Katar Krizi ve Bölgesel Güç Dengeleri

Katar Krizi ve Bölgesel Güç Dengeleri

İşte Strateji Düşünce ve Analiz Merkezi (SDAM)'nin kamuoyuyla paylaştığı analizi...

KATAR KRİZİ VE BÖLGESEL GÜÇ DENGELERİ

Suudi Arabistan'ın öncülüğünde hareket eden, Umman ve Kuveyt dışındaki Körfez-Arap Ülkeleri, israil ile bazı Arap ülkeleri arasında yaşanan Altı Gün Savaşı'nın yıl dönümü 5 Haziran Pazartesi günü Katar'a yönelik bir dizi yaptırım kararı aldılar. Aynı gün, Suudi Arabistan güdümündeki Yemen Aden ve Libya Tobruk Hükümetleri de karara destek verdiler. Katar'ın tek kara sınır komşusu olan Suudi Arabistan Katar'la tüm sınırlarını kapattı. Diğer ülkeler de Katar'la hava ve deniz bağlantılarının kesildiğini duyurdular. Ayrıca ülkelerindeki Katar'lı diplomatların 2 gün, Katar vatandaşlarının ise 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istediler. Kararlarına gerekçe olarak Katar'ın İhvân-ı Müslimîn ve HAMAS'A destek vermesini gösterdiler. Suudi Arabistan Katar'ı, “Ortadoğu"da “teröre" destek vermek ve Suriye'de el-Nusra ile DEAŞ'ı finanse etmekle suçlamaktadır. Bunlara ilave olarak Bahreyn, Katar'ın, ülkesindeki İran etkisindeki gruplara destek verdiğini iddia etmektedir.

Suudi Arabistan'ın yoğun faaliyetleri sonucu Katar'a ambargo uygulayan ülkelerin sayısı birkaç gün içinde arttı; Maldivler, Moritanya ve Komor Adaları da Katar'la diplomatik ilişkilerini durdurma kararı aldılar. Ürdün ise diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürdü ve Katar merkezli el-Cezire'nin ülkesindeki ofisini kapattı. Senegal, Katar büyükelçisini geri çağırdı.

Sudan bu krizde hiçbir taraftan yana olmayacağını açıklarken Eritre,  Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'nin talebini “Kardeş Katar halkı ve devletini bizlere derin ilişkiler bağlıyor. Söz konusu ülkelerin ambargo kararıyla ilişkilerimizi kesmemiz mümkün değil." açıklamasıyla reddetti. Somali de Katar'la ilişkilerini kesmedi ve sorunun çözümü için Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı aracılığıyla diyalog çağrısı yaptı. Somali'nin kararına tepki gösteren Suudi Arabistan, Katar ile ilişkilerini kesinceye değin, Somali'ye yaptığı finansal desteği durdurma kararı aldı.

Fas Kraliyet Hava Yolları, Katar ile diplomatik ilişkilerini kesen ülkelere Doha aktarmalı seferlerini durdurdu. Fas hükümet sözcüsü, “Körfez bölgesinde yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz, yaşanan krize ilişkin karar aldığımızda bunu resmi kanallarla duyuracağız." açıklamasında bulundu. İtidalden yana olduğunu söyleyip taraflara diyalog çağrısı yapan Fas ayrıca, ambargo altındaki Katarlılara hava yoluyla gıda yardımı gönderme kararı aldı. Kuveyt ise taraflar arasında arabuluculuk faaliyetlerinde bulunmaya başladı. Türkiye'nin yaşananlara ilk tepkisi, diyalog çağrısı yapmak oldu. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin Katar büyükelçisi, alınan karar sonrası twitter hesabından Katar'a destek mesajları paylaştı, Katar'ın terörizmle mücadele noktasında efor sarf ettiğini belirtti. Ancak Washington'dan gelen açıklamalarda Trump yönetimi, Katar'la ilişkileri kesen ülkelere destek çıktı.

