KABİR AZABI

KABİR AZABI

İLİM - İRFAN : Kabir azâbının olmadığı ya da sadece kâfirler için söz konusu olabileceği konusunda, Mûtezile ve Hâricîler'den çok az sayıda kimse görüş beyan etmişse de, Ehl-i sünnet mezheblerin büyük çoğunluğu kabir azâbının varlığı hususunda görüş birliği içindedir.

Hz. Aişe radiyallâhu anhâ şöyle demiştir: Yahudi bir kadın yanıma gelip kabir azabından bahsetti ve “Allah seni kabir azabından korusun” dedi. Ben de Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve selem) kabir azabı hakkında sordum. O da şöyle buyurdu: “Evet. Kabir azabı vardır.” (Buhari, Müslim)  

Kabir azâbına delâlet eden hem akli hem nakli deliller vardır. Hemen hemen bütün beşeri sistemlerde ve uygulamalarda zanlının hal tahkiki için mahkeme öncesi muhtelif süreli bir gözaltında tutma ve sorgulama işlemi vardır. Ölüm ve kıyamet arasındaki sürede ruhun dünyadaki ameline göre bir meskeninin olması gerekir. Elbetteki bu meskenin tesbiti için bir ön sorgulama gerekecektir. Ayrıca kabir azabına delalet eden âyetler vardır. 

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Zâlimleri, ölümün sıkıntıları içinde, meleklerin ellerini uzatarak: Ruhlarınızı çıkarın. Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız... derken bir görsen.” (En'am: 93)

Bu ayette söz edilen durum ölüm sırasında yaşanacaktır. Meleklerin ellerini uzatma­sı demek, ölen kişilerin yüzlerine ve sırtlarına vurmalarıdır. Muhammed süresindeki şu âyetler de buna şahitlik etmektedir:

“Melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını aldığında onların hali nasıl olacak!” (Muhammed: 27)

Bu Açıdan şunları rahatlıkla söyleyebiliriz ki;

1. Kabir azâbı ve kabir sorgusu haktır, mutlaka vuku bulacaktır.

2. Bu azap hem kâfirler hakkında hem de Allah'ın birliğini kabul edenlerden Allah'ın dilediği günahkâr kimseler hakkında söz konusu olacaktır.

3. Kabirdeki sorgulamada mü'minler, Allah Teâlâ'nın ikrâmı sonucu dünyada söyleyegeldikleri kelime-i şehâdeti okuyarak imanlarını ispat edeceklerdir.

4. Bu durum kabir azâbından kurtuluş müjdesi ve bu konuda büyük bir ümit kaynağıdır.

Kaside-i burde

Kızgın çöl önüne dikilmiş, gideceği yere geçit vermiyordu. Kum taneleri alev alev yanıyordu. Karar vermişlerdi, Medine'ye gideceklerdi. Kardeşi Buceyr ile Allah Rasulünü (asm) görmeye gidiyorlardı.

Babaları Allah Rasulü'nün risaletinden evvel yahudi ve hristiyanları dinlerdi. Onlardan ahir zamanda bir Peygamber'in geleceğini işitmişti. Ömrü boyunca hep O'nu beklemişti. Ölüm gelip kapıya dayanınca, oğullarına vasiyet etti: “Son Peygamber'in gelişini görürseniz, muhakkak iman edin…” demiş ve dünyadan göçmüştü.

Bir an babası geldi gözlerinin önüne. Ka'b'ın gözleri doldu. Kardeşi Büceyr ile Medine'ye yaklaşmışlardı. Yakın bir yerde konaklamaya karar verdiler. Büceyr Ka'ba dönerek: “Sen burada bekle, ben Medine'ye gidip Peygamberi dinleyeyim” dedi. Ka'b bulunduğu yerde beklemeye başladı. Büceyr Medine'ye varmış, Rasulullah'ın sohbetine oturmuştu. Çok geçmeden müslüman olan Büceyr, Ka'b'ın yanına döndü.

Ka'b'ın iman etme hususunda mütereddit idi. Karar verememişti. Kardeşinin de iman ettiğini duyunca kızdı. Hala cahiliye öfkesi dolaşıyordu damarlarında. Kardeşine olan kızgınlığını şiire dökmüş, yazdığı şiirde Allah Rasulü'ne dil uzatmıştı. Bir şair Allah Rasulü'ne dil uzattığı vakit tüm müslümanları karşısına almış olurdu. Buna yeltenen şairlerin bir çoğu sahabe tarafından yakalmış ve cezalandırılmıştı.

