YÜKLENİYOR

Hamas Kılıcın Ağzında Kılıçla Savaşıyor

Hamas Kılıcın Ağzında Kılıçla Savaşıyor

Otuz yıl önce kurulan Hamas hareketi hep kılıcın ağzında yürüdü ve yürümeye devam ediyor. Siyonist işgalin doğurduğu zulmün altında ve dünyanın değişik noktalarında doğan küçük bir hareket… Filistin halkıyla ümmetin önceki asrın sonlarında başlattığı cihad sürecini tamamlamaya çalışıyor. Bir yandan cihad ederken diğer yandan işgalciyle onunla birlikte hareket edenlere karşı daha önce görülmemiş bir direniş sergiliyor ve düşmanın bu halka ve ümmete karşı sürdürdüğü kapsamlı savaşa göre kapsamlı bir yürüyüşe dönüşmeye çalışıyor.

Hamas, Siyonist düşmana karşı kılıcını çıkardığı günden bugüne hiç değişmedi.

İster bir şey versin ister vermesin kimsenin kucağına atılmadı, kimsenin kapısında dilenmedi; aç kaldıysa da ve açlığa mahkûm edildiyse de hiçbir zaman bir kampa, koalisyona veya çevreye kendini satmadı. Kılıcın ağzında sürdürdüğü yürüyüşünde sağ tarafta pragmatizmin çukuruna düşmezken, sol tarafta da aşırılığın Tih çölüne düşmedi.

Hareketin kurulduğu ilk yıllarda dünyayı gezerken genç liderleri, şeref salonlarıyla Mercedesler, köşk nöbetçileriyle göz alıcı halılar cezbetmediği gibi, zindanlarla sürgünler, suikastlarla tehditler de korkutmadı ve yıldırmadı.

Bu insanlar Rebi b. Amir'in izzetini, Amr b. As'ın siyasetini, Halid b. Velid'in komutanlığını, Ali b. Ebi Talib'in cesaretini, Ömer b. Hatab'ın dâhiliğini, Ebu Bekir Es-Sıddık'ın hikmetini kendilerinde toplamışlar… Onların Kur'an ve Sünnet konusundaki dengeli anlayışlarıyla gölgeleniyorlar.

İlim ehlinin ilmine karşı kibirlenmedikleri gibi, tecrübeli olan insanların tecrübelerine karşı da kibirlenmiyor, başka kardeşlerinin vatan hizmetine iştirak etmelerine burun kıvırmıyorlar.

Ne kadar da kendisine uzanan az eller gördü. Halkının, şehitlerinin, özgürleşen insanlarının, özgür insanların, yaralıların ve yakınlarının elleri hep yanında olmuştur. Tabi bunların arkasında da hiçbir sıkıntıda bu halkı yalnız bırakmayan, savaşta geri adım atmayan ümmet duruyor.

Pusulası Kudüs'tür. Yazın kavurucu sıcaklığıyla, kışın dondurucu soğuğu onu bundan vazgeçirmedi.

Gölgelenmek istediğinde gölgesi doğuyu ve batıyı göstermeyen Zeytin ağaçlarının gölgesine sığındı. Yağının verdiği nur kendisinin kötü satıcı ve alıcılarla, dilencilerle ve taviz verenlerle boğuşmasını engelledi.

Ona “Doğuya git ve ona sığın”, dediler. Çünkü orada direnişçilerin parlayan kılıçları var, devrimin gürleyen ve vızlayan mermi sesleri var. Orada füze başlıkları ve ebabil kuşları var.

Doğu böyleyse, o zaman gerçekten doğu muhteşemdir!

Bir müddet doğuyla beraber yürüdü. Elinde kılıcı ve kılıcın hakkından vazgeçmeden yürüdü. Aldıklarına karşı minnettar ve müteşekkir oldu. Bu konuda onu başkasına üstün gördü. Çünkü o kendisine Kudüs değerinde ikramda bulunmuştu(!)

Ancak esen rüzgâr kendisini kılıcın ağzından düşürmeye çalışırken veya kılıcındaki ümmetin kanını kirletmeye çalışırken haram malı ve bu malı verenleri bıraktı. Menfur mezhepçilik mezbahanesinde akıtılan temiz kanları korumak adına bela ve musibete tahammül etti.

Ona “Batı'yı sağına al”, denildi. Çünkü meşruluk buradan veriliyor. Uluslararası çevreler, büyük havaalanları burada.

O “neden olmasın?” dedi.