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

Trump yönetimi ve israil tarafından planlandığı düşünülen bu abluka karşısında Katar, “farklılıkların diyalog yoluyla çözülmesi" gerektiğini söyledi; Suudi Arabistan üzerinden kendisine iletildiği belirtilen şu 10 maddeyi uygulamayı reddetti:

Katar'ın derhalİran'la diplomatik ilişkilerini kesmesi.
Katar'da kalanHAMASliderlerinin bir an önce sınır dışı edilmesi.
Katar'daki el-Cezire kanalının tamamen kapatılması.
Körfez Ülkeleri başta olmak üzere, tüm Arap ve İslam ülkelerine yaptığı hatalardan dolayı özür dilemesi.
Körfez Ülkeleri'nin siyaseti dışında bir faaliyet yürütmeyeceği, tek başına bir karar almayacağı sözünü vermesi.
Katar'da kalan İhvân-ı Müslimîn liderlerini sınır dış etmesi.
Mısır'ın iç meselelerine karışmayacağına dair taahhüt vermesi.
Uluslararası alanda yardım faaliyetleri yürüten bazı yardım kuruluşlarının tamamen kapatılması, banka hesaplarına el konulması.
Suriye'de,Yemen'de ve Libya 'da rejime karşı savaşan bazı örgütlere desteklerinden vazgeçmesi.
Katar'da bazı dergi ve gazete kurumlarının kapatılması.
Trump'ın Riyad ile başlayıp israil ile devam eden turunun yankıları henüz devam ederken böyle bir adımın atılması, bölgesel istikrar açısından ciddi etkileri ihtiva etmektedir. Son yılların en büyük diplomatik krizi olarak tanımlanan gelişme, tarihsel bir arka plana sahip olup birbiriyle doğrudan bağlantılı olaylar zincirinin son halkasıdır.

Krizin Tarihsel Arka Planı

Basra Körfezi kıyısında 11 bin km2'lik yüz ölçümü ve yaklaşık 2,5 milyon nüfusuyla Katar küçük bir ülke olsa da ekonomik gücüyle son dönemin kendisinden söz ettiren ülkeleri arasındadır.

Tarım ve su kaynakları bakımından son derece elverişsiz bir araziye sahip olan Katar, bu yüzden uzun yıllar boyunca yoksulluk içinde yaşarken 1940 yılında bölgede petrol bulunması ve petrol ihracının 1950'lerden itibaren artması, Katar'ı cazibe merkezi haline getirmiştir. Petrolden elde edilen gelir ile eğitim, sağlık ve tüm altyapı sistemleri hızlı bir şekilde tesis edilmeye başlanmıştır. Buna paralel olarak gelişen kalifiye işgücü ihtiyacı diğer Arap ülkelerinden sağlanmış, Katar'a göç eden aileler zamanla Katar vatandaşı olmuş, aynı zamanda bu aileler menşe ülkeleri ile irtibatlarını kesmemişlerdir. Böylece Katar'ın gücü ülke sınırlarını aşmıştır.

Katar'ı yöneten el-Sani ailesi, 1868'de İngiltere ile imzaladığı anlaşma ile Katar'ın bulunduğu coğrafyanın emirliğini elde etmiştir.

Katar toprakları, 19. yy'dan önce, günümüzde Bahreyn'e hükmeden el-Halife ailesinin elinde bulunmaktaydı; 19. yy'dan sonra ise el-Kavasım ailesinin eline geçmiştir. el-Kavasım bugün BAE'yi oluşturan yedi emirlikten ikisini, Re's el-Hayma ve Şarja emirliklerini, elinde bulundurmaya devam etmektedir. Bu durum, Katar, Bahreyn ve BAE arasında kökleri geçmişe dayanan bir karşıtlık örmektedir.

