Dünya bir penceredir

Dünya bir penceredir

ORHAN ÖZSOY/DOĞRUHABER

Dünya bir penceredir

“Sular Hep Aktı Geçti,

Kurudu Vakti Geçti,

Nice Han Nice Sultan,

Tahtı Bıraktı Geçti,

Dünya Bir Penceredir,

Her Gelen Baktı Geçti...”

Dünya bir penceredir der Yunus Emre... Her gelen bakar geçer. Fani olan herşey bir vakte vabestedir. Bir ağacın yaprakları gibidir suretâ. Doldu mu vakt-i zaman; düşüverir durmadan… Ömür ki üç günden ibaret; dün, bugün ve yarın… Hayat bu, köleye de, sultana da gelir geçer. Hayat saatinin tik takları durmak bilmez. Ecel kapısı kapanmak bilmez. Gelen gider, giden gelmez…

El hak yalandır dünya, kimseye kalmaz… Gideceğimiz bir yer var bizim. Üç günlük misafiriz bu dünyada. Elestten çıktık yola, dünya durağında beklemekteyiz. Söz verdik, durduğumuz yerlere tamah etmeyeceğiz. Dünya durağında bir dünya yolcu bekliyor şimdi… Kalabalık.. Gelenler ve gidenler, buluşurlar aynı yerde. Gelen de ağlar, giden de; ne garip. Dünya durağında bekleşir tüm insanlar. Vaktini bekleyen, vaktini ertelemeye çalışanlar birliktedir aynı çatının altında.

“İşin gücün dâim yalan,

Çok kişiden arta kalan,

Nice kere boşalarak,

Dolan dünya değil misin?”

Fani dünyanın, bi vefa çehresini ne de güzel anlatıyordu Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri… Evvel zaman içinde vazgeçtik hanümandan. Hayat ile mematın bitiştiği, uzun ince bir çizgide yürüyorduk hepimiz. Vefadan nasibi yoktu fena ikliminin. Her doğan ölür, her yeni olan eskirdi. Her kemalin bir zevali vardı şüphesiz. Farkındaydık ki; bu dünya yalandır. Çok kişiden arta kalandır…

“Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi Hele bana şöyle gelir, şol göz açıp yummuş gibi..” der Yunus. Bir yelin esip geçmesi gibi gelip geçer bu dünya… Yaşarız; kimimiz dolar, kimimiz taşarız. Kimimiz düşer, kimimiz koşarız. Kimimiz ölür, kimimiz yaşarız. Mevsimler gelir geçer, bu dünyadan göçeriz. Yunus'a öyle gelir ki; sanki bir göz yumup açmak kadardır ömür.

Evet, bir yolcuyduk elestten gelen. Gideceğimiz yere bir durak vardı şimdi. Bir durak neydi ki; göz açıp kapayıncaya kadar geçerdi. Bir ağaç altında gölgelenmek niyetiyle oturduk dünyaya. Kalkıp gideceğiz elbet, vaktimiz dolduğunda. Ne olur anla! Bu ömür kalmadı kimsede, bu gençlik, bu güzellik… İlelebed sende kalmaz. Dünya bağında açmış bir mevsimlik gülsün sen. Cemaline aşıklar hayran olur, bad-ı saba kokunu saçar durur. Fakat anla Ne olur! Fani olan muhakkak fena yurduna yürür.

ESMA - UL HUSNA

EL-ALİM

Her şeyi çok iyi bilen, her şeyi hakkıyla tanıyan, olmuşları ve olacakları bilen ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen anlamlarına gelmektedir.

El-Alim, Rabb-i Zu-l Celal'ın mükemmel vasıflarından biridir. Her şeye hükmeden, her canlının tek tek ihtiyacını gözeten ve bu doğrultuda rızık veren, hak ile batılı ayırt eden, haklı ile haksızı bilen ve buna hükmeden bir yaratıcı tabi ki de her şeyi bilen olmalıdır.

Bilmemek büyük bir eksikliktir. Bilmeyen yanlış hükmeder, maiyeti altındakilere haksızlık eder, yardımcıları bilgiyi nasıl aktarırlarsa onu doğru bilir, hükmü altında nice işler döner de haberi olmaz…

İşte Allah (cc) bütün bu noksanlıklardan münezzeh olandır. Her şeyi bilir. Hiç kimse onu yanlış yönlendiremez. Hiç kimseye Miskal-i zerre haksızlık etmez.

