Efendimiz (asm) ve Hılfu'l-Fudûl Cemiyeti

Efendimiz (asm) ve Hılfu'l-Fudûl Cemiyeti

Yusuf Toprak / Doğruhaber

Efendimiz (asm), yirmi yaşındaydı. Ficar Savaşı henüz bitmişti. Kabileler arasında kan dökülmüş, şiddetli bir savaş vuku bulmuştu. Bu durum araplar arasında düşmanlığı bir kat daha arttırmıştı. İncir çekirdeğini doldurmayacak nedenler ailelerin, kabilelerin arasında harbe kapı açıyor, sonu gelmeyen kan davalarına neden oluyordu.

Böyle bir hengamede Mekke, dışarıdan gelen yabancı tüccarlar için pek güvenli bir şehir değildi. Ne can ve mal emniyeti kalmıştı, ne de hak, hukuk diye bir mefhum. 

Yabancıların malları gaspediliyor, yabancılar haklarını geri alamıyordu. Zayıflar, güçsüzler her türlü zulme düçar oluyor ve bun­lara karşı koymakta acze düşüyordu.

Yine bir gün, Yemen'in Zebid kabilesinden bir tüccarın bir deve yükü malı, şehrin ileri gelenlerinden As. b. Vâil tarafından gasp edilmişti.

Zebidli yardım istemek için hangi kapıyı çalsa, kapı olduğu gibi yüzüne kapanıyordu. Adam yabancı bir şehirde gaspedilmiş, ne yapacağını bilemez durumdaydı. Çaresiz Ebû Kubeys dağına çıktı ve maruz kaldığı haksızlığı Ku­reyş­li­lere yüksek sesle duyurmayı denedi ve Ebu Kubeys'ten şehir halkını yar­dı­ma çağırdı.

Bu ses uyuyan vicdanları uyandırdı. Mekke toplumunun duyarlı insanları bir araya toplanarak, bu haksızlığa çözüm bulmak için arayışa girdiler. Bu kişilerin başında Mekke'nin ileri gelenlerinden ve Peygamber Efendimiz (asm)'ın amcası Zübeyr vardı.

Hâşim, Muttalib, Zühre, Esed, Hâris ve Teymoğullarının ileri gelenlerinin katılımı ile Mekke'nin zengin, muteber ve en yaşlısı kabul edilen Abdul­lah b. Cüda'nın evin­de toplanıldı ve “Hılfu'l-Fudûl” cemiyeti böylece kuruluverdi.

“Hılf” yemin demekti, “Fudûl” ise fazıllar anlamına geliyordu.

Mekke'de Cürhümî kabilesinden Fazl isminde iki ki­şi ile Katüra kabilesinden Fudayl adında biri, şehirde, zulüm ve haksızlığa izin vermeyeceklerine dair yemin etmişlerdi. Ku­reyş'in ileri gelenleri de, bu sebepten dolayı bir araya gelip karar aldıkları içindir ki; bu cemiyete “Hılfu'l-Fudûl” adı verildi.

Konuşmalar, tartışmalar aralıksız görüş alışverişleri neticesinde şu kararlar alındı:

1. Mekke'de ister Mekke'li, ister Mekke dışından olsun zulme uğramış hiç kimse bırakılmayacaktır.

2. Bundan böyle Mekke'de zulme asla izin verilmeyecek, zalime asla müsamaha ve fırsat tanınmayacaktır.

3. Mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya dek, mazlumlarla beraber hareket edilecektir.

Cemiyetin üyeleri, bu sözler üzerine sebat edeceklerine dair de şöyle bir ye­min ettiler:

“Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hira ve Sebir dağı yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe'de istîlâm ibadeti [Kâbe'nin tavafı sı­ra­sında Hacerü'l-Esved'e el sürülmesi ve izdiham dolayısıyla bizzat el sürü­lemiyorsa uzaktan selamlama işaretinin ya­pılması] ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz.” Hemen akabinde Zebidli tüccarın gaspedilen mallarını Âs b. Vâil'den geri aldı.

Bu yemin edildiğinde orada bulunanlardan biri de Efendimiz (asm)'dı. Yirmi yaşındaydı ve bulundukları yerde yaşça en küçüktü. Şefkat ve merhameti, erdem ve fazileti böyle bir zulmün ortadan kaldırılması için onu Hılfül Fudul cemiyetine getirmişti. Nitekim Efendimiz (asm) risaletle memur olduğunda dahi bu cemiyete katılmış olamktan memnun olduğunu dile getirmiş: “Abdullah b. Cüda'nın evinde yapılan yeminde ben de vardım. Bence o yemin, kırmızı tüylü develere sa­hip olmaktan daha sevimlidir! Ben, ona İslamiyet devrinde bile çağrılsam icabet ederim.” buyurmuştu.

En Çok Okunanlar