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

Katar ile Suudi Arabistan arasında da kökleri geçmişe dayanan problemler söz konusudur. Katar'a hükmeden el-Sani ailesi, Vehhabiliğe mesafeli yaklaşmış; Suud ailesinin gücünü Vehhabilik üzerinden Körfez Ülkeleri'ne yayma girişimlerine olumlu yaklaşmamış; bununla beraber Suudi ile aynı süreçte 1916'da İngiliz himayesine girmiş; bu ülke ile resmi düzeyde eşitlenmiştir. O tarihten sonra önce İngilizlerin, ardından ABD'nin denge siyaseti, Suudi Arabistan'ın Katar'ı hegemonyası altına almasına izin vermemiştir. Suudi Arabistan, bundan memnun kalmamış ve Katar'la zamana yayılan bir rekabet içine girmiştir. Bununla birlikte Batı güdümündeki petrol zengini ülkelerin uyumunun taşıdığı önem, gerek İngiltere gerek ABD'nin bu bölgede rekabetin çatışma boyutlarına ulaşmasını engelleme siyaseti gütmesine yol açmış; bu siyasetin yansıması olarak Suudi Arabistan ile Katar uyum içinde görünmüştür.

Katar'ın çehresi, 1995 yılında iktidara gelen Şeyh Hamad bin Halife el-Sani ile değişmiştir. Babasına karşı gerçekleştirdiği kansız bir darbe ile iktidara gelen Şeyh Hamad, Katar'ın geleneksel, Suud'a yakın görünen dış politika anlayışını terk ederek, artan ekonomik gücüne paralel, bağımsız adımlar atmaya başlamıştır. Babasına karşı mücadelesinde diğer Körfez-Arap ülkelerinin kendisine karşı durması ilkin onu sıkıntıya sokmuşsa da sonrasında daha farklı adımlar atma noktasında motive edici olmuştur.

Şeyh Hamad, 1996 yılında el-Cezire televizyonunu kurarak rakiplerine karşı propaganda yapma imkânına erişmiştir. Katar, varlık fonu aracılığıyla dünyanın dört bir yanında yüz milyarlarca dolarlık yatırımlar yaparak güçlü ekonomik ve ticari bağlantılar edinmiştir. Şeyh Hamad, iç politikada da halkı ile sağlıklı bir iletişim kurmayı başarmıştır.

Ekonomik gücünün kendisine açtığı alanla, coğrafik büyüklüğünden beklenmeyecek siyasi bir aktivite içinde bulunan Katar, uzun bir dönem, bölge ülkelerinde yaşanan sorunlarda arabuluculuk faaliyetleriyle ön plana çıkmıştır. Katar'ın Somali, Sudan, Lübnan, Yemen ve Eritre gibi arabuluculuk faaliyetlerine konu olan ülkelerdeki siyasetinin kendisi açısından olumlu neticeleri görülmüş, bu ülkelerden sadece Yemen, Katar aleyhindeki ittifaka katılmıştır. Ancak Katar, arabulucu özelliğini Arap Baharı sürecinde kaybetmeye başlamıştır. Güçlü medya ağı ile halk hareketlerinin gelişmesine katkıda bulunup Libya'da NATO öncülüğünde düzenlenen operasyona katılan Katar, Libya ve Mısır'da rejim karşıtı cephede açıktan yer alarak Körfez Ülkeleri ile ters düşmüş; Yemen, Bahreyn ve Suriye'de, Körfez Ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan'la birlikte hareket ederek savaşın tarafı olmuş; taraflar açısından arabuluculuk yapma niteliğinden uzak kalmıştır.

Katar Emiri Şeyh Hamad, 2013'te koltuğunu 33 yaşındaki oğlu Şeyh Temim bin Hamad el-Sani'ye teslim etmiştir. Şeyh Temim, babası gibi, İngiltere'de, Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi'nde okumuş, 2009 yılında Katar Silahlı Kuvvetleri Başkomutan vekili olmuştur. Babası tarafından göreve hazırlanmış, devlet yönetiminde tecrübe sahibi olması için arabuluculuk faaliyetleri gibi önemli siyasi görevlerde bulunmuştur.

Şeyh Temim, Katar'ın geleneksel siyasi anlayışına uygun bir şekilde bölgesel ve küresel aktörlerle olumlu diyalog geliştirme yoluna gitmiştir. Suudi-İran rekabetinde taraf tutmamakta, orta bir yol izleyerek çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, Vehhabi-Suudi eksenine karşı, İhvân-ı Müslimîn'in temsil ettiği anlayışı destekler görünmekte; Suudi Arabistan tarafından “terörist" olarak görülen Yusuf el-Karadavî gibi şahsiyetlere ev sahipliği yapmaktadır. Bununla bir yandan yıpranmış Suudi yönetiminden bağımsız bir politika izleme imajı verebilmekte, diğer yandan kendisini, düşünsel ve politik anlamda, İran'ın nüfuzuna girmekten korumaktadır.