Ka'b bir müddet sonra hatasını anladı, pişman oldu. Fakat yazdığı şiir Allah Rasulü tarafından  duyulmuştu. Ne yapacağını bilemiyordu. Kardeşi Büceyr bu esnada kendisine bir mektup göndermişti. Mektupta, “Allah Rasulü'ne tövbe ederek, yaptıkları için pişmanlık duyarak gelen herkesi Allah Rasulü kabul eder..” yazıyordu.

Ka'b mektubu aldıktan sonra bir müddet düşündü. Nihayet karar vermişti. Medine'ye yeniden gidecek, bu kez iman edecekti. uzun bir şiir yazacaktı. Bu şiirde Allah Rasulü'nü methedecek ve müslüman olduğunu beyan edecekti. Şiiri yazdıktan sonra yola koyuldu. Uzun bir yolculuğun ardından, bir gece vakti Medineyi Münevvere'ye giriverdi. Cüheynilerden bir dostu vardı Medine'de. Ona misafir oldu.

Gece sabaha varınca Allah Rasulü'nün mescidine gidiverdi. Sabah namazı vaktinde vardı Allah Rasulü'nün huzur-u saadetine. “Ya Rasulallah, Ka'b bin Züheyr pişmanlık içerisinde iman etmeye gelmiş, kabul edermisiniz?” dedi. Allah Rasulü, “Evet, kabul ederim.” deyince Ka'b kelime-i şehadet getirdi. Allah Rasulü kim olduğunu sorunca, “Kab bin Züheyr'im” dedi. Sahabe bu ismi duyunca üzerine yürümeye kalktı. Allah Rasulü müsaade etmedi. Ka'b Allah Rasulü'nün dizi dibinden kalkıp Medine'ye gelmeden evvel yazdığı şiiri okumaya başladı. Şiir bittiğinde şairin yüreği aşk ile dolmuştu. Gönülleri mest eden bu kaside Allah Rasulü'nün çok hoşuna gitmişti. Allah Rasulü oturduğu yerden kalktı, bürdesini (hırka) çıkardı ve Ka'b'a giydirdi. İşte o günden sonra bu şiir “Kaside-i Bürde” olarak anılmaya başladı.

Keskul

Karanlıktaki Fil:

Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler. Daha önce fil görmediklerinden, meraklandılar. Kalabalıklar hâlinde ahırın önüne toplandılar. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkanı yoktu. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar. Birisi filin kulağını tuttu, “ Fil bir oluğa benzer” dedi.

Başka birisi filin ayağını kavramaya çalışarak, dedi ki: “Fil bir direğe benzer.” Bir başkası da sırtına dokunmuştu. O da, “ Fil bir taht gibidir” dedi. Herkes filin neresine dokundu ise filin tamamını öyle sandı. Nasıl sandıysa da öyle tarif etmeye koyuldu. Onların sözleri, bu yüzden birbirinden farklı oldu. Herkes farklı bir şekilde anlatıyordu fili. Birisi dal dese, öbürü elif diyordu. Oysa herkesin elinde bir mum olsaydı ve tümünü görebilselerdi sözlerinde farklılık kalmazdı.

Gönül gözü ancak avuca, ancak köpüğe benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki! Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başkadır. Sen köpüğü bırak da denizin gözüyle bak. Köpükler, gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete getirir. Fakat sen ne şaşılacak bir şey yapıyorsun;  köpüğü görüyorsun da denizi görmüyorsun.

Mevlana

FETVALAR

DOĞUM GÜNÜ KUTLAMAK:

✒SORU: Doğum günü kutlamanın İslamdaki yeri ve hükmü nedir?

✑CEVAP:  Doğum günü kutlamanın hükmüyle ilgili içerisinde bulunduğumuz şartları da dikkate alarak diyoruz ki; asli itibariyle doğum günü kutlamak haram bir davranış değildir. Onu haram kılan durum, içeriği ve şeklidir. Bu bakımdan doğum günü adı altında yapılan etkinlik ve törenlerin içeriği İslami usullere muhalif olmamalıdır. Bu etkinliklerde haram şeylerin yapılmasına mahal verilmemelidir. Yiyecek ve içecekler, programın içeriği, mahrem olmayan kadın ve erkeklerin iç içe olmaması gibi durumlar dikkate alınırsa bunu yapmakta bir sakınca yoktur. 