İşte El-Alim isminin yansımaları…

Kâinatın müthiş yaratılması ve idare edilmesi ezeli bir ilim gerektirir. Ancak her şeyi bilen, sonsuz âlemi yerli yerinde yaratır.  Bu günkü bilim, kainat ve canlıların özellikle insanın yapısındaki incelikleri keşfetmekte ve ortaya çıkan akıl üstü gerçekler, yaratıcıdaki mükemmel gücü ortaya çıkarmaktadır.

Saniyede 4 insan ve günde ortalama 350 000 insan yaratılıyor. Aynı zamanda milyonlarca canlı ölüp yerine milyonlarcası yaratılıyor. İşin asıl sırrı bütün bu mükemmeliyet büyük bir kolaylıkla meydana geliyor. Hâlbuki kolay ve çabuk yapılan işler basitliğe işaret eder, zor ve kaliteli işler uzun süre ve ciddi bir ilim gerektirir. Ancak gel gör ki, Yüce Rabbimiz hayret verici bu mükemmelliği El-Alim isminin tecellisi ile saniyelerde yaratmakta, önümüze sunmaktadır… bir insanın 10 yıllarını vererek meydana getirdiği bir icad hayretlerimizi ve takdirlerimizi celbederken, saniyelerde meydana gelen bunca mükemmelliğe nasıl bakıp geçeriz hayret doğrusu…

Yaratılmışlardaki büyük ustalık da ilme işaret eder. İlim sahibi olan biri ancak bu kadar şeyi düşünmüş olabilir. Mesela deveyi günlerce susuz kalabilmesine yardımcı olan hörgücüyle, kumda batmayan ayaklarıyla, çöl fırtınalarına direnen burun delikleri ve göz kirpikleriyle, rahatça çöl bitkisi yiyebilen dudak yapısıyla, aşırı sıcaklığa dayana kalın derisiyle tam bir çöl gemisi haline getirmek, sonsuz bir ilim gerektirir. Diğer canlıları, kuşları, böcekleri, vahşi ve evcil hayvanları siz düşünün…

Bütün canlılara ayrı ayrı rızık vermek sonsuz bir ilmin tecellisidir. Bu kadar farklılık ancak El-Alim tarafından gözetilir. Aksi takdirde kâinatın karanlık deliklerinde yaşayan hayvanlar unutulabilirdi. Ancak gel gör ki, hiç biri ama hiç biri açlıktan ölmemiş ve ölmeyecekte… İşte bu kadar ve daha fazlası El-Alim isminin tecellisidir. Hiç düşündük mü, Bu kadar şeyi bilen Allah bizim karanlık gecelerde yaptıklarımızı da görüyor mu diye?

Karanlık gecelerde Rabbi için ağlayan gözü de, haram şeylerle iştigal eden nefsi de tabi ki de görüyor…

KEŞKÜL

Yusuf'a Ayna Gerek

Bir bün bir dostu çıka geldi Yusuf aleyhisselam'ın. Gönlünden Yusuf aleyhisselam geçmiş, ziyarete gelmişti. Yusuf aleyhisselam ile oturup uzun uzun konuştular, sohbet ettiler. Yusuf aleyhisselam başından geçenleri, kuyuda iken çektiği sıkıntıları anlattı. Çok sıkıntı çekmişti Yusuf aleyhisselam, konuşmakla bitmezdi. Konuşmanın sonunda geldiklerinde misafirine: “Söyle bakalım, ne hediye getirdin bize, zira dostun evine eli boş gidilmez.” dedi Yusuf aleyhisselam.

Misafir üzüle sıkıla özrünü beyan etti: “Sana getirmek için her neye baktı isem, hiçbirini beğenemedim, sana layık göremedim. Senin güzelliğine hiçbir güzelliği yakıştıramadım. Bir altın zerresi alınır da, altın madenine; bir damlacık su okyanusa nasıl hediye edilir? Sana gönlümü ve canımı hediye olarak getirsem dahi, Hindistan'a baharat satmaya götürmüş olurum.” Yusuf aleyhisselam dostunu dinliyordu sessizce.

