenti içinde olan bireylere dönüşmemeye dikkat etmek gerekir." şeklinde konuştu.

Aile kavramına da değinen Yarar, "Aile eşsiz bir güven ve mutluluktur. Ne zaman başımız sıkışsa, kaç yaşında olursak olalım, yardımımıza ilk önce ailemiz koşar. Ailesiz insan köksüz ağaç gibidir. Köksüz ağaç nasıl kuruyup giderse, ailesiz insanlarda yarınlara ulaşamazlar. Bu sebeple herkes ailesinin değerini çok iyi bilmeli, ailesine gerekli önemi vermelidir." diye belirtti.

Ailenin, toplumun yapısı üzerindeki etkisine dikkat çeken Yarar, Aile yapısı sağlam olursa, güçlü olursa o nispette toplumda güçlü olur. Ailenin en önemli özelliklerinden biri de neslin devamının güvenli bir şekilde sağlanmasıdır. Aile kurumunun zayıfladığı toplumlarda sağlıklı bireyler yetiştirmek oldukça zordur." ifadelerini kullandı.

"Toplumda ahlaki çöküntülerin önüne geçebilecek en önemli kurum ailedir"

Yarar, "Toplumda ortaya çıkabilecek ahlaki çöküntülerin önüne geçebilecek en önemli kurum ailedir. İnsanlığı tehdit eden gayri ahlaki durumlardan, hastalık ve strese karşı insanı koruyan en sağlam ve koruyucu sığınak ailedir. Toplum için önemli olan, toplumun devamını sağlayacak, iyi ahlaklı, kendisi ile ve çevresiyle barışık, ailesine ve topluma faydalı bireyler yetiştirmektir. Bundan dolayı bilinçli iyi ailelere şiddetle ihtiyaç var." dedi.

Toplumda oluşan manevi hastalıkların aile kurumunun zayıflamasından kaynaklandığını söyleyen, "Ayrıca aile kurumunun zayıfladığı, aile yaşantısının olmadığı yerlerde her türlü gayri ahlaki tutum ve davranışlar, fuhuş ve cinsi sapıklıklar ve bunlara bağlı olarak da birçok bedensel ve ruhsal ve de toplumsal hastalıklar ortaya çıkar. İşte aile, toplumda ortaya çıkabilecek, ahlaki çöküntülerin önüne geçebilecek en önemli ve kutsal bir kurumdur." şeklinde konuştu.

"Evi cennetten köşe yapan şey sevgidir"

Aile içi sevgi-saygı kavramlarına da değinen Yarar, "Evi cennetten köşe yapan şey sevgidir, cehennem çukurlarından bir çukur yapan şey de sevgisizliktir. Ailede mutluluk, bireylerin birbirini tanımasıyla başlar, anlamasıyla şekillenir ve vücut bulur, saygı göstermesiyle ve karşısındakini düşünmesiyle yükselir." diye belirtti.

Evlenilen eşle üç bağın olduğunu söyleyen yarar, "Birincisi o bir insandır, ona insanca davranmalıyız. Diğer insanlara nasıl davranıyorsak eşimize de öyle davranmalıyız. İkincisi, eşimiz bizim din kardeşimiz ve herhangi bir din kardeşimize yapacağımız davranış olgunluğu eşimiz için de geçerlidir. Çevremizdeki insanlarla olan iletişim dilimiz eşimiz için de geçerli olmalıdır. Üçüncüsü, O sonuçta bizim eşimiz, yani hayat arkadaşımız, ahiret yoldaşımızdır. Uzun bir yolculuk olan dünya hayatında meşakkatleri ve sıkıntıları iyi bir yol arkadaşı sayesinde rahatlıkla aşabiliriz." dedi.

TESSEP: "En hayırlı evlilik külfetsiz olandır"
​Günümüzde zorlaşan evlilik müessesesinin helal yoldan kolay bir şekilde tesis edilebilmesi için genç kızlara ve ailelerine çağrıda bulunan TESSEP İstanbul koordinatörlerinden Mürvet Cengiz, en hayırlı olan evliliğin külfetsiz olanı olduğunu söyledi.

