• DOLAR 5.762
  • EURO 6.43
  • ALTIN 282.956
  • ...
“Türkiye`nin Batılı müttefikleriyle (!) olan imtihanı”

Türkiye son yıllarda en büyük mücadelesini stratejik ortaklarına ve müttefiklerine karşı veriyor. Bu müttefiklerin en büyük çatısı da NATO`dur şüphesiz.

Lokomotifliğini ABD`in yaptığı bu örgüt 1949`da kurulmuş, Türkiye`ye kapılar ancak Kore savaşındaki fedakârlıkları ve SSCB`ye karşı üs kurulmasına izin vermesi karşılığında 1952`de açılmıştır.

Türkiye, soğuk savaş boyunca “Stratejik Gözde” olsa da ABD-NATO destekli darbelerden ve ambargolardan kurtulamamıştır.

1991 yılında rakip Varşova Paktının feshedilmesiyle varlık sebebi sorgulanan NATO, geliştirdiği yeni stratejik konseptle “Kuzey Atlantik olarak tanımlanan coğrafi alanın dışında da hareket etme kararı alır.” Böylece bu ittifak “Küresel bir güvenlik örgütüne” dönüşmüş oldu. Her ne kadar küresel dense de sadece Trans-Atlantik bağın menfaatlerini gözetti. İttifakta bulunan tek Müslüman ülke olan Türkiye`nin son dönemde hâsıl olan güvenlik endişeleri göz ardı edilmektedir. Bunda Türkiye`nin önemini yitirmesinden çok Ortadoğu düzleminde jeostratejik konumuna uygun olarak gittiği “New Ottoman=Yeni Osmanlıcı” politikaların etkin olduğu söylenebilir.

İhvan`a yakınlığıyla bilinen muhafazakâr bir partinin 14 yıllık iktidarında göz kamaştıran büyüme trendiyle Türkiye`nin küresel ve bölgesel güçlerin kıskançlık dolu rekabet duygularını kabarttığı aşikârdır.

Ancak yaşananlar, çekişmeleri masum “Ekonomik savaş paradigmasının” dışına çıkarmıştır. Sn. Erdoğan liderliğinde toparlanıp tüm İslam dünyasına alternatif bir yönetim modeli sunan Türkiye`nin NATO ve AB gibi stratejik müttefikleri tarafından dizginlenmeye ve hatta yeniden dizayn edilmeye çalışılması manidardır.

Katı Kemalizm`in temel hedefi olan “Muasır medeniyetler seviyesine” ulaşmak adına tek yönlü mutlak bağlılığın yaşattığı boyunduruk zilletinden ve değersiz ahlâk taklidinden kurtulmaya çalışmanın bu ülkeye her kesimin hedefi olan “tam bağımsız ve güçlü Türkiye” olgusunu kazandıracağı korkusu Batılı müttefikleri yeni arayışlara itmektedir.

Bu arayışların işaret fişekleri aylar önce basına sızdırılmıştı: Haziran 2015`te CFR düzenlediği önemli bir toplantıya İsrail yönetiminin kıdemli bürokratı Dare Gold ve Suudi bir Bakan katılmış, burada ülkelerinin güvenlik endişelerini paylaşmışlardı. Söz alan Suudi Bakan: “Üç ülkeyi (Türkiye-İran-Irak) zayıflatmak için bunlardan koparılacak parçalarla Büyük Kürdistan kurulmalıdır...” diyordu.

Washington Post`un önemli yazarı Fareed Zakaria Nisan 2016`da yönetimin yeni bakışını şöyle yansıtıyordu: “Türkiye ve Suudi gibi yeni bölgesel güçler yükseldi. ABD`nin uğraşlarını akamete uğratacak şekilde kendi çıkarlarının peşinde gidiyorlar. ABD artık başkalarıyla çalışarak ve işbirliği yaparak hedeflerine ulaşabilir.”

Bu yeni arayışlar bölgede “Yeni bloklaşmalar, yeni güçlerin müttefiklerin önünü açmıştır. Batı bloğu ve NATO, Ortadoğu düzleminde yeni “Güçler dağılımı ve dizaynı ile Türkiye`nin önüne set çekerken NATO`nun yapılanması ve yeni konsepti konusunda da Türkiye`yi ince ve hassas bir çizgide yörüngesinde tutmaya çalışmaktadır.

Türkiye açısından ise; her ne kadar Rusya tehdidi sürse de, aslında en büyük tehdidin batılı müttefiklerden geldiğini bilerek hareket etmektedir. Ne NATO ve AB`den kopmakta ne de asıl oyuncu olabilmektedir.

Genel gidişat bu yönde iken 8 Temmuz`da ironik bir mesajla Varşova`da gerçekleştirilen NATO zirvesinde tüm uğraşlarına rağmen Sn. Erdoğan eli boş dönmüş ve “Bizi yalnız bıraktılar” diyerek manzarayı resmetmiştir.

NATO zirvesinden çıkacak kararlar aslında üç ay önce Almanya`da 64.sü yapılan Bielderberg toplantısında karara bağlanmıştı. Toplantıda “mülteciler sorunu ve Rusya” ele alınmıştı. 92 yaşında olmasına rağmen dünya siyasetine yön verme hırsını yitirmeyen Kissinger`in toplantıda rol