Bilinmeyen büyük bela; BÜYÜ

Bilinmeyen büyük bela; BÜYÜ

HİCRAN DURSUN / DOĞRUHABER

Yüzyıllardan beri insanlar arasında büyü ve büyücülüğe yer verilmiş ve yapılmıştır. Efendimizin zamanında ve O'ndan önce de cahiliye döneminde büyücülük çok yaygındı. İnsanlar birbirlerine büyüler yaparak hayat gidişatlarının üzerinde olumsuzluklar meydana getirmiştir. Günümüzde ise hâlâ çok yaygın olmasa da bir meslek halinde büyüler yaparak para kazananlar var. Son zamanlarda özellikle birbirinden hoşlanmayan insanlar kişiler üzerinde büyüye başvururlar. Genelde kadınlar arasında kıskançlık ve çekememezlik duyguları büyü yaptırmaya iten sebeplerdir. Büyü İslam dininde kesinlikle yasaklanmış, yapanda yaptıranda şirke girmiş olur. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır;

“Büyü için şartlar ne kadar hazır ve uygun olur ise olsun ve ne kadar güçlü büyü yapılırsa yapılsın Allah Teâlâ'nın izni olmadan büyü kimseye tutmaz ve zarar veremez”( Bakara suresi 102. Ayet) 

Üzerinde büyü olan kişilerin bazı belirtileri saptanmıştır. Bunlardan bir kaçı; uyku bozukluğu günün her saatinde uyuma isteği ve günün her saatinde aşırı halsizlik, sürekli kulak çınlaması, kimsenin duymadığı bazı sesler işitmek, omuzlarda çökme, konuşma yeteneğinde zayıflama ve kelimelerin telaffuz edilememesi, bazen banyo yapmaktan nefret edilmesi bazen de normalin üzerinde banyoda kalma isteği olması,  sürekli bir çift gözün kendini takip edilmesini sanmak, rutin olarak eşya kayıp edilmesi. Bu belirtilerin sadece bir kaç tanesidir. Fakat sağlık ile ilgili olan belirtilerde doktora başvurmak en iyisidir. 

Bu belaya Âlemlere rahmet Peygamber Efendimiz de yakalanmıştır. Yahudilerin ileri gelenleri, Müslüman olduğunu açıkladığı hâlde münafıklık yapan ve sihirbazlıkta çok maharetli olan, Yahudilerle anlaşmalı Lebid bin A'sam'a: “Sen bizim en bilgili sihirbazımızsın! Muhammed erkeklerimizi ve kadınlarımızı sihirledi. Biz ona karşı hiçbir şey yapamadık. Sen onun bize neler yaptığını, dinimize nasıl aykırı davrandığını, bizden kimleri öldürdüğünü veya sürgün ettiğini gördün. Biz, bütün yaptıklarına karşı O'nu sihirleyip cezalandırmak üzere seni vazifelendiriyoruz!” dediler ve sihir yapması için de üç dinar verdiler.  Lebid, Peygamber Efendimiz 'in saçlarından birkaç tel elde etme yolları aramaya başladı. İstediğini elde edince, ona birtakım düğümler attı ve üfledi. Bu düğümlenmiş ve üflenmiş saçları erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığının içine koydu. Sonra, onu götürüp bir kuyunun içindeki basamak taşının altına yerleştirdi. Lebid sihir yaptıktan sonra Resûlullâh hastalandı. Gözlerinin feri de azaldı. Hastalığı günlerce sürdü. Yemeden içmeden kesildi. Allah Teâlâ, Resul'üne, bu sihrin kim tarafından, nasıl yapıldığını ve nereye gizlendiğini gösterdi. Allah Resulü, Hz. Ali ile Ammar'ı Zervan kuyusuna gönderdi. Kuyunun suyu kına rengine dönmüş, yanındaki hurma ağaçlarının başları da şeytan başı gibi olmuştu. Hz. Ali ile Ammar, kuyunun suyunu çekip boşalttılar, içindeki basamak taşını kaldırdılar ve sihri buldular. Rivayete göre bu esnada Cebrail aleyhisselam Felak ve Nas surelerini getirdi. Her bir ayeti okudukça bir düğüm çözülüyordu. En son düğüm çözüldüğü zaman, Peygamber Efendimiz, bağdan kurtulmuş gibi açılıverdi. Yemek yemeye, su içmeye başladı. Allah Resulü Zervan kuyusunu kapattırdı. Sihir yapan Yahudi Lebid'in de ne yüzünü gördü ne de bu suçunu anıp başına kaktı. Hayatına kastetmiş bulunan Lebid'i ve onun mensûb olduğu Beni Zurayk kabilesinden hiç kimseyi de öldürtmedi. Büyü ve nazardan korunmak için sürekli ibadet içinde olmalı, Kur'an'dan uzaklaşılmamalıdır. 
 

 

En Çok Okunanlar