Günümüzde insani ihtiyaçların artması sebebiyle artan giderler, toplumun büyük çoğunluğunda geçim sıkıntısına sebep oluyor. Bu sıkıntılar içerisinde helal yoldan evlilik yapmak isteyen gençler (özelde erkek tarafı) ve aileleri çok zorluk çekiyor.

Evlilik müessesesinin kurulması aşamasında dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili İLKHA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Tesettür Seferberliği Platformu İstanbul Koordinatörlerinden Mürvet Cengiz, kız tarafına düşen sorumluluklarla ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Gençlerin harama bulaşmadan helal yoldan kolay bir şekilde evlenebilmeleri için özellikle kız tarafına büyük sorumluluk düştüğünü belirten Cengiz, evlilik arifesinde erkek tarafını zorlamaması gerektiğini, fitne çağında harama bulaşmamak adına azami gayret göstermeleri gerektiğini söyledi.

Evlilik öncesindeki süreçte yapılan harcamalarda israfa kaçılıyor"

Allah'u Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'de; "İçinizden bekâr olanları, köle ve cariyelerinizden dindar olanları evlendirin. Onlar fakir iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah’ın lütfu geniştir ve o her şeyi hakkıyla bilir." (Nur 24-32) ayetlerini ve Peygamber Efendimizin (Sallalahu Aleyhi Vesellem) "Evlenmenin en hayırlısı, en kolay ve külfetsiz olanıdır." (Nesai, Nikah) hadisini hatırlatarak konuşmasına başlayan Cengiz, "Yüce Allah izni ve rızası doğrultusunda yapılan işleri kolaylaştıracaktır. Evlilik hususunda en önemli prensiplerin başında israf etmemek gelir. İsraf, nimet kapısına nankörlük etmek olduğu için o kapının kapanmasına da sebep olur. Maalesef günümüzde evlilik konusunda yapılan israf had safhaya ulaşmış, evlilik çok zorlaşmıştır. Evlilik öncesi söz, nişan, düğün, davetiye kıyafet, eşya gibi yapılan çoğu harcamada israfa kaçılıyor. Bu masraflar nerdeyse bir ev parasına denk düşüyor." dedi.

Mürvet Cengiz

"Huzursuz evliliklerin temeli maddiyata dayalı evliliklerdir"

Yapılan harcamaların çoğunun ihtiyaçtan değil başkası yaptığı için yapıldığını hatırlatan Cengiz, "Bir nevi üstünlük ve rekabet yarışıyla, öğrenilmiş duygular eşliğinde basiretler kilitleniyor. 'El âlem ne der? Benim diğerlerinden ne eksiğim var?' gafletiyle mantık devre dışı kalıyor. Başkaları için katlanılan bu sıkıntıları aynı çatının altına girince evlenen eşler bizzat beraberce çekiyor. Girilen bu kadar maddi külfet ciddi sıkıntılara sebep oluyor. Evliliğin asıl amacı olan mutluluğu, sekineti çoğu gencimiz bu nedenle tadamıyorlar. Madde merkezli, manadan uzak mutsuz ve huzursuz evliliklerin temeli bu şekilde atılıyor. Borçların ödenmesi için çok fazla çalışmak zorunda kalan evliler birbirlerine zaman ayıramıyor, hatta birbirlerini yıllarca tanıyamıyor, birçok yönlerine yabancı kalarak yaşıyorlar. Hâlbuki evliliğin temeli olan sevgi ve muhabbetin ölene kadar devam edebilmesi için gerekli olan iletişim, gereksiz olan israf ve harcamalara feda edilmemelidir." diye konuştu.

"İşe başlarken her şey mükemmel olmak zorunda değildir"

