• DOLAR 6,0742
  • EURO 6,8075
  • ALTIN 251,709
  • ...
"Kadın çalışma hayatı ile ailesi arasına sıkışıp kalıyor"

8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle basın açıklaması yapan Saadet Partisi Adıyaman Kadın Kolları Başkanı Ayşe Öteleş, kadınların ailesi ile iş hayatı arasında sıkıştırılarak mutsuzluğa itildiğine, iş hayatında büyük zorluklarla karşılaştığına vurgu yaptı.

"8 Mart Dünya Kadınlar Günü, her sene kadına ait sorunların ve çözüm yollarının konuşulduğu gün olmaktan maalesef ki öteye geçemedi." diyen Öteleş, "Her yıl aynı şekilde, toplumun birçok kesiminde birbirini tekrarlayan çalışmaları görüyoruz. Gün bitince, gündem değişiyor, problemler yarına devrediyor. Biz buradaki çözümsüzlüğü, doğal olarak her yıl birbirinin tekrarı fotoğrafın çekilmesini, tedavi reçetesindeki yanlışta buluyoruz. Kadına ait sorunlar aslında insana ait sorunlardır. Doğal olarak kadın, erkek, birlikte konunun muhataplığı söz konusudur. Konuyu sadece kadınlara lütfetmek diye anlar, bu şekilde politikalar üretme kolaycılığına düşersek, hem sorunlar çözülmez hem de toplumun huzur ve doğru yapılanmasını bozmuş oluruz." dedi.

"Toplumsal hayat kadın ve erkek ile biçimlenir"

Öteleş, "Her iki cins yaradılışlarından gelen özelliklere uygun olarak toplumsal hayatta varlık gösterirler ve toplumun huzuruna katkı sağlarlar. Kadın ve erkeğin birbirine göre biyolojik, psikolojik farklılıkları vardır. Bu farklılıklar üstünlük atfetmekten ziyade, birbirini tamamlayıcı özellikleri doğrultusunda sağlam yapıyı oluşturmaktadır. 8 Mart dolayısıyla günümüz kadınının sorunlarını ele alırken, günümüz insanının da sorununu konuşuyor buluyoruz. Tesirini hayatın her alanında hissettiğimiz kapitalist sistem, eşref- i mahlûkat dediğimiz insanı öğütmek üzere kurulmuştur. Bu düzen, güçlünün güçsüzü yok etmesini meşrulaştırdığı için tüm toplum için olduğu gibi kadın için de pek çok zorluğu da beraberinde getirmektedir." ifadelerini kullandı.

"Kadın, çalışma hayatında büyük zorluklarla karşılaşıyor"

Bu zorlukların en başında, kadını da çok boyutlu etkileyen geçim sıkıntısı geldiğini söyleyen Öteleş, "Doğal olarak çalışmak zorunda kalan kadınımız çalışma hayatında büyük problemlerle karşılaşıyor. Evine ek gelir getirebilmek için ağır şartlarda çalışmak zorunda kalıyor. Fıtratına uygun olmayan zaman ve zeminde, sosyal güvenceden mahrum, düşük statü ve ucuz işgücü altında çalışmak durumunda kalan kadın, mutsuzlaşıyor. Çalışma hayatı ile ailesi arasına sıkışıp kalıyor. Öyle ki, annelik vasıflarını yerine getirmekte zorlanıyor, varsa evladına hasret kalıyor. Bu konu üzerinde ısrarla durmakta fayda var çünkü aile toplumun temeli, kadın ise ailedeki en önemli unsurdur. Eğer kadın aile içindeki görevini kâmil manasıyla yerine getiremez, çocuklarıyla tam olarak ilgilenemezse aile temellerinde çatırdamalar meydana gelir ve toplum yapısı bozulmaya başlar." şeklinde konuştu.

"Aile mefhumu ciddi anlamda tehlike altındadır"

Öteleş, sözlerine şöyle devam etti:

"Çalışma hayatını seçmiş bir kadının şartlarını, eşitlik ilkesinden ziyade adalet ilkesi üzerine bina ederek düzenlemek devletin vazifesidir. Özelde kadınların genelde ise tüm insanlığın en büyük sıkıntılarından biri de şiddettir. İnsanlık tarihi incelendiğinde, fiziki güç ve kuvvete sahip olanların, diğer canlıların üzerinde tahakküm uygulamayı, kendilerine hak sebebi saydığını görüyoruz. Bu kuvveti üstün tutan medeniyetlerin zihniyetidir. Günümüzde bu zihniyetle yetişen ve topluma katılan bireyler, maalesef hakkı üstün tutmayı değil, güçlü olmayı hayatlarının merkezine koymuşlardır. Bu fikir yapısına sahip insanlar, şiddetin uygulayıcısı olarak çıkıyor karşımıza. Kadına şiddeti hak sayanlar, töre cinayetleri, çocuk yaştaki gelinler, memleketimizin derin yaralarıdır. Kadına uygulanan şiddeti sadece fiziki şiddet ile de sınırlandıramayız."