Katar, tarihi boyunca daima büyük güçlerin güvenlik şemsiyesi altına girmiştir. İngiltere'nin onayıyla yönetime geçen el-Sani ailesi, bir ara Osmanlı himayesi altına girmiş, sonra yine İngiltere ile yakınlaşmış, İngiltere'nin bölgeyi terk etmesiyle oluşan boşluğu ABD'ye yakın durarak kapatmaya çalışmıştır. ABD'nin Irak işgalinden önce, Irak'a muhtemel bir saldırı sırasında el-Udeyd Üssü'nü kullanmasına izin vereceklerini duyurmuştur. Bunun üzerine ABD, 2003 yılında, CENTCOM merkezini Katar'a taşımış, Irak ve Afganistan'da düzenlediği operasyonları buradan organize etmiştir. Başkent Doha'ya 30 km uzaklıktaki el-Udeyd üssünde 11 bin ABD askeri bulunmaktadır. israil ile de ilişkileri olan Katar, israil'in 1996'da Doha'da ticaret ofisi açmasına izin vermiştir.

Dünyanın üçüncü büyük doğalgaz rezervine sahip olan Katar, izlediği denge siyaseti ve petrolden, özellikle son yıllarda Sıvılaştırılmış Doğalgaz-LNG satışından, elde ettiği gelirle dünya çapında yatırımlar yaparak sağlam ticari bağlar edinmiştir. Katar'ın bu hızlı yükselişi, bağımsız girişimleri ile birlikte, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır'ın hesabına gelmemiştir.

Trump'ın Riyad Ziyareti ve Katar Krizi

Trump, 20 Mayıs Cumartesi günü başladığı iki günlük Riyad ziyaretinde, Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri ve Arap-İslâm ülkeleriyle toplam üç zirve gerçekleştirmiştir. Ziyarette öne çıkan başlıklar; Suudi Arabistan'la imzalanan 110 milyar doları silah alımı olmak üzere toplam 380 milyar dolarlık ticaret anlaşmaları, “radikal terörizm"in finansmanının durdurulması ve İran'ın nüfuz alanını genişletmesi konuları olmuştur.

Ziyaret üzerinden henüz iki hafta geçmişken 4 Arap ülkesi ve onların yönlendirdiği ülkelerin hızlı bir ittifakla ve sembolik önemi olan bir tarihte başlattıkları operasyonla Katar'ı abluka altına alma girişimi, daha önceden hazırlanmış bir planın uygulandığı izlenimi uyandırmaktadır. Trump'ın İran'ı öncelikli tehdit olarak görmesi, Körfez Ülkeleri'nin endişe ve tepkileri ile birleşince Katar'a yönelik adımlar atılmıştır. Nitekim Trump seçim öncesi yaptığı bir konuşmasında, Körfez Ülkeleri'nin ABD olmadan varlıklarını sürdüremeyeceklerini iddia etmiş, ABD'nin 19 trilyon dolarlık borcunu Körfez Ülkeleri'ne ödeteceğini söylemiştir.

Katar'a karşı ittifak eden ülkeler Katar'dan, “Filistinli HAMAS ve Mısır'da Müslüman Kardeşler'e verilen desteği sona erdirmesini, ülkenin medyasının kendilerine yönelik eleştirel tavrı ve diğer ülkelerin işlerine müdahalesini durdurmasını" istemektedir.