İsrafın önlenebilmesi için kız tarafına daha çok iş düştüğünü söyleyen Cengiz, "Maalesef istisnaları tenzih ederek belirtelim ki toplumumuzun büyük bir bölümü, ‘Kızımı bedavaya vermem.' düşüncesiyle sanki bir mal satıyormuş gibi veya düğün öncesi ‘Ne elde etsem kârdır, kızımın geleceğini garanti altına almalıyım, kızımın eşyaları mükemmel olsun.' düşüncesiyle hareket ediyorlar. Böylece kızlarının saadetine bizzat kendileri engel oluyorlar. Hâlbuki eğer damat gerçekten iyi birisi ise kızlarını ne aç bırakacak ne de açıkta bırakacaktır. Onu mutlu edebilmek için elinden geleni yapacaktır. Bu nedenle işin başında her şey mükemmel olmak zorunda değildir. Zaruri olanların dışındakiler zamanla, imkânlar elverdikçe alınır. Tabi bu zaruretin tanımı da başkalarına, medya veya reklam kampanyalarına, kapitalist sistemin algı oyunlarına göre ayarlanmamalıdır. Bir evin olmazsa olmazları tespit edilerek yapılmalıdır. Ayrıca mutluluğun kıstası bir evdeki eşyaların fazla ve pahalı olması değildir. Netice itibariyle gençlerimizin mutlu evlilikler kurmalarını istiyorsak, onları eşyayla, kıyafetle, altınlarla donatmak, israf ve haramlarla evliliğe adım attırmak yerine evlilikte nasıl mutlu olunur? Sevgi, saygı nasıl arttırılır? Bunları öğretmeli ve evliliği kolaylaştırmalıyız." şeklinde konuştu.

"Evlilikte sağlanacak maddi kolaylıklar evlilikleri kolaylaştıracaktır"

Evlilik aşamasında kızların erkek tarafının gücüne göre mehir belirlemeleri gerektiğini vurgulayan Cengiz, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

"Allah (Celle Celaluhu) mihri, Müslüman erkeğin üzerine kadının bir hakkı olarak farz kılmıştır. Mihr kadına verilen değerin bir alameti ve Allah'ın bir mükâfatıdır. Erkeğin maddi durumuna göre az ya da çok vermesi serbest bırakılmıştır. Bir sınırlaması yoktur. Fakat örnek bir müslüman hanımefendinin diğer insanlara emsal teşkil ettiğinin bilincinde olması ve isteyeceği mihri makul bir ölçüde, en önemlisi de erkeğin gücüne göre ayarlaması gerekmektedir. Eş seçiminde dindarlık, ahlak ve edep öncelik olmalıdır. Evlilikte sağlanacak maddi kolaylıklar evlilikleri kolaylaştıracak, evlenmek isteyen gençlerin sayısını arttıracaktır. Genç kız ve erkekler evlilikte en ideal yaşta evlenebilecek, yaşları geçmeden mutlu bir yuvaya sahip olacak ve haramların önü kapanacaktır. Aksi halde bir erkeğin kız tarafının tüm isteklerini yerine getirebilmesi için 30-40 yaşına kadar çalışması gerekecektir ki bu da evlilik yaşının geç olması demektir. Kızların da o yaşlara kadar taliplerini beklemesi gerekecek, doğurganlık yaşını geçirecek ve birçok sorunun olduğu sorunlu evlilikler meydana gelecektir."

Asr-ı Saadet'te gerçekleşen bazı evlilikler üzerinden örneklemeler yapan Cengiz, "Peygamber efendimizin evlendirdiği bir hanım sahabe ile evlenmek isteyen erkek sahabenin mihr olarak vereceği bir malı yoktu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz o sahabeden Kur-an'ın bazı kısımlarını ezberlemesini ve hanımın da bunu mihr olarak kabul etmesini istemiştir. Yine Ümmü Süleym adındaki hanım sahabe, kendisiyle evlenmek isteyen fakat müslüman olmayan Ebu Talha ile evlenirken mihr olarak onun Müslüman olmasını şart koşmuştur. Ebu Talha kabul etmiş ve Müslüman olmuştur. Görüldüğü gibi sahabe efendilerimiz dünya malına tama etmemiş tam aksine dini değerleri ön planda tutmuşlardır. Bizim büyüklerimizin; dede ve ninelerimizin de evlenirken, doğru düzgün eşyaları, evleri yoktu. Şaşalı gelinlikleri, lüks eşyaları, dış çekimleri de yoktu. Fakat uzun yıllar birbirlerine sadık ve mutlu beraberlikleri vardı. Şimdi soralım kendimize; şimdiki nesil her şeye sahipken, neden lüksün içinde huzur bulamıyor acaba? Atalarımız boşuna 'Kanaatte izzet, tamah da zillet vardır' dememişlerdir. Boşanma oranları gün gün artıyor. Oysa onların kanaat, sadakat vefa ve muhabbet dolu yaşamları boyunca boşanmak akıllarına bile gelmiyordu." ifadelerini kullandı.