"Alınan tedbirlerin yetersizliği ve çözüm sağlamadığı ortada"

Öteleş, "Devlet, uygulanan şiddetin önüne geçebilmek için 'panik butonu', 'konuk evleri', 'kadına şiddete son' 'alo 183 hayat kurtarır' projeleri ile tedbir almaya çalışıyor. Ancak istatistikler gösteriyor ki alınan tedbirlere, çıkarılan yasalara, uluslararası sözleşmelerle, kadının bilinçlendirilmesine rağmen şiddet her geçen gün artış göstermektedir. Ülkemizdeki eğitim seviyesi, yükselmesine rağmen kadına uygulanan şiddetin oransal büyümesi de bizi kaygılandırmaktadır. Anlaşılmıştır ki şiddete, sadece diploma ile çözüm bulmak yeterli değildir. Alınan tedbirlerin yetersizliği ve çözüm sağlamadığı ortada. Bu konuda duyarlı olmak hepimizin insanlık vazifesidir. Bireye ceza en üst seviyeden verilmelidir. Bunları konuşurken, medya ve reklâm sektöründe kadın bedeninin bir meta olarak kullanılmasını da en büyük istismar olarak görüyoruz. Bunun sistematik olarak yapılması ve müsaade edilmesi de burada konuşulması gereken önemli bir konudur." diye konuştu.

"Savaş içindeki kadınların uğradığı şiddet, işkence ve tecavüzler göz ardı edilmektedir"

Savaş kadınlarının uğradıkları zulüm ve işkencelerden dolayı her gün bin kere öldüğünü belirten Öteleş, şöyle konuştu:

"Kadına uygulanan şiddetin başka bir boyutu daha var ki; o da savaş kadınlarının yaşadıklarıdır. Çünkü erkekler savaşta bir kere ölmektedir. Savaş kadınları ise uğradıkları zulüm ve işkencelerle her gün bin kere ölmektedir. Bosna savaşında erkekleri öldürülen 20 binden fazla kadın tecavüze uğramıştır. Ruanda'da aynı kaderi paylaşan kadın sayısı 15 bindir. Irak savaşında çocuklarından ayrılan, göçe maruz kalan, işkence gören, tecavüze uğrayan kadın sayısı yaklaşık 1 milyondur. Ve çok üzülerek söylemeliyiz ki, bugün Kuzey Afrika'da, Myammar'da, Arakan'da, Doğu Türkistan'da, Ortadoğu'da, Filistin'de, sınırımızın hemen yanı başında, savaş içindeki kadınların uğradığı şiddet, işkence, tecavüzler göz ardı edilmektedir. Savaş sonucu ülkemize mülteci olarak gelen 3 milyon Suriyeli kadının yaşadığı mağduriyet bizi derinden yaralamaktadır. Hükümet, mülteciler için doğru şekilde sevk ve idare gerçekleştirememiştir. Bir lokma ekmeğe muhtaç kadınlar, çaresizlik girdabına sürüklenmiştir."

"Toplum temeline ciddi dinamitler atılmış ve gördüğünüz bu tablo ortaya çıkmıştır"

Ekonomik sıkıntıların, sosyal boyutta problemlerle toplumun her kesimini etkilediğini dile getiren Öteleş, son olarak şunları kaydetti:

"Son dönemlerde her gün bizi çok derinden üzen haberlerle uyanıyoruz. Hatta hepimizin içinden, 'Bu ülke ne zaman bu hale geldi?' diye geçiyordur. Öncelikle bir anne olarak çocuklarımızı nasıl bir topluma emanet edeceğimizi düşünüyoruz. 'Toplumun en önemli sorunu nedir?' diye sorduğumuzda emin olun hepsinden aynı cevabı alıyoruz. Herkes bu sorunun ahlak sorunu olduğu üzerinde duruyor.

Biz bu soruna sebep olacak ihmalleri çok uzun yıllardır söylüyoruz. Önce ahlak ve maneviyat ilkesini ön plana çıkarmamızın sebebi de budur. Ancak ne yazık ki gerek eğitim sisteminin bozulması gerek aile mefhumunun zedelenmesi gerekse kabul edilen uyum yasaları ile toplum temeline ciddi dinamitler atılmış ve gördüğünüz bu tablo ortaya çıkmıştır." (Cemil Özdaş - İLKHA)





Markanız bizimle şehrin markası olsun
ŞEHİR MARKALARI
Reklam İletişim 0212 562 60 06

Bu haberler de ilginizi çekebilir