Dostu cebinden bir ayna çıkardı ve Yusuf aleyhisselama uzattı: “Senin güzelliğine layık bir hediye bulamadım. Çok zor oldu sana yakışır bir şey bulmak. Fakat sonunda sana bir ayna getirmeye karar verdim, ona baktıkça güneş gibi parlayan güzel yüzünü görürsün, sevinir, beni hatırlarsın.” dedi ve getirdiği aynayı Yusuf aleyhisselam'a sundu. Yusuf aleyhisselam bu hediye karşısında mesrur oldu. Dostunun hediyesini gözleri parıldayarak kabul eyledi. (Mevlana)

FETVALAR

Borç erken verilirse düşürülen para faiz olur mu?

SORU: Katılım bankaları üzerinden ev alıyoruz. Belli bir fiyat üzerine anlaştıktan sonra banka bizlere “eğer ileride borcunuzu erken öderseniz, bir miktar düşürürüz.” diyorlar. Aynı durum trafik cezaları, elektrik, su vb. fatura borçlarında da söz konusudur. Erken verildiğinde indirim yapıyorlar. Acaba Alınan fazla para gibi azalan para da faiz midir?

CEVAP:  Katılım bankaları üzerinden ev ve araba almanın caiz olabilmesi için gerekli şartları daha önceki fetvamızda detaylı bir şekilde ifade etmiştik. Borcun erken verilmesi neticesinde, mal sahibinin parada indirim yapması kimi âlimler tarafından caiz görülürken kimileri tarafından da caiz görülmemektedir. Caiz olduğu görüşüne gidenler Peygamber (aleyhissalatu vesselamın)'ın İbnu Abbas tarafından rivayet edilen ve şu hadisini delil olarak getirirler:

Benu Nadir Yahudileri Medine'den sürgün edildiği sırada bazı sahabeler Efendimize gelerek “Ey Allah'ın resulü! Sen bunların çıkarılmasını emrettin. Fakat Bunlardan bazılarının bize borcu var.” Dedi. Bunun üzerine Hz Peygamber kendilerine “Borcunu indir, erken versinler.” şeklinde yanıt verdi. (Hâkim, Taberani) Bu hadisin sıhhatiyle ilgili farklı rivayetler bulunmakla birlikte Hasen derecesindedir. 1

Borç erken verildiğinde, miktarın düşürülmesini caiz görenler arasında; Abdullah Bin Abbas, Zeyd Bin Sabit, İbnu Teymiyye ve talebesi İbnu Kayyim, Hanefi fuhasından İbnu Abidin asri âlimlerden Vehbe Zuhayli gibi âlimler bulunmaktadır. Aynı şekilde İmam Şafi ve Ahmet Bin Hanbel'in de bu görüşe gittiğine dair bir görüş vardır. 

İbnu Abbas derki: Ribâ “borcumu ertele sana fazlalaştırayım” demektir. “Borcumu erken vereyim bana azalt” demek değildir. (İbnu Ebi Şeybe) 

Aralarında Hanefi fakihlerinden İmam Serahsi'nin de bulunduğu bazı âlimler bu durumu faize kıyas ederek haram olduğu görüşüne gitti. Serahsi derki:

Bir adamın bir başkasına borcu olur da bunu erken vermesi şartıyla azaltırsa böyle bir muamele de hayır yoktur. Geciktirmesi için fazla para vermek nasıl faizse bu da aynı şekilde faizdir. 2 

Bazı alimler, İmam Serahsi'nin bu kıyasının geçersiz olduğu görüşüne gitti. 

Borç erken verildiğinde, miktarın düşürülmesini haram görenler, aynı şekilde sıhhatinde ihtilaf edilen şu hadisi delil olarak getirirler:

Miktat Bin Esvet derki: Bir adama yüz dinar borç para verdim. Kendisine “eğer paramı erken verirsen senden 10 dinar düşürürüm, bana 90 dinar verirsin.” Dedim. Bu meseleyi Peygambere götürdüğümde o adama “sen Miktat'ın ribasını yedin.” Dedi. (Beyhaki) Bu hadisin senedinde zayıflık vardır. Aynı şekilde bu muamelede bulunan birisi İbnu Ömer'e danışınca kendisini bundan engelledi. 3

Sıhhat derecesi bakımından her iki hadis için de farklı rivayetler bulunmaktadır. Bu sebeple mevcut görüşler arasında bu muameleyi faiz olarak görmeyenlerin görüşü daha isabetli ve yaşadığımız asra daha uygundur. 

Allah En Doğrusunu Bilendir…

 

En Çok Okunanlar