"Müslümanlığımızın kalitesi Peygamberimizi örnek alıp almamakla ortaya çıkar"

Özellikle genç kızları olan ailelerin çocuklarını evlendirirken dikkat etmeleri gereken hususlara da değinen Cengiz, son olarak şunları kaydetti:

"Genç kızlarımızın aileleri kızlarını evlendirirken her şeyden önce Allah ve Resulünün rızasına uygun bir aday seçmeye gayret etmelidirler. Bir insanın değerinin ne mal, makam, iş, maddi imkânlarla ne de dış görünüşüyle ölçülmemesi gerektiğinin bilincinde olmalıdırlar. Şu fitne çağında haramlardan elinden geldiğince kaçınan, helâlinden kazanmaya gayret eden, salih bir toplulukla birlikte olmanın şuuruna sahip olmuş ve kendini yetiştirmeye çabalayan bilinçli bir müslüman genç, evlilik kastı ile kızlarını istediğinde bu işi zorlaştırmak yerine, böyle güzel bir yuvanın kurulabilmesi için ellerinden geldiğince evliliğin kolaylaştırılması için yardımcı olmaya gayret etmelidirler. Unutulmamalı ki, Peygamber Efendimiz kendi kızının tüm ev ihtiyaçlarını karşılamış, düğününü de yapmıştır. Biz, Peygamberimizi mi yoksa cahili ölçüleri mi dikkate alacağız? İşte bu teslimiyetimizin Müslümanlığımızın kalitesini gösterecektir. Allah'ın cennet garantisi olarak bize ihsan ettiği kız çocuklarımızın bir emanet olduğunu ve o emanete sahip çıkacak kişinin salih bir kişi olması gerektiğinin bilincinde olmalıyız."

Sizi Evlenmeye Davet Ediyoruz!
Evlilik yaşına gelmiş gençlere evlenmeleri çağrısında bulunan Mehmet Göktaş hoca, "Önünüze çıkarılmış uyduruk kuralları tepeleyin ve evlilik için okulun, askerliğin bitmesini, iş kurmayı beklemeyin. Unutmayın ki garanticiler, risk alamayanlar kesinlikle baştan kaybetmişlerdir."

İdeal aile röportajlarımızın “Nasıl bir evlilik” başlıklı bu haftaki bölümünü “Bekârlık benim düşmanımdır” diyen Doğruhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş hocayla görüştük. Gençlere evlenme tavsiyelerinde bulunan Göktaş hoca ailelerden de evlenmek isteyen gençlere kolaylıklar sağlamalarını istedi.

Videosu için tıklayın

Hocam, sizin bekârlığa şiddetle düşman olduğunuzu biliyoruz. Evlilik konusunda çokça sohbetlerinizin olduğunu, karşılaştığınız bekâr gençlere çabucak evlenmelerini tavsiye ettiğinizi, hatta onları biraz fırçaladığınızı biliyoruz. Bu konu üzerinde bu kadar durmanızın sebebini açıklar mısınız?

Evliliğin terk edilmesinden veya geciktirilmesinden dolayı toplumsal hayatta tarih boyunca birtakım bozulmalar, ahlaki yozlaşmalar hep olagelmiştir. Fakat tarihin hiçbir döneminde evlilik müessesesine bugünkü kadar doğrudan hücum yapılmamış, evlilik ve aile kurumu bugünkü kadar büyük bir tehlikeyle karşılaşmamıştır. İblis, yeryüzündeki egemenliğinin önemli bir bölümünü aile kurumunu yıkarak gerçekleştirmekte, toplumsal hayatı kokuşturmaktadır. Bugün yeryüzünün egemenliğini elinde bulunduran güç odaklarının en büyük hedefleri nikâhtır, tertemiz yuvalardır ve nezih aile yaşantısıdır. Bu arada, Batı dünyasının tarih boyunca karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, evlilik hayatının son bulma tehlikesi, kendi kendilerinin köklerini kazıyarak tarih sahnesinden çekilme tehlikesidir. Kendileri böyle olduğu gibi, işin kötüsü başkalarına da, bizlere de bu tehlikeyi dayatmalarıdır. Dikkat ederseniz, örnek almaları için gençlere idol olarak sunulan artist ve benzer sanatçıların önemli bir bölümü yuvasızdır, nikahsızdır ve rezilce bir yaşantıya sahiptirler. Şeytan ve dostları tarafından bilinçli bir şekilde evlilik ve aile hayatı düşmanlığı yapılmaktadır veya bunda başarılı olamazlarsa, bu defa evlilik hayatı geciktirilmektedir.

