Eğitim Hayat Boyu Sürer; Üniversite ile Sınırlandırmamalıyız

Eğitim Hayat Boyu Sürer; Üniversite ile Sınırlandırmamalıyız

Röportaj: Fatma ALTUNTOP

İnsanlığın var olmasıyla gelen eğitim hakkında ne kadar konuşulsa, yazılsa azdır. İnsanlığın büyük düşmanı olan cehaletin bertaraf edilmesinin de ancak eğitimle, marifetle olduğunu biliyoruz. Bu vesileyle bu haftaki röportaj konuğumuz İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Arap Dili Bölümü Yrd. Doç. Dr. Mukarrama Yakşi hocamızla gerçekleştirdik. Sözü uzatmadan hocamızla yaptığımız keyifli röportajla baş başa bırakıyorum.

Hocam kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Mukarrama Yakşi. 1970 Kazakistan doğumluyum. 1987-1992 Kazakistan Ulusal Devlet Üniversitesi'nin Doğu Dilleri Fakültesi'nin Arap Dili ve Kazak Dili Mezunuyum. İslami hassasiyeti olan bir ailede büyüdüm. Babam hoca efendiydi. Rus Sovyet döneminde halkı İslam'a çağıran, mescitlerde tefsir dersleri veren bir zattı. Annem hakeza dindar bir kadındı. Annesi İkinci dünya savaşında tarlada namazını kılan bir kadındı. Babası, ikinci dünya savaşına oruçlu iken gidip şehit olma şerefine nail olmuştur. Sovyetlerin dinsizlik eğitimine rağmen ailemin hassasiyetleri sebebiyle, dinimizi korumaya çalıştık, Kur'an'ı okumayı bırakmadık. Elhamdülillah. 1991'de evlendim. Üç çocuğum var. Türkiye'de beş yıldır yaşıyorum.

Öğretmenliği nasıl tanımlarsınız?

Öğretmenliği tercih eden öğrencilere evvela şunu söyleyeyim; bu mesleği sevmelisiniz. Sevgi olmazsa işkenceye dönüşür. Ömrünüzden beş yılınızı sevmediğiniz bir mesleğe vereceksiniz. Sevmeden, sevdiremezsiniz. Emek vermelisiniz ki; karşılığını göresiniz. Öğretmen gücünü öğrenciden alır. Aslında bir nevi öğretmeni öğretmen yapan, öğrencidir.

Arap diline ne zaman ilgi duydunuz, kaç yılın akabinde bu seviyeye ulaştınız?

Arapça öğretmenliği beş yıl sürmüştü. Zor şartlar altında öğrendim. Bölümümüzde asıl dersler Kazakça verilirdi. Arap dili dersleri haftada üç blok ders verilirdi. Örneğin, üç ayda da Arap alfabesini öğrendik. Sovyet eğitim sisteminde teoriden ziyade pratik bol bol yaptırılırdı. Son sınıfta evlendim. Üç çocuğum olmuştu. Ev hanımı olmuştum. Mesleğime başlayamamıştım. Fakat Arapçaya sonsuz bir aşkım vardı. Çok seviyordum. Evde olduğum müddetçe hep tekrarlar yapardım. Örneğin, bulaşık yıkarken cümleler kurardım. Gördüğüm kitapları tahlil ederdim. 2003'te tam on bir yıl sonra tekrar eğitimime kaldığım yerden başladım. Kazakistan'da Hüdai Vakfına bağlı İlahiyat Fakültesi'nde hocalığa başladım. Rusça gördüğüm Arap dili derslerini Arapça olarak ilk orda vermeye başladım. Arap diline olan ilgim tabiri caizse içime sığmıyordu. Her duyduğum, gördüğüm kelimeyi öğreninceye kadar bırakmazdım. Bilmediğim, eksiğim olan bir şeyi öğrendiğimde, onu tam öğreninceye kadar uyuyamazdım. Üç yıl burada çalıştıktan sonra Suud Arap elçiliğinde tercümanlık yaptım. Kazakistan'da sadece Arap dili doktora programı olmadığı için, Türkoloji dalında Özbek, Kazak, Arap dilindeki ortak kelimeler tezimle tamamladım. Kazakistan'da bir Türk üniversitesinde iki yıl hocalık yaptım. 2013 Marmara Üniversitesi İlahiyat fakültesinde dersler verdim. Üç yıldan beri İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi'nde yardımcı doçent unvanıyla görev yapmaktayım.

Kuran dili, küreselleşen dünyada ülkemiz için bilime ve eğitime katkıda bulunan özellikle Arap ülkeleriyle olan yoğun ilişkiler nedeniyle revaçta olan, çok kapsamlı bir dil bilgisine ve edebiyata sahip Arapçayı öğrencilerinize nasıl sevdiriyorsunuz?

Bir mecliste duymuştum; “anlatan ne kadar samimi ise anlattıklarında, anlatılanlar o derece tesir, etki bırakır.” Aslında Arapçayı çok seviyorum. Sürekli öğrenme halindeyim. Severek anlatıyorum, öğretiyorum.