Trump, 6 Haziran Salı günü konu ile alakalı bir twitter mesajı paylaşmıştır. Mesajında, “Ortadoğu ziyaretimde, radikal ideolojilerin artık finanse edilemeyeceğini söyledim. Liderler Katar'ı işaret etti, bakın!" ifadesini kullanmıştır. Bir başka mesajında “Kral ve 50 ülke temsilcileriyle buluştuğum Suudi Arabistan ziyaretinin faydalı olduğunu görmek memnuniyet verici. Aşırılığın finansmanına karşı katı bir çizgiyi takip edeceklerini söylemişlerdi ve tüm göstergeler Katar'ı işaret ediyordu. Belki de bu, terörizm dehşetinin sona erdirilmesinin başlangıcı olacaktır." demiştir. Öte yandan Katar Emiri Şeyh Temim ile bir telefon görüşmesi yapan Trump, krizin çözümü için gerekirse Beyaz Saray'da toplantı yapılmasını teklif etmiştir. Trump'ın, muhtemelen bazı ekonomik dayatmalar da içeren, teklifi Şeyh Temim tarafından, abluka altındayken ülkesinden ayrılmayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Sonuç ve Değerlendirme

Katar'ın ABD ve Suudi Arabistan'la uzlaşma konusunda gösterdiği direnç, Trump ve Suudi yönetiminin Katar'a İran'la ilgili bir savaşı dayattığına dair işaretler vermektedir. Böyle bir savaşın kazananı kim olursa olsun, kaybedeni iki cephe arasında kalacak olan, yüksek bir refah seviyesine ulaşmış Katar olacaktır. Katar'ı kayıptan kurtaracak olan, böyle bir savaşın yaşanmamasıdır. Gelişmelere bakıldığında Katar'ın İran tarafında durmaktan öte savaşın çıkmaması yönünde bir tutum içinde olduğunu, savaşın yaşanması durumunda ise tarafsızlık statüsü içinde görülme çabası verdiğini söylemek mümkündür.

Türkiye, Katar Krizinin en aktif aktörlerinden birisidir. Katar'la ikili ilişkiler son yıllarda ivme kazanmış, iki ülke arasında Aralık 2014'te Yüksek Stratejik Komite oluşturulmuş, eğitim, sağlık, maliye, kültür, gümrük ve tarım gibi alanlarda birçok anlaşma imzalanmıştır. Katar'ın Türkiye'de 20 milyar dolarlık yatırımı vardır. Ayrıca, Katar'dan Türkiye'ye boru hattı ile doğalgaz tedariki projesi gibi, enerji jeopolitiğini doğrudan etkileyecek projeler de bulunmaktadır.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'ye ilk destek veren ülkelerden birisi Katar olmuştur. Türkiye'nin Katar'da askeri üssü bulunmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Katar'a Türkiye askerlerinin gönderilmesine dair kanun tezkeresi, TBMM Genel Kurul gündeminde öne çekilerek kabul edilmiş ve cumhurbaşkanı tarafından onaylanmıştır. Türkiye'nin bu hamlesi Katar tarafından olumlu karşılanmıştır. Dışişleri bakanı Muhammed bin Abdurrahman el-Sani “Türkiye'ye ait birliklerin gelmesi tüm bölgenin güvenliği için önemli." açıklamasında bulunmuştur.

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesi, İslâm dünyasının genelinde coşkuyla karşılanmış, ancak BAE ve Mısır gibi bazı Körfez-Arap ülkeleri bu durumdan rahatsız olmuşlardır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da konuşmasında Türkiye'nin bundan haberdar olduğunu belirtmiş, ablukanın, ABD'nin talep ettiği gibi hafifletilmesini değil, bir an önce ve “tamamen" kaldırılmasını istemiştir. Darbe girişiminde Katar ile diğer Körfez-Arap ülkeleri arasında yaşanan görüş ayrılıkları ve Türkiye'nin meseleyi 15 Temmuz'dan ele alması, son yaşananların Türkiye açısından, darbe girişiminin devamı şeklinde algılandığı izlenimini uyandırmaktadır.

Türkiye'nin İhvân ve HAMAS ile yakın ilişkileri bilinmektedir. Katar üzerinden başlatılan operasyonun tutması ve Katar'ın direncini yitirmesi durumunda Türkiye'ye de etki etmesi kaçınılmazdır. Bunun farkında olan Türkiye, güçlü bir refleksle asker gönderme kararını öne çekmiş, böylelikle Katar'a psikolojik destek sağlamıştır.