Dayatılan Zorlukları Tepeleyin

Ülkemizde evliliklerin geciktirildiği gözden kaçmıyor. Bunun mantığında ne var sizce?

Evliliğini geciktirenler bunu kendi iradeleriyle yaptıklarını zannediyorlar. Hâlbuki bu konuda kendilerine birtakım kurallar dayatılıyor.
-Üniversite bitirilmeden asla evlenilmez.
-Askerlik yapılmadan asla evlenilmez.
-İyi bir iş sahibi olmadan asla evlenilmez…
Peki, bu durumda yaş nereye varıyor biliyor musunuz, hiç hesap ettiniz mi? Lise biter bitmez dershaneye gitmeden güzel bir okul kazanan kaç kişidir. Yani liseden sonra en azından bir yıl dershane diyelim. Ardından dört beş yıllık bir üniversite hayatı. Bu arada askerlik de aradan çıkarılmalıdır. Askerlikten sonra iyi bir işe yerleşebilme. Sonra da beş on kuruş kazanıp biriktirme düşüncesi. Şimdi hesap edin nereye varıyor evlilik yaşı. Toplumun çoğunun yaptığı bu değil mi? Bu arada yıllar geçtikçe insan olgunlaşıyor ve seçici oluyor, kendisi gibi olgun ve kusursuz bir eş arıyor. Yıllar geçtikçe geçiyor.

Peki, bunlar zorunlu değil mi hocam?

Kim diyor, nerede yazıyor illa ki böyle olacak diye? Kim koymuş bu kuralları? Gençlere sesleniyorum, gelin Allah için bu kuralları yıkın. Sizleri öğrencilik yıllarında evlenmeye çağırıyorum, üniversitedeyken, okulu bitirmeden evlenmeye çağırıyorum. Askerlik meselesini hiç beklemeden evlenmenizi tavsiye ediyorum. Özellikle işe girmeden evlenmeye çağırıyorum. Bu son mesele, yani işe girmeden evlenmek biraz riskli değil mi hocam? diyenler oluyor. Ben de zaten gençleri risk almaya çağırıyorum. Bu kesinlikle bir maceraperestlik olarak algılanmamalıdır. Ciddi bir işe girmeden önce evlenme konusunda ısrar ediyorum. Siz o zaman göreceksiniz, o zaman anlayacaksınız Allah Teala’nın Rezzak sıfatının ne olduğunu. Rızık kapılarının birbiri ardınca açılışını seyredeceksiniz. Garanticiler, risk alamayanlar kesinlikle baştan kaybetmişlerdir.

Hem erkekler için, hem bayanlar için, eş seçiminde nelere dikkat edilmelidir?

Ömrünüzün bundan sonrasını birlikte geçireceğiniz, çocuklarınızın annesi, yavrularınızın babası olacak, sizin soyunuzu yeryüzünde sürdürüp gidecek birini seçiyorsunuz? Ne kadar dikkatli olmanız gerektiği anlaşılmış olmalı.

