'Batı, kadını sakız reklamında kullanacak kadar aşağılıyor'

'Batı, kadını sakız reklamında kullanacak kadar aşağılıyor'

Tesettür Seferberliği Platformu (TESSEP), Şırnak Üniversitesi 15 Temmuz Kongre ve Kültür Merkezinde bayanlara yönelik "Hayâ ile Diriliş" konferansı düzenledi.

Kur'an'ı Kerim tilavetiyle başlayan konferansa konuşmacı olarak TESSEP Genel Koordinatörü Aynur Sülün katıldı. Katılımcılara hitaben konuşan Sülün, Haya ile dirilişin nasıl olacağını, İslam'da tesettür ve korunma ile Batının kadın hakları üzerinden kadınları nasıl aşağıladıklarını anlattı.

"Kapitalist sistem, öncelikle kadının kendisinden nefret etmesini sağlıyor"

Kadının beğenilmeyi isteme özelliğini kapitalist sistem çok güzel kullandığını, belli standartlardaki kadınları piyasaya sürüdüğünü ifade eden Sülün, "İnsanları memnun edemezsiniz. Moda adı altında sürekli çeşitli alternatifler sunacak bir sistem var. Şunu giyerseniz daha çok güzel olursunuz, daha çok dikkat çekersiniz, daha farklı, daha özgür olursunuz. Arkadaşlar bu bir köleliktir. İnsanların ne giyeceğine bakmak ruhsal bir köleliğe doğru gitmektir. Kadının beğenilmeyi isteme özelliğini kapitalist sistem çok güzel kullanıyor. Kapitalist sistem, öncellikle kadının kendisinden nefret etmesini sağlıyor. Belli standartlardaki kadınları piyasaya sürüyor. Reklam aracılığıyla 'bu kadınlar gibi değilsen cildin, boyun, fiziğin gözün... Bu kadınlar gibi değilsen çirkinsin.' Onlar gibi olunabilir mi, onlar boylanmış, cilalanmışlar çıkmışlar ekrana, sana bir ölçü belirledi ve seni bir yarışa sokuyor. Kendi kendinden nefret etmekle başlıyorsun, bu defa yüzündeki vücudundaki lekeleri takıntı haline getirtiyor. Saçını, burnunu, boyunu fiziğini takıntı haline getirenler var. Sonrada bunlar gibi olabilmek için falanca malzemeleri alman lazım. Şu çantayı, ayakkabıyı elbiseyi giymen lazım diyor. Niye böyle yapıyor, ürünün pazarlamak için; ilk önce senin kendinden nefret etmeyi sağlıyor. Sistem kadını bu hale getiriyor." şeklinde konuştu.

"Şu an Türkiye'de gençlerin yüzde 75'i kendi bedensel özelliklerini takıntı haline getiriyor"

Kapitalist sistemin, kadınları reklamlar üzerinden ruhsal bunalıma soktuğuna dikkat çeken Sülün, şunları söyledi: " Türkiye'de, şu an gençlerin yüzde 75'i kendi bedensel özelliklerini takıntı haline getiriyor. Bu ruhsal bir hastalıktır. Almanya'da 4,5 milyon kadın bu yüzden tedavi görüyor. Kadın ifsat olursa, toplum ifsat olur. Niye? Çünkü insanlığın yarısı kadındır, ama diğer yarısı olan erkekleri yetiştiren yine kadındır. Kadın ifsat olursa annelik duygusu bozulur, aile bağları bozulur, hayâ duygusu gidince bunlar olur. Dediler ki Kadın bunlardan soyutlanmalı, bunlar bizi geri bıraktı. Kadın itibarını açılarak, saçılarak elde edecek, kadın cinsel anlamda özgür olmalı, çalışma sahasında da bulunmalı. Kadın haklarının içeriğini böyle doldurmaya çalıştılar. Ne yaptılar, kadın itibar kazandı mı? Kadını basitleşirdiler, reklam malzemesi yaptılar, bir ayakkabı reklamında kullanacak kadar aşağılanıyorlar. Batının ardından giden toplumumuzda bugün bir ayakkabı, bir sakız, çok değersiz metaların yanında kadını katarak kadını nesnelleştiriyor. Onun cinselliğini üzerinden ürünlerini pazarlıyorlar. Kadını insan yerine koymayan batılı ülkelerin filozofu Aristo bir heyet kuruyor 'Kadın insan mı şeytan mı? Diye. Çıkan sonuç ne biliyor musunuz; 'Kadın yar insan yarı şeytan bir varlıktır!' Bu kadar aşağılayan batı milleti son 150 yıldır kadın haklarından, özgürlüklerinden bahsediyor. E verdiler mi kadına hakları özgürlükleri! Hayâsını çaldılar, edebini çaldılar ardından anneliğini çaldılar. Onun birlikte toplumları bozdular. Bedenlerini teşhir ede ede cinsi sapıklıkların önünü açtılar."

