Zemzem!

Zemzem!

Zemzem suyunun hikâyesi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail'in Mekke'yi mesken tutmalarıyla başlar.* Hz. İsmail vefat ettikten sonra Mekke'nin idaresi oğlu Nabit'e geçer. Bir süre sonra idareyi, Yemen'den göçüp yerleşen, İsmailoğullarına dayılık yakınlığı bulunan Cürhüm kabilesi devralır. Uzun bir müddet Kâbe'nin idaresini, hacıların yeme, içme, konaklama işlerini, şehrin muhafaza görevini ellerinde bulunduran Cürhümiler artık zulmetmeye başlamıştı. Birtakım haramları helal yaptılar. Mekke'ye gelen yabancılara haksızlık yapıp, Kâbe'ye hediye edilenleri kendileri sahiplendiler. Bu durumu kabullenemeyen Huzaa kabilesinin Gubşan kolu, Cürhümilerle savaştı ve onları Mekke'den sürdü. Cürhümiler Mekke'den ayrılmadan Kâbe'nin içerisinde bulunan altından yapılmış iki geyik başını ve Haceru'l-Esved'i zemzem kuyusuna gömüp üzerini kapattılar. O zamanlar Mekke'de başka kuyular da vardı. Mekke halkı su ihtiyaçlarını bu kuyulardan sağladıkları için bir süre sonra zemzemin yerini dahi unuttular.

Zemzemi tekrar gün yüzüne çıkarma görevi Peygamber Efendimizin muhterem dedesi Abdulmuttalib'e verildi. Bir gün Abdulmuttalib Kâbe'nin Hicr kısmında uyurken rüyasında birinin ona gelip “Taybe'yi kaz” dediğini işitti. Daha sonraki günlerde bu rüya silsilesi “Berre'yi kaz”, “ Madnûne'yi kaz” şeklinde devam etti. Abdulmuttalib, ona bunların ne olduklarını sorduğunda ise rüyadaki kişi hiçbir şey söylemiyordu. Son olarak rüyasında aynı kişi ona “ zemzemi kaz, sen onu kazarsan pişman olmazsın. O hiç kesilmez, dibine erilmez, bütün hacıların susuzluğunu giderecek sudur.” dedi ve ona kuyunun yerini de bildirdi.

Abdulmuttalib bir süre bu rüyayı düşündü. Daha sonra eline kazmayı küreği aldı, bir de oğlu Haris'i peşine taktı ki o zamanlar tek bir oğlu vardı. Kureyşlilerin kurbanlarını kestikleri yere, İsaf ve Naile putlarının önüne geldi. Orayı kazmaya hazırlandı. Onu gören Kureyşliler, kurbanlarımızı kestiğimiz bu putların önünü neden kazıyorsun diye başına dikildiler. Abdulmuttalib; “Rabbim bana bütün hacıları sulayacak şeyi kazıp çıkarmamı emretti. Ben muhakkak bu kuyuyu kazarım ve beni ondan men edecek olanlarla da çarpışırım” ve oğlu Haris'e de “sen arkamı koru, ben kazayım” dedi. Kureyşliler onun vazgeçmeyeceğini anlayınca serbest bıraktılar.

Abdulmuttalib kazdıklarını dışarı çıkarıyor, oğlu Haris de onları taşıyıp döküyordu. Üçüncü günün ardından Abdulmuttalib, Hz. İsmail'in kuyuyu ördüğü duvar taşlarına rastlayınca tekbir getirdi. Bunu duyan Kureyşliler hemen geldiler, “Ey Haris'in babası bu kuyuda bizim de hakkımız var, bu babamız İsmail'in kuyusudur.” dediler. Abdulmuttalib, “ben bunu yapamam, bu bana sizsiz tahsis olunmuş ve aranızda ancak bana verilmiştir.” dedi. Kureyşliler onun tek bir oğlu olduğunu, bu yüzden güçlü olmadığını, kendileriyle boy ölçüşemeyeceğini söyleyip onunla tartıştılar. Abdulmuttalib “ siz demek beni azlık ve yalnızlıkla ayıplıyorsunuz. Vallahi Allah bana on erkek çocuk verir ve onlar beni koruyacak yaşa erişirse onların içinden birini Kâbe'nin yanında kurban edeceğim” dedi.

Sonra bu işin çözümü için birini aralarında hakem tayin etmek istediler. Seçtikleri hakem Şam taraflarında idi. Abdulmuttalib, Abd-i Menafoğulları'ndan birkaç kişiyi de yanına aldı. Kureyşlilerden de her kabileden birkaç kişi katıldı. Şam'a doğru yola çıktılar. Tehlikeli bir bölgeden geçerlerken Abdulmuttalib ve yanındakilerin suyu bitti. Kureyşlilerden su isteseler de onlar vermeye yanaşmadı. Oturup ölümü beklemeye başladılar. Abdulmuttalib kalktı ve “vallahi yeryüzünde dolaşıp su aramamak, oturup ölümü beklemek acizlik ve zayıflıktır. Kalkınız ve su arayınız belki Allah bize su lutfeder.” dedi. Abdulmuttalib kalkıp hayvanına bindi ki deve ayağını kaldırır kaldırmaz oradan tatlı bir su fışkırdı. Abdulmuttalib ve arkadaşları tekbir getirdiler. Kureyşlileri de su içmeleri için çağırdılar. Kureyşliler gelip sudan içtiler kaplarını doldurdular ve “ Ey Abdulmuttalib! Hüküm senin lehinde bizim aleyhimizde verildi. Sen zemzem kuyusunun başına dön, artık hak iddia etmeyeceğiz” dediler. Döndükten sonra bu sefer Abdulmuttalib'in kuyudan çıkardığı altın geyik heykeli ve birtakım silahlar ve kılıçlar hakkında Kureyşliler hak iddia ettiler. Abdulmuttalib kura çekti ve kuraya Kâbe'yi de dahil etti… Altın heykeller Kâbe'ye çıktı onları Kâbe'nin kapısına astılar. Kılıçlar da Abdulmuttalib'e çıktı. Kureyşliler yine umduklarını bulamadılar. Hacılar bu kutsal sudan içmeye başlayınca diğer kuyulara pek itibar etmediler.

Kaynağına bugün dahi ulaşılamayan ve yüzyıllardır tükenmeyen bu mucizevi suyun bir çok derde deva olduğu rivayetlerle sabittir. Allah bu suyu daima koruması altına almış ona zarar vermek isteyenler amaçlarına ulaşamamışlardır.

*Zemzem suyunun ortaya çıkış hikâyesi için “Vahyin Beşiği Mekke” adlı yazımıza bakabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar:

-          İbn HİŞAM, es-Siretü'n-Nebeviyye

-          M. Asım KÖKSAL, İslam Tarihi

-          SİRET Ansiklopedisi, İnkılab yy.

Büşra Özer

 

En Çok Okunanlar