İki iş ortağından birisi diğerine dert yanıyordu, ortağından gizleyemez boyutlara gelen aile problemini ona da açmak zorunda kalmıştı:
- Bizzat tanışarak, birbirimizi severek evlenmemize rağmen şu halimize bak, mutluluk adına hiçbir şeyimiz kalmadı. Hâlbuki sizler körü körüne, birbirinizi hiç görmeden evleniyorsunuz, fakat maşallah hiçbir probleminiz yok…
Ortağı dayanamadı ve konuştu:
- Bak kardeşim! Bunu ilk defa söylüyorum sana. Benimle ortaklık yapmak için beni kimlerden soruşturduğunu, kaç kişiye gidip benim hakkımda bilgi aldığını, kimlere telefon açıp beni dürüst olup olmadığımı öğrendikten sonra ortak olduğunu hatırlıyor musun? Peki, bu eşinle evlenirken kaç kişiye sordun? Hiç kimseye sormadın. Sokakta karşılaştın ve evlendin…
Sözü uzatmayalım, her şeyde göze inanılır, fakat eş seçiminde kulağa inanılmalıdır. Elbiselerinin en güzelini seçerek senin karşına çıkan, kelimelerinin ve tavırlarının en iyisini sunarak karşına çıkan birisine inanmak yerine, onu yıllardır yakinen bilen komşusuna sorarak tanımalısın sana eş olacak kişiyi.

İyi Bir Eş İçin Çokça Dua Edin

Eş seçimi esnasında nelere dikkat etmeliyiz hocam?

Eş seçimi denilince Müslümanların aklına, hemen değişmez kural olan o meşhur hadisi şerif gelir: Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuşlardır ki: “Bir bayan şu dört özelliğinden birisi için nikah edilir: Güzelliği için, malının çokluğu için, soyu için ve dini için. Siz, dini güzel olanını (takva sahibi olanını) tercih edin” (Müttefekunaleyh) Zaten Müslümanlar olarak biz bu konuyu tartışmıyoruz. Fakat buna rağmen birtakım yanılmalar veya kendi kendimizi aldattığımız olur. Güzelliği, zenginliği ve sülalesi bizim için daha cazip gelir, bizi aldatır, biz de kendimizi şöyle kandırırız: “Allah’ın izniyle evlendikten sonra ben onun takvasını, dinini tamamlarım, geliştiririm, İslami kültürünü, bilgisini artırırım…” Fakat hiç de öyle beklediğimiz gibi olmaz, bazı istisnalar hariç.

Eş seçiminde gözetmemiz gereken en önemli kural nedir biliyor musunuz? Dua, dua, dua.
Bu işin ciddiyetini baştan kavrayarak bize hayırlı bir eş nasip etmesi için durmadan Allah Teala’ya yalvarmalıyız, dua etmeliyiz. Bu işi Rabbimize havale etmeliyiz. Sonra duamızda samimi ve ısrarlı olmalıyız.

İman ve İrade Zaaflığı Boşanmaları Arttırıyor

Hocam, biraz da boşanmalara değinelim. İstatistiklerden öğreniyoruz ki, gün geçtikte boşananların sayıları artıyor. Sizce bu boşanmaların sebebi nedir, nasıl önlenebilir?

Toplum içerisinde normal bir seyirde gidiyorsa, aslında boşanmalar bazılarımızın zannettiği gibi korkulacak olaylar değildir. “Yuvaların yıkılması, ocakların sönmesi…” gibi benzetmelere katılmıyorum. Yanlış bir evlilik yapılmışsa veya evlendikten sonra eşlerden biri yanlış yapmaya başlamış ve bu yanlışı bırakmıyorsa, hiç kimse bunu ömür boyu çekmek zorunda değildir. Bu konuda Müslümanlara, özellikle Müslüman camialara büyük görevler düşmektedir. İnsanların evlenmelerine vesile oldukları kadar, yeri geldiğinde çarpık evliliklerin, dengesiz ve zulüm üzere sürüp giden evliliklerin son bulmasını sağlamalıdırlar. Daha sonra mağdur olan tarafa, özellikle bayanlara maddi açıdan destek olmalıdırlar. Ben şahsen bekârları evliliğe teşvik ettiğim gibi, aynı şekilde nice bayanlara ve bazen de erkeklere boşanmalarını tavsiye etmişim, yaptığımdan hiç de pişmanlık duymamışımdır.