Katar'ın hedef olarak seçilmesi ve İhvân ile İran üzerinden suçlanması, kimi tutarsızlıkları bünyesinde barındırsa da, birçok aktörün farklı çıkarlarının kesişim noktasındadır. İlk olarak, bu operasyonun başarılı olması durumunda Körfez'de ABD güdümündeki ülkelerin eli güçlenecek, bu durum bütün bölgeyi ilgilendiren sonuçlara yol açacaktır.

ABD, Arap ülkelerinin en büyük ordusuna sahip Mısır, mukaddes toprakları hâkimiyetinde bulunduran Suudi ve güçlü bir ekonomiye sahip BAE'yi bir araya getirerek bölgede göz ardı edilemeyecek bir blok oluşturmuştur. Bu bloktan yararlanarak önümüzdeki dönemde Türkiye ve İran'ın etki alanını daraltmayı, kontrolüne geçen PYD gibi oluşumlar üzerinden etki sahasını genişletmeyi hedefleyecektir.

Suudi Arabistan'ın, ABD'nin yönlendirmesiyle, İran, Irak ve Türkiye'de yaşayan Kürtlere yönelik bir çaba içerisine girmesi, bu üç ülkeyi de etkileyecek sonuçlar oluşturabilir. Amerika ile çalışan PKK'nın Suudi Arabistan'dan da maddi destek alması, Türkiye'yi zora sokacak, istikrarı bozucu etki oluşturacaktır.

Türkiye'nin Afrika açılımının Suudi Arabistan faktöründen dolayı zarar görmesi de kuvvetle muhtemeldir. Suudi Arabistan'ın ekonomik gücünden dolayı Afrika'da onunla birlikte hareket edecek ülkeler bulunmaktadır. Bu ülkelerde, Türkiye'ye gösterilecek tepkinin Afrika'da zayıflamaya başlayan FETÖ'nün yeniden toparlanması sonucunu doğurma ihtimali vardır.

İhvân ile HAMAS'a destek veren ülkelerin siyasi manevra kabiliyetleri azalacak, israil, işgal ettiği topraklarda yerleşim faaliyetlerine daha rahat devam edecektir. Suudi Arabistan, Mısır darbe yönetimi ve diğer ülkeler ise güçlü bir rakipten kurtulmuş olacaklardır. Oluşacak yapı içinde, mayıs ayı başında yayımladığı siyaset belgesi ile rahatlamaya çalışan HAMAS'ın Gazze'deki varlığı tehdit altına girecektir.

Türkiye, uzun bir zamandır, güvenliğinin sınırları ötesinde başladığını fark etmiştir; adımlarını da bu yönde atmaktadır. Krizin ilk anlarından itibaren taraflara diyalog çağrısında bulunsa da Katar'ın yanında yer almakta tereddüt etmemiştir. Krizin Katar fazla yıpranmadan çözülmesi durumunda, bundan en çok kazanç sağlayacak ülkelerden birisi kuşkusuz Türkiye olacaktır. Körfez'in stratejik bir noktasında, “meşru askerî güç" konumuna gelecektir ve bölgesel meselelerde söz söyleme salahiyeti artacaktır. Bununla birlikte, İhvân-ı Müslimîn ve HAMAS gibi hareketler rahat bir nefes alma imkânına kavuşacaktır. Ayrıca, Katar Krizinin sonucu ne olursa olsun 2015'in sonunda gündeme gelen “İslâm Ordusu" projesi rafa kalkmıştır. Suudi Arabistan'ın ABD desteğiyle oluşturduğu bu blokla, “İslam Ordusu" adı altında bir oluşumun sürmesi imkânsızlaşmıştır, böyle bir oluşum ancak Mısır-Suudi ağırlıklı bir “Arap Ordusu" olarak varlık bulabilecektir.

 

ÜLKE KÜNYESİ

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

<

İslam Ümmetinin yaşadığı değişim

Analizi PDF Formatında İndirmek İçin Tıklayınız..

 

En Çok Okunanlar