Bir gönül adamı Aşık Veysel

Bir gönül adamı Aşık Veysel

Kültür Sanat-ENES ÇETİN

Sivas'a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan Köyü'nde bir çiftçi ailesi olan Ahmet ile Gülizar'dan dünyaya gelir o. Doğduğu vakitlerde o yöreyi esir alan çiçek hastalığı Veysel'den önce iki kardeşinin hayatına son verdiği gibi onun da gözlerini kör eder. Bir gözünü tam anlamıyla yitirmemişken babasının elindeki değneğin kazayla gözüne çarpması sonucu ondaki görme duyusunu külliyen elinden almıştır. Vahim bir hale düşen Veysel'in hayata tutunacak tek dalı babasının ona hediye ettiği sazı olmuştur. Babasıyla kadim dostluğu bulunan Çamışıhlı Ali Ağa'dan saz dersleri alır ve böylece Aşıklık yolunda ilk adımını da atmış olur Veysel. Karanlıklar içinde büyüyen bir genç olmanın nasıl bedbaht bir durum olduğunu anlatmaya onun sözü yeter ne de sazı.

 “ GÜZELLİĞİN ON PARA ETMEZ, BU BENDEKİ AŞK OLMASA”

Ah! Ah! Nerde yoğurttun bu alçak gönüllüğün mayasını Veysel? Hangi dağın gövdesine salıverdin de içini bir ah bile etmedin vefasızın arkasından?  Gönlü sıradağlar heybetinde olanın gam fırtınaları da öyle hafif falan olmuyor. Rabbim derdin büyüğünü yine sabrın ne olduğunu çok iyi bilen kullara bahşediyor. Veysel'in sırtına bu yükte ağır lakin kaldırılmaz değil. Allah bunu çok iyi biliyor. Her kışın bir baharı, her sonunda bir başlangıcı vardır elbette. Buhranlı günler içinde hayata dair bir umudu bir tutunacak dalı kalmayan Veysel içinde muhakkak ki yüzünde güller açacağı vakitler yakındır. Öyle de olur zaten. Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları Halk Şairlerini Koruma Derneği'ni kurarlar. Kurulan derneğin adı altında ise üç gün sürecek olan Halk Şairleri Bayramı düzenlenir. Veysel'in de bu organizasyona katılması önüne artık ışığı kesilemeyecek ufuklar açar. Çalınan sazlar, söylenen türküler arasından en çokta Veysel'in yöresel tavrı dikkatlerini çeker katılımcıların. Ahmet Kutsi onda saklı olan gizli duyguların çok iyi farkına varır ve onu Ankara'ya gönderir. Hâkimiyet-i Milliye Basım Evi'ne giderler. Ve Âşık Veysel'in yurdun dört bir yanında adının duyulmasına bu basım evi sebep olacaktır. O, artık sevilen, sayılan en güzeli de dinlenilen bir âşık olmuştur. Sivas'a dönmeden öncede ilk plağını Ankara'da okur.

ŞİİR ÇITASINI YUKARILARA ÇEKECEK EŞSİZ TECRÜBELER

Veysel artık umudun iplerine sıkıca tutunarak devam eder hayatına, o içinde taşıdığı aşkı, saygıyı, sevgiyi ve dahası aşık olmanın ilkelerini sazıyla haykırmaktadır kardeşliğin coğrafyasına. Bu toprakların mayasına kültür kokan elleriyle bir de o el atar. Ve artık o bir eğitimci olacaktır. Ülke genelinde yeni kurulan Köy Enstitüleri'nde Ahmet Kutsi'nin tavsiyesi üzerine saz dersleri vermeye başlar. Bu durum onun için nimetlerin en büyüğüdür ki çalışma süreci içerisinde kültür ve sanat dünyasının çok değerli isimleriyle bir araya gelme fırsatı bulur. Şiir çıtasını yukarılara çekecek eşsiz tecrübeler kazanır bu mesleğinde. Ömrünün en güzel yıllarını geçiren Veysel, bu dönemde Gülizar adında bir kızla evlenir. Evliliklerin de her şey yolunda gider ama karısının tek derdi kocasının gurbette eğitim vermesidir. Müdürüne okuttuğu şiiri ile bu dertten de ustaca kurtulur.

SEVENDE GAYRI KAVUŞUR SEVDİĞİNE

Aşığın derdini anlayan müdür ise tez zamanda onun tayinini Sivas'a çıkartmada yardımcı olur, sevende gayrı kavuşur sevdiğine… Aşık Veysel şiirleriyle Pir Sultan Abdal'ın emanetini, Ruhsati'nin nefesini taşır adeta. Unutulmaya yüz tutan bir edebiyatın son temsilcileri arasındadır. Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda gümrah açan sevgi güllerinin tohumunu eker o görmeyen gözleriyle. Faniliği unutulup uğruna kanlar dökülen, kalpler kırılan bu dünyayı bir viran han diyerek, bizlere hak olan ahireti hatırlatır. Kime sarıldıysa diken olan, hangi taşa tutunduysa üzerine yıkılan, gölgesine güvendiği dalların sıra sıra kırıldığı kederli yaşamında, bir tek toprağı kendine yar, yaralı sinesine sevgili bilmiştir.

En Çok Okunanlar