YÜKLENİYOR

Orucun sırları

Orucun sırları

Allah sana yardım etsin, bilmelisin ki oruç, (nefsi hazlardan) tutmak ve yükselmek demektir. ‘Same en-nehar' gündüz yükseldi denilir. Şair İmru'l Kays bir mısraında şöyle der:

İza same en-neharu ve heccera /Gün yükseldiğinde (demektir)

Oruç diğer bütün ibadetlerden daha yüksek olduğundan, oruç (savm) diye isimlendirildi. Allah, daha sonra belirteceğimiz gibi, orucu ibadetler arasında benzeri olmamakla yükseltmiştir. Kulları onu ibadet olarak yerine getirse bile, Allah orucu kullarından düşürmüş ve kendisine izafe etmiştir. Orucu tutanın ödülünü ise, kendi eliyle vermiş ve benzersizlikte onu kendisine katmıştır.

Oruç gerçekte bir şey yapmak değil, yapmamaktır. Böylelikle Allah ile oruç arasındaki ilişki güçlenmiştir. Allah kendisi hakkında şöyle buyurur: ‘O'nun benzeri bir şey yoktur' (42:11) Allah kendisinin bir benzerinin olmasını reddetmiştir. Şu halde Allah, dini ve akli kanıtlara göre, benzeri olmayandır (misilsiz). Nesai Ebu Ümame'den şöyle aktarır: ‘Hz. Peygambere geldim ve ‘Bana yapacağım bir emir ver' dedim. Peygamber de ‘Oruç tutmalısın, çünkü oruç misilsizdir' buyurdu. Böylelikle Hz. Peygamber, Allah'ın kullarına emrettiği ibadetler içinde orucun bir benzerinin olmadığını belirtti.

Müslim'in es-Sahih'te Ebu Hureyre'den aktardığı bir (kutsi) hadiste Allah şöyle buyurur:

“Orucun dışındaki bütün amelleri kuluma aittir. Oruç ise bana aittir ve onun ödülünü ben vereceğim. Oruç bir kalkandır. Aranızdan birisi oruçlu olduğunda, kavga yapmasın ve kızmasın. Birisi kendisine sataşırsa veya kavgaya tutuşursa ‘ben oruçlu bir insanım' desin. Muhammed'in canını elinde tutan Allah'a yemin olsun ki, oruçlunun ağız kokusu kıyamet günü Allah nezdinde misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun iki sevinci vardır: Orucunu açtığında, sevinir. İkincisi ise, Rabbiyle karşılaştığında oruç tuttuğu için sevinmesidir.”

Öyleyse oruçlunun sevinci, benzerliğin ortadan kaldırılması derecesine katılmaktır. Dünya hayatında orucunu açarken ise, özü gereği beslenmek isteyen hayvani nefsin hakkını kendisine ulaştırmak bakımından sevinmişti. Arif, hayvani ve nebati nefsinin kendisine ihtiyacına tanık olup Allah'ın bir yükümlülük olarak üzerine yazdığı hakkını ulaştırmakla nefsine yaptığı cömertliğini gördüğünde, burada Hakkın niteliğiyle zuhur etmiş demektir. Böylelikle Hakkın eliyle verir. Nitekim kendisine kavuşulduğunda da Hak, kendi gözüyle görülür. Bu nedenle oruçlu, Rabbine kavuştuğu esnada orucu nedeniyle sevineceği gibi, (dünyada, kendisine Hakkın cömertlik özelliğini kazandıran) iftarıyla sevinir.

‘Oruç bir kalkandır.' Kalkan koruyucudur. Allah, ‘Allah'tan sakınınız' (Bakara:189) buyurur. Başka bir ifadeyle O'nu (kendinizi koruyacağınız bir) ‘kalkan' yapınız. Böylelikle, koruyuculukta oruç Allah'ın yerini almıştır. Allah ise ‘kendisi gibi bir şey olmayan'dır. Oruç da, ibadetler arasında ‘benzeri olmayan'dır. Oruç için ‘kendisi gibi bir şey olmayan' denilemez. Çünkü şey, olumlu veya varlıkla ilgili bir durumdur. Oruç ise, terktir. (olumsuz) Dolayısıyla oruç, (gerçekte) yok olan akledilir ve olumsuzlayıcı bir niteliktir. Bu nedenle onun benzeri yoktur. Yoksa onun benzeri bir şey yoktur denilemez. Benzersiz olmada, Hak ile orucun özelliği arasındaki fark budur.

Hak oruçluya yasak getirmiştir. Yasak, terk demektir ve olumsuz bir eylemdir. Allah şöyle der: ‘kavga etmesin, kızmasın (yasak)'. Ona bir şey yapmayı emretmemiş, bunun yerine herhangi bir nitelikle nitelenmeyi yasaklamıştır. Oruç, terk demektir. Böylelikle, oruç ile oruçluya yasaklanan şeyler arasında ilişki mümkün olmuştur. Sonra oruçluya, kendisiyle kavga etmek isteyen veya ona sövene şöyle demesi emredildi: ‘Ben oruçluyum!' Ey benimle kavga etmek isteyen ve bana söven kişi! Ben, senin yaptığın bu davranışı yapmayan biriyim. Böylelikle oruçlu, Rabbinin emriyle, kendisini bu davranıştan alıkoymuştur. Dolayısıyla Hak da, terk eden olduğunu bildirmiştir. Başka bir ifadeyle Hakkın nezdinde, kendisine sövenle veya kavga edenle dövüşme ve sövme özelliği yoktur.