Özellikle Arapçayı sevdirmek için çaba harcamıyorum. Zaten verdiğiniz emek, çaba, gayret öğrencileri harekete geçiriyor. İnsan sevdiği işten yorulmaz. Bundan dolayı üniversite tercihlerinde, öğrenci sevdiği bölümü okumalı. Zira sevdiği bölümün her türlü sıkıntısına katlanır. Başarısızlığı kabul edemez. Başarı yolunda sürekli ilerler. Öğrencilerimin her birini seviyorum. Eğitimde amacım ezbercilik değil, öğrencinin anlayarak öğrenmesidir. Anlayıp anlamadığını gözlerinden anlarsınız. Siz çocuğun gözünde o ışığı gördüğünüzde, işte diyorsunuz bu uyandı, ilgi artacaktır.

Hocam, uzun yıllardır bayanların sadece duygusal yönleri ön plana çıkartılarak, bilgelik yönlerinin arka plana atıldığını görmekteyiz. Peki, bayanların ilim, irfanla alakaları nasıl olmalı?

Allah'u Teâlâ erkeğe de, kadına da sorumluluklar yüklemiştir. Birbirlerini tamamlarlar. Elbette konumuz kadın olduğu için onun üzerinden gidelim. Dünya'ya gözümüzü açtığımız zaman evin kızı olarak doğarız. Anne ve baba, kardeşlerimizi görürüz. Evlendiğimiz zaman eş oluruz. Yeni ailenin kurucusu oluruz. Yeri geldiğinde komşuyuz, arkadaşız. İlim deyince aklımıza iki tür ilim gelir. Uhrevi ve dünyevi. Günümüzde bayanlar için ilim, bilim için çok kolaylıklar vardır. Bizler çocuklarımızı eğitmezsek, başkaları eğitir. Anne ne kadar eğitimli ise o kadar eğitir. Eğitim hayat boyudur. Sadece üniversite ile sınırlandırmamalıyız. Örneğin, arkadaşlarımızla çaya toplandığımız vakit dahi bir şeyler öğrenebiliriz, paylaşabiliriz. Belli bir vakit ayırmalıyız. Ciddi bir şekilde dertlenmeli ve dua etmeliyiz: “Allah'ım faydalı ilimle meşgul et” diye.

Eğitim şart diyorsunuz o zaman bayan öğrencilere neyi tavsiye edersiniz?

Eğitim olmadan olmaz. Her genç kızın imkânı varsa, okumalıdır. Özellikle muhafazakâr aileler bu konuda temkinli davranıyor. “Kızım değişir mi? Böyle olursa, şöyle olursa vs.” diye düşünüyor. Tabi eğitimin temeli ailede başlar. Aile iyi örnek olamazsa, eğitimcilerden çok şey beklememelidir. Aile kız çocuğunun istek ve kabiliyetlerini göz önünde bulundurmalı. Çocuklarımıza öz güveni öğretmeliyiz. Bir genç kız üniversite hocalarını seçemiyor malumumuz üzere, bundan dolayı biz her hocanın dersinden istifade edip, onun dinini, mezhebini sorgulamayla meşgul olmamalıyız. Kendimizi bilmeliyiz. Sınırlarımızı korumalıyız. Arkadaş seçiminde dikkat etmeliyiz. Zira üniversite hayatında tek ilerleyemezsiniz arkadaş bundan dolayı önemlidir. Başarılı insanları takip etmeli, eğitim yıllarının kıymetini iyi bilmeli. Yardımsever olmalı. Sadece derslerde başarılı olmamalı. Sosyal aktivitelerde başarılı olmalı. Bölümümüzle alakalı etkinlikleri takip edip takviye etmeliyiz. Hem dinini en iyi şekilde öğrenmeli, hem de mesleğini güzelce öğrenmeli.

Hocam, bir anne ve eğitimci olarak, çocuğun ilk öğretmeni olan ebeveynlere neyi tavsiye edersiniz?

Çocuk duyduğunu öğrenmez. Aksine gördüğünü, yaşadığını öğrenir. Hayatı öğretmeliyiz. Çocuklarımızı küçüklükten koruruz. Fakat bununla beraber ona nasıl korunacağını çoğu zaman öğretmeyiz. Tecrübelerimizi paylaşmalıyız. Onların da tecrübe yaşamasına fırsat vermeliyiz. Çocukların robot olmadığını unutmamalıyız. Yapamadıklarımızı onlara dayatarak yaptırmamalıyız. Bilakis, çocuğun istediği şeylerde her an yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz. Her çocuğun fıtratının, ahlakının farklı olduğunu unutmamalıyız. Sevgi anlayışımızla her şeyi öğretebiliriz.

Hocam bu yoğunluğunuza rağmen bize zaman ayırdığınız için Doğruhaber Gazetesi olarak teşekkür ederiz. Başarılarınızın devamını diliyoruz.

Ben de teşekkür eder. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

En Çok Okunanlar