"Batı, insanı ve kadını tanıma ve tanımlama konusunda sınıfta kaldı"

"Batının ortaya atmış oldukları düzenler insani bünyeye uymuş olsaydı, bugün yeryüzünde bu kadar adaletsizlikle yaşanmamış olacaktı" diyen Sulün,

Batı insanı tanıma ve tanımlama konusunda sınıfta kaldı. Çünkü batıya göre insan boş bir levhadır. Onun fıtratında herhangi bir ahlaki özellik yoktur. İnsan doğduğunda özelsiz, boş ve mahiyetsiz bir şekilde dünyaya gelmiştir. Fakat bizim inancımıza göre, insan bütün insanı faziletlerle donatılmış şekilde dünyaya gelir ve bu insanı faziletleri kaybetmemesi içinde kendisine bir nizam belirlenmiştir. İslam'ın belirlediği bir eğitim metodu vardır. İnsan tabiatında olan bu özellikler geliştirilip, olgunlaştırılıp, yön verilip ve onun hayatı boyunca insan kalması sağlanmış olur bu şekilde. Bakıyoruz ki batılı bilim adamı ve filozoflara kimi demiş ki insan düşünen bir hayvandır. Kimisi demiş ki insan sadece biyolojik bir hayvandır. Bakın, kadını insan kategorisine alamamışlar bile. Hala hayvan olarak tanımlanıyor. Ortaya atmış oldukları düzenler insani bünyeye uymuş olsaydı, bugün yeryüzünde bu kadar adaletsizlikle yaşanmamış olacaktı. İslam'ın eğitim sisteminde insan tabiatını baz alarak insanı geliştirmeyi hedefler ve insanı yönlendirir."

"Hayâ, bütün ahlaki özellikleri besleyen bir güçtür"

Konuşmalarının devamında Sülün, "İnsanın tabiatında hayâ diye bir kuvvet vardır. Hayâ, bütün ahlaki özellikleri besleyen bir güçtür. Hayâ tıpkı ağacın kökleri misali bütün ağacın dallarını besleyen bir güçtür. Dolayısıyla hayâ düştüğü oranda ahlaki düşüşe geçer insan. Hayâ duygusu kuvvetlendiği oranda insan, ahlaki anlamda güçlenir. Kuvvetli ailelerden güçlü aileler çıkar, güçlü ailelerden güçlü toplumlar çıkar. Onun için hayâ duygusunun güçlenmesi ile toplumdaki adaletin, toplumdaki düzenin, toplumdaki huzurun bir bağlantısı vardır. Biz insanlardaki insan kalabilme yetisi olan ve bütün insanlardaki özellikleri besleyen, koruyan ve güç veren hayâya sahip çıkmamız bunu güçlendirmemiz bunu korumamız icap ediyor. Eğitim sistemini, siyaseti, ekonomiyi kültürü ve her şeyi bunun üzerinden tasarımlamak gerekiyor." ifadelerini kullandı.

"Hayâ güçlendiği oranda insanın, doğruyu ve yanlışı seçebilme kabiliyeti de güçleniyor"

İslam'ın belirlediği tesettürün hayânın dışa yansıması olduğunu belirten Sulün ,"İnsan fıtratını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hayâ, fıtratın ta kendisidir. Hayâ güçlendiği oranda insan, doğru ve yanlışı seçebilme kabiliyeti de güçleniyor. Hayâ duygusu erkeklerde de sakınma duygusudur. Çünkü insanın bünyesinde karşı cinse karşı bir meyil vardır. İnsanın tabiatında bu vardır, bertaraf edemezsin. Bu duygu, insanlar evlensinler, nikâh ile birlikte yuva kursunlar ve insanlık nesli devam etsin ve medeniyetler kurulsun diye bu duygu insanoğluna doğuştan verilmiştir. Bu duygunun mahrem olmayanlara karşı hissedilmesi kesinlikle toplumda fesada, fitneye, zinaya ve her türlü hayâsızlığa kapı açacağı için Allah, başkalarına karşı frenleyeceği hayâ duygusu vermiştir. Bedenini hayâ elbisesi ile örtünmesini, söylemlerinin, yürüyüşünün hayâ ile örtünmesini yüce rabbimiz ister ki kadın ile erkek arasında bir perde çekilmiş bu şekilde. İslam'ın belirlediği bir tesettür hayânın dışa yansımasıdır, tesettür hayânın hayat bulmasıdır, tesettür hayânın amele dönüşmesidir. " dedi

Program, okunan duanın ardından toplu hatıra fotoğrafı ile son buldu. (Ahmet Uçar - İLKHA)              

Diyanet ve Aile Bakanlığı aileyi güçlendirme protokolü imzaladı

Diyanet ve Aile Bakanlığı aileyi güçlendirme protokolü imzaladı

Diyanet ve Aile Bakanlığı aileyi güçlendirme protokolü imzaladı

Diyanet ve Aile Bakanlığı aileyi güçlendirme protokolü imzaladı
 

En Çok Okunanlar