Fakat sizin sorunuzdaki boşanmalarda görülen patlamalar gerçekten büyük bir problemdir ve apayrı bir olaydır. Eften püften sebeplerle yuvaların yıkılmasıdır. Zamanımızdaki boşanma furyasının sebepleri üzerinde iyice durulmalıdır, ezbere konuşmamız iyi bir şey olmaz. Fakat bizzat şahit olduğumuz boşanmaları göz önünde bulundurarak şunları söyleyebiliriz: Maneviyatsızlık, iman ve irade zaafından dolayı şahsiyet zayıflığı söz konusudur. Eşler birbirlerine çabuk parlıyorlar, birbirlerine tahammül edemiyorlar, sabır ve metanetten yoksunlar. Kendilerini birbirlerinin yerine koyarak düşünemiyorlar. Problemler ortaya çıktığında, geçimsizlik baş gösterdiğinde akil insanlar devreye sokulmuyor, yaşlı ve olgun çevre devreye girmiyor veya buna imkân tanınmıyor. Boşanmalarda en çok rol oynayan sebeplerin başında, maddi yönden doyumsuzluk, tatminsizlik ve gösterişe düşkünlük gelmektedir. Bu sadece evlilik hayatındaki problem değil, insanoğlunun hayatının bütünündeki en büyük problemdir. Zaten bunu halledemeyenler sadece evlilik hayatını kaybetme durumuyla değil, dünyasını ve ahretini tamamen kaybetmekle karşı karşıyadırlar.

Boşanma konusunu bir tarafa bırakıp biz yine evliliğe, evliliğin güzelliklerine dönelim. Her şeye rağmen evlilik çok mükemmel bir güzelliktir ve Allah’ın insanoğluna sunduğu bir lütuf ve ihsandır. Onun için biz gençleri erkence evlenmeye çağırıyoruz. Erken dedikse günümüzdeki uygulamalara bakarak erken diyoruz, yoksa normal vaktini kastediyoruz.
Evet, sevgili bekâr gençler, sizi evlenmeye davet ediyoruz!
Hemen, şimdi!

Evlilik İle İlgili Ayetler ve Hadisler

İslam’da nikah ve ailenin önemi nedir? Evlilik niçin önemlidir? Evlilikle ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kuran ve Sünnet ışığında evlilik ile ilgili ayetler ve hadisler...
İslâm’a göre nikâh ve âile müessesesi; nesil yetiştirmek, evlât terbiyesi, neslin muhâfazası ve insanlık haysiyetinin korunması bakımından son derece lüzumlu ve vazgeçilmez bir değerdir.

İslâm bu değere o kadar ehemmiyet vermiştir ki, onu yok etmeye kasteden çürük ve sefil münâsebetleri tamamen reddetmiş ve haram kılmıştır. Bu itibarla “zinâ” fiilini, en ağır bir şekilde yasaklamış ve ona yaklaştıran bütün kapıları da kapatmıştır. Zira o çirkin hâl; nikâhın zarâfet, nezâhet ve meşrûiyetine çılgınca bir saldırış ve nesilleri yok eden acımasız bir cinayettir. Nikâh gibi bir saâdet ve huzur dünyasını, fuhşun murdarlığına değişmek kadar büyük bir gaflet, cehâlet ve ahmaklık olamaz.

EVLİLİKLE İLGİLİ AYETLER
Evlilik, hem bedenî bir ihtiyaç, hem de mânevî gelişimin esaslı bir zeminidir. Zira evlilik, nefsânî arzuları meşrû ölçü ve gâyelerle idealize ederek hayırlı nesillerin yetiştirilmesine vesîle olur.

İman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar. Bakara 221
(Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir. Nisâ 24
Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki, onlara ait hükmü size Allah açıklıyor: Kitap'ta, kendileri için yazılmışı (mirası) vermeyip nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranmanız hakkında size okunan âyetler (Allah'ın hükmünü apaçık ortaya koymaktadır). Hayırdan ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilmektedir. Nisâ : 127
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır. Mâide : 5
Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? Nahl : 72
Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. Nûr : 32
Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik) görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. Nûr : 33
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21)
“Onlar sizin için, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara, 187)
EVLİLİKLE İLGİLİ HADİSLER
Evlilik, kişinin dinî hayatını en güzel şekilde yaşaması ve koruması için son derece lüzumlu bir müessesedir. Bu sebeple evlenirken dindar, güzel ahlâk sahibi eşleri seçmek ve dindar bir âile kurmaya çalışmak îcab eder. Âilenin en güzel tarafı gönül meyveleri olan evlatlardır. Kişinin hanımı ve çocuklarıyla huzurlu bir hayat sürdüğü âile yuvası, âdeta bir cennet köşesidir.

