YÜKLENİYOR

Af; Anlam ve Mahiyeti

Af; Anlam ve Mahiyeti

Af kelimesinin aslı “afv”'dır. ‘Afv' Türkçe'deki affetmenin karşılığıdır. ‘Afv' sözlükte, yok etmek, silip-süpürmek, bir şeyi elde etmeye yönelik niyet, fazlalık, artıp çoğalma gibi anlamlara gelir. Istılah (terim) anlamı: Çirkin bir şeyi veya kötülüğü görmezden gelme, yapılan bir suçtan dolayı suçluyu cezalandırmama, ceza uygulamasından vazgeçmektir.

Bazı insanlar vardır ki, hatasız olmak peşindedirler. Toplam kalite kavramı içinde olayı düşündüğümüzde ve tüm günah ve yanlışlardan kaçmaya çalışmanın faziletini değerlendirdiğimizde bu, iyi bir tavır olarak görülebilir. Ancak, insan olduğu halde hatasız olmak mümkün değildir. O yüzden “insan beşer, şaşar” denir. Hata yapmayanın sadece Allah olduğu vurgulanır ve yargıya varılır: “Hatasız insan olmaz.” Hata edip tövbe etmek, insanın şanından; affetmek de Allah'ın şanındandır. Allah'ın afüvv, ğafûr, rahîm, tevvâb gibi nice isimleri, hata yapılmamış olsa tecelli etmeyecektir. İnsanın fıtratına da takva da fücur da ilham edilmiştir. Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir yansımasıdır.

"Eğer siz, hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder ve günah işleyip hemen arkasından tövbe eden bir kavim yaratırdı." (Müslim; S. Müslim bi şerhi'n Nevevî, 17/65)

Bazıları, kendilerini ellerinden geldiğince kusursuz bir insan gibi göstermeye ve görmeye çalışırlar. Çünkü hata yaptıklarını kabul ettiklerinde küçük düşeceklerinden korkmaktadırlar. Onlara göre ideal insan, kendisine hiçbir hata kondurmayan insandır. 

Oysa sözünü ettiğimiz bu “hatasızlık” arayışı, bir bâtıl inançtan başka bir şey değildir. Nitekim Kur'an, bizlere böyle bir mümin modeli göstermez. Çünkü böyle bir model mümkün değildir zaten; İnsan, Allah karşısındaki acizliğinin bir sonucu olarak, hayatı boyunca hatalar yapmaya, günah işlemeye mahkûmdur. Elbette ki elinden geldiğince bunlardan kaçınmalı, Allah'ın dinini uygulama konusunda hata işlememeye ve günaha girmemeye gayret göstermelidir. Ancak, Allah'ın âciz bir kulu olduğu için, hatadan kaçınmayı dahi tümüyle başaramaz.

Bu nedenle, Kur'an, yeryüzündeki her insanın Allah'a karşı hatalı ve günahkâr olduğunu haber verir:

“Eğer Allah yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Zira Allah, kullarını görmekte (gözetlemekte)dir.” (Fâtır: 35/45)

Bu ilâhî hüküm gereği, Allah'ın müminden beklediği tavır, hatasızlık ya da günahsızlık değildir. Müminden beklenen, işlediği tüm hata ve günahlar için sürekli Allah'tan af dileyip bağışlanma istemesidir. İnkâr edenler ile müminleri birbirinden ayıran en önemli vasıflardan biri de budur: İnkârcı kâfirler, kendilerini hatasız ve günahsız saymaya çalışırlar. Oysa müminin böyle bir iddiası yoktur. Elbette mümin, Allah'a karşı hiçbir günah işlememek için büyük bir çaba gösterir. Ancak insan, doğası gereği, kimi zaman geçici olarak nefsine uyup günaha girebilir. Allah'ın hükümlerini uygulamakta gevşeklik göstermek gibi bir gaflete düşebilir. Ama sonuçta tüm bunlardan pişman olup Allah'a yönelmesi ve O'ndan af/bağışlanma dilemesi önemlidir. 

Kur'an'a baktığımızda Allah'tan bağışlanma dilemenin doğal ve daimî bir mümin vasfı olduğunu görürüz. Bu durum da yine bizlere müminlerin hiçbir zaman kendilerini günahtan ari görmediklerini, aksine kusur ve eksikleri için sürekli O'nun rahmetine sığındıklarını göstermektedir. Kur'an'ın bize gösterdiği, Allah'tan bağışlanma dilemenin bir müminin sürekli yaptığı bir ibadet oluşudur. İnsan, bilerek ya da bilmeyerek yaptığı tüm günahlar için Allah'tan sabah akşam bağışlanma dileyebilir/dilemelidir.

 

En Çok Okunanlar
Page generated in 1498664659.25 seconds.