Sonra şöyle der: ‘Muhammed'in canını elinde tutan Allah'a yemin olsun ki' –Hz. Peygamber (s.a.v) yemin etmektedir- ‘Oruçlunun ağız kokusu'. Bu, sadece teneffüs ile –ki kendisine emredilen bu güzel sözü söylemekle de teneffüs etmiştir- meydana gelen oruçlunun ağız kokusunun değişmesidir. Teneffüs etmesini sağlayan şey ‘ben oruçluyum' demesidir ki, bu bir kelimedir. Oruçlunun her nefesi, ‘kıyamet günü', başka bir ifadeyle insanların alemlerin Rabbi için ayağa dikildiği gün ‘Allah nezdinde misk kokusundan daha güzeldir.' Burada, bütün isimlerin özelliklerini kendinde toplayan Allah ismini getirmiştir. Başka bir ifadeyle misli olmayan bir isim zikredilmiştir, çünkü Allah'tan başka kimse bu isim ile adlandırılamaz. Böylelikle (getirilen) isim misli olmamak özelliğinde oruca uymuştur. Misk kokusu ise, koklayanının kendisini algılayıp sağlıklı ve dengeli bir mizacın haz alacağı var olan bir şeydir. (Oruçlunun ağzındaki) Koku, ondan daha güzel sayılmıştır.

Acaba sağlıklı mizacı olan bir yaratılmış belirli bir vakitte veya müşahede halinde Rabbiyle özdeşleşerek, genel anlamda bütün çirkin kokuları güzel algılayabilir mi? Böyle bir şey duymadık. Burada ‘genel anlamda' dememin nedeni, özellikle hararetli mizaç sahibi olanlar olmak üzere, bazı mizaçların misk ve gül kokusundan rahatsız olmalarıdır. Kendisinden rahatsız olunan bir şey, böyle bir mizaç sahibine göre temiz değildir. Bu nedenle ‘genel olarak' dedik. Çünkü mizaçlar genellikle misk, gül kokusu ve benzerlerini güzel bulur. Bu güzel kokulardan rahatsız olan ise, yabancı, başka bir ifadeyle alışık olunmayan bir mizaçtır.

Allah bir insana –ona göre çirkin koku kalmayacak şekilde- bütün kokuların denkliğini algılama imkanı vermiş midir, vermemiş midir bilemiyorum. Böyle bir şeyi kendimizden tecrübe etmediğimiz gibi birisinin böyle bir şeye ulaştığı da bize aktarılmamıştır. Buna karşın, kamil insanlardan ve meleklerden aktarılan, onların çirkin kokulardan rahatsız olduklarıdır. Bütün kokuları güzel algılayabilmek, sadece Hakka özgüdür. Bize nakledilen budur. İnsanın dışında, bu konuda hayvanın durumunun ne olduğunu da bilemiyorum.

Şeriat, orucu anlam bakımından üzerinde hiçbir kemalin bulunmadığı kemal özelliğiyle nitelemiştir. Çünkü Allah oruca (cennette) özel bir kapı ayırmış ve onu kemali isteyen bir isimle ‘reyyan kapısı' diye isimlendirmiştir. Oruçlular bu kapıdan girecektir. (Kelimenin kökü olan ve kanmak anlamındaki ) Riyy, içmede doygunluk derecesidir. Kandıktan sonra bir şey içilemez, içilebildiği sürece, arz veya canlıların arzından başka bir yer olsun, insan kanmış sayılmaz.

Müslim, Sehl b. Sad'ın rivayet ettiği bir hadisi eserine almıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurur: ‘Cennette ‘reyyan' denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü oruçlular oradan girecektir ve onlarla birlikte başka kimse girmeyecektir. Şöyle duyurulur: ‘Oruçlular nerede?' Bunun üzerine oruçlular o kapıdan girerler. Sonuncu kişi girdiğinde, kapı kapanır ve bir daha kimse o kapıdan içeri girmez.' Orucun dışında, yasaklanan veya emredilen ibadetlerin hiç birisiyle ilgili böyle bir şey söylenmemiştir. Hz. Peygamber (hadisinde) ‘reyyan (kanmak, doymak)' kelimesini kullanarak oruçluların, yaptıkları işle kemale erdiklerini açıklamıştı. Onlar, daha önce belirttiğimiz gibi, misli olmayan bir şeyi yapmıştır. Misilsiz ise, gerçekte kâmil olandır. Kamil arifler, dünyadayken o kapıdan girerken orada (ahirette) bütün yaratıkların bileceği şekilde (açıkça) gireceklerdir.

Muhyiddin İbn Arabi 

En Çok Okunanlar