“Kim evlenirse imanın yarısını tamamlamış olur; kalan diğer yarısı hakkında ise Allah’tan korksun!” (Heysemî, IV, 252)
“En fazîletli şefaatlerden (teşvik edilen amellerden) biri, evlilik hususunda iki kişiye aracı ve yardımcı olmaktır.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 49)
“Kadın dört sebepten biri için nikâhlanır: Malı, nesebi, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç ki hayır ve bereket göresin!” (Buhârî, Nikâh, 15, Müslim, Radâ, 53)
“Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. Kimin maddî imkânı varsa, hemen evlensin. Kim maddî imkân bulamazsa, nafile oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 1/1846)
“Evlenin, çoğalın! Çünkü ben (kıyâmet gününde) diğer ümmetlere karşı sizin (çokluğunuzla) iftihar edeceğim!” (Abdurrezzâk, el-Musannef, VI, 173; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 131)
“Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171)
“Ey gençler! Sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin.” (Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1)
“Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (İbn Mâce, Nikâh, 1)
“Kimin evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan alıkoyar ve iffeti en iyi şekilde korur…” (Buhârî, Savm, 10)
“Kadın dört şeyi, yani malı, güzelliği, soy-sopu ve dindeki kemâli için nikâhlanır. Siz dindâr olanını tercih ediniz ki, elleriniz hayır görsün!..” (Buhârî, Nikâh, VI. 123; Müslim, Radâ, 53)
“Nikâhın hayırlısı, külfetsiz olanıdır.” (Ebû Dâvud, Nikâh, 32)
“Zenginlerin dâvet edilip fakirlerin çağırılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir.” (Buhârî, Nikâh 72; Müslim, Nikâh 107. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Nikâh 25)
“Ey insanlar! Kadınların haklarına riâyet ediniz! Onlara şefkat ve sevgi ile muâmele ediniz! Onlar hakkında Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emâneti olarak aldınız; onların nâmuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz!” (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı, X. 398)
“Evleniniz, boşanmayınız!.. Zira boşanma dolayısıyla Arş titrer…” (Ali el-Müttakî, IX, 1161/27874)
“Bir kimse geceleyin hanımını uyandırır da beraberce veya her biri kendi başına iki rekat namaz kılarlarsa, Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlardan yazılırlar.” (Ebû Dâvûd, Tatavvû 18, Vitir 13)
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin! Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin!” (Ebû Dâvûd, Tatavvû 18, Vitir 13)
“Sâliha kadın, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, kocasının meşrû isteklerini yerine getirir ve onun olmadığı yerde hem malını, hem de nâmusunu muhafaza eder.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 5/1857)
“Kocası kendisinden râzı olarak vefat eden kadın, cennete gider.” (Tirmizî, Radâ, 10; Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, Nikâh, 4)
“Mü’min, Allah’a takvâdan sonra en ziyâde sâliha bir eşten hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sevinç duyar, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadınından ayrılıp uzak bir yere gitse, kadın hem kendi nâmusunu korur hem de kocasının malı hususunda hayırlı ve dürüst olur.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 5/1857)
“Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindâr kadındır.” (Müslim, Radâ, 64; Ayrıca bkz: Nesâî, Nikâh, 15; İbn-i Mâce, Nikâh, 5)
“Sahip olunan şeylerin en kıymetlisi; zikreden bir dil, şükreden bir kalp, kocasının îmanına yardımcı olan sâliha bir eştir…” (Tirmizî, Tefsir 9/9)
“Kendi için evlenmek kolay olduğu hâlde evlenmeyen kişi benden değildir.” (Beyhakî, Şuâb, VII, 338/5095)
İslâm, insanı huzur ve saâdete ulaştıracak bir âile hayatının şartlarını en güzel şekilde ve inceden inceye tayin etmiş ve Resûlullah Efendimiz’in şahsında bizlere huzurlu bir âile yuvasının en mükemmel modelini sergilemiştir.

Haberin Videosunu İzlemek İçin Tıklayınız

Bu haberler de ilginizi çekebilir