 

Bununla birlikte yukarıda bahsi geçen gayri müslimlere muhalefet ve kendi örf ve adetlerimizi de göz önünde bulundurursak bu tür kutlamaları her sene düzenli olarak adet haline getirmekten kaçınmamız, sahip olduğumuz kimlik açısından daha isabetlidir. Eğer yapılacaksa da bunu taklitten uzak bir şekilde şenlik ve keyif havasında yapmaktan ziyade islami nasihat çerçevesinde; zamanın, hayatın, sağlığın ve gençliğin kıymetine vurgu yaparak yapmak gerekir.

SURELERİ TANIYALIM 

NAHL SURESİ

Sure adını 68. Ayette geçen “bal arısı” manasına gelen NAHL kelimesinden alır. Kuran'da ismi surelere verilen beş hayvandan (Bakara, Ankebût, Neml, Fil ve Nahl) biridir. Surenin bilinen bir diğer ismi de “Niâm” suresidir.

Mekke'de inmiştir. Mekke döneminin sonlarına doğru inmeye başlamıştır. 128 ayettir. Nüzul sıralamasında 70. Sure olup, Kehf suresinden sonra, Nuh suresinden önce indiği rivayet edilir. Son üç ayetinin Medine'de indiğine dair rivayetler de vardır.

Bu sure de diğer mekki sureler gibi genelde İtikadi konuları içermiştir. Mekke müşrikleri Peygamberimizden başlarına getirmekle tehdit ettiği felaketin hemen gerçekleşmesini istiyorlardı. Zaman uzadıkça ve başlarına inecek olan azap geciktikçe, onlar da bu azabın daha çabuk gelmesine ilişkin aceleci ve alaylı isteklerinde ileri gidiyor ve daha da şımarıyorlardı. Sure bu konuyu anlatan ayetlerle başlıyor. “Allah'ın hükmü yakında gerçekleşecektir; buna göre onun bir an önce gerçekleşmesini boşu boşuna isteyip durmayınız. Allah, onların kendisine yakıştırdıkları ortaklardan uzaktır, yücedir.”

Sure Allah yolunda mücadele ederken karşılaşılan zorluklara sabretmek gerektiği, Allah'tan korkanların mutlak surette korunacağı ve Allah'ın sürekli kendileri ile beraber olacağının haber verilmesi ile son bulur.

"Süphesiz ki Allah, kendisinden korkanlarla ve iyilikte bulunanlarla beraberdir"

SURENİN TEMEL MESAJLARI 

- İnsan daima Allah'ı hatırlamalı, şükretmelidir. Sıkıntı anında Allah'ı hatırlayıp, rahatlıkta unutmak nankörlüktür.

- Allah her kavme onu uyaracak, doğru yolu gösterecek bir uyarıcı göndermiştir.

- Allah'a inkâr eden kişileri çok kötü bir akıbet beklemektedir.

- Sabır ve tevekkül güzel hasletlerdendir.

- Allah bal arısı dâhil diğer hayvanların yaşamını programlamıştır. 

EL KAHHAR

Allah'ın güzel isimlerinden olan el Kahhar, yenilmeyen, daima galip gelen, her şeye istediğini yapacak güçte olan ve isyankârları kahreden anlamalarına gelmektedir.

Ad kavmi, Semud kavmi, Nuh kavmi ve diğer isyankâr kavimler bu ismin tecellisi ile helak olmuşlardır. Aynı zamanda günümüzde Allah'a isyan eden insanlar bu isimle hak ettikleri cezayı görmüşlerdir. Ayrıca bu isim, her türlü günah işledikten sonra kendilerine Allah hatırlatılınca “Allah Gafur'dur Rahim'dir bizi affeder diyenlere bir cevaptır. Allah (cc) El-Ğafur olduğu gibi El- Kahhar'dır…

Cehennemi El-Kahhar ismi şerifi ile yaratmıştır Rabbi Zülcelal… Ahirette Kafirlere Bu isimle muamele edecek olan Allah (cc), hiçbir zaman bu kadar öfkeli olmayacaktır.

Geçmişte helak olmuş olan kavimlerin kalıntılarını gördüğümüzde El-Kahhar ismini hatırlamalıyız.

 

En Çok Okunanlar