Ancak bedel ödeme zamanı geldiğinde “ben sadece Kudüs'e giden değerli ata binerim”, “Aksa avlusunda senin adınla seslenecek daha güçlü bir itiraf ve meşruluk olamaz” dedi.

Ona “yakınına sığın. O daha öncelikli. Onda hayır ve zenginlik, yardım ve destek var” dediler. Elbette ki deyip ona yöneldi. Ancak onun minneti, eziyeti, kibir ve aşağılaması, gizli ve açık şartları ortaya çıkınca “yağımı başka yağlarla değiştirmem” dedi.

Doğu, Batı ve yakın olanlar…

Halkı için hepsine gitti. Davası için binmediği at kalmadı. Kudüs ve Aksa'sı için çalmadığı kapı kalmadı. Otuz yıldır dağlarda, tünellerde, uçaklarda, havaalanlarında, başkentlerde, mülteci kamplarında, sokaklarda, meydanlarda, zindanlarda ve mezarlıklardadır… Denizin derinliklerinde, ebabil kafilelerinde ve hayale gelebilecek her türlü yerdedir… Bunu da halkı için, davası için, toprağı için yapıyor. Bütün bunlar için Hamas kılıcın ağzında kaldı. Allah'ın izniyle fitne köpekleri onu kapamadığı gibi, kınından çıkardığı kılıcı dünyanın hakir menfaatleri için de kendisini düşürmedi.

Doğuya, batıya ve yakınlarına açık ve net bir şekilde şunları söyledi:

Halkımla birlikteyim, pusulam ise Kudüs'tür. Kudüs'e hizmet etmek isteyen Kudüs zeytinlerine gelsin.

Bunu söylemesi kibir ve gurur olmuyor. Kibir bizzat helak edici iken. Senin Kudüs'le övünmen, bayrağıyla onur duyman kibir değildir.

Bu Allah'ın övdüğü izzet ve onurdur. O şöyle diyor:

“O inananlar ki, başka insanlar tarafından ‘Bakın size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun' denince bu söz onların imanını artırdı ve ‘Allah bize yeter, o ne güzel vekildir' diye cevap verdiler.”

“Bu durumda savaşa gidenler, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan, Allah'ın nimeti ve lütfuyla sağ salim geri döndüler. Ve Allah'ın lütfu ve nimeti ile savaştan bir zarara uğramadan döndüler, çünkü onlar Allah'ın rızası için çabalıyorlardı ve Allah büyük lütuf sahibidir.”

İşte Hamas ve mücadele süreci budur…

Onun Yasin ve binlerce şehit kardeşinin kanlarını haramla beslenmiş bir doğu füzesi karşılığında satması veya Kudüs kandillerini batının kirli yağlarıyla yakması mümkün değildir.

İşte Hamas ve pusulası budur!

Dünyanın dört bir yanında gezse de, doğusunu ve batısını dolaşsa da pusulası hiç sapmadı.

Hamas budur!

Şehitleri, esirleri, yaralıları, komutanları, liderleri, genç kız ve erkekleri, Kassam'ı bu bayrağı taşımaya devam edecektir. Ona yardım etmeyenler, suçlayanlar, kuşatanlar, saldıranlar, komplo kuranlar, ihanet edenler, kötüleyenler asla ona zarar veremeyeceklerdir.

Onlar –Allah'ın izniyle- zeytinyağı ve za'ter turşusuyla birlikte yediği helal tabun ekmeğinden başka ekmek tanımadı, tanımıyor, tanımayacaktır. Kralların, celalet sahibi zatların, şaşalı liderlerin sofralarında ne görürlerse görsünler kendi helal yemeklerini unutmayacaklardır.

Yaralı ümmetin son umududur Hamas!

Bağdat'ı, Şam'ı, Sana'yı, Kahire'yi, Trablus ve diğer şehirleri asla hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Çünkü her tarafından kanlar akmasına rağmen Kudüs'ü asla yalnız bırakmadı ve hayal kırıklığına uğratmadı.

Tanıdığımız Hamas budur. Başka birini de tanımıyoruz.

Hür yaşayan Hamas açlığa mahkûm edilir, kuşatılır, savaş dayatılır, ama asla harama bulaşmış bir lokmayı yemez.

Ahdine sadık kaldıkça bizim bayrağını sallayacağımız, askeri kanadının marşlarını seslendirdiğimiz ve ismiyle slogan attığımız Hamas işte budur…

Vail Ebu Hilal - Filistin Haber/Araştırma

En Çok Okunanlar
Page generated in 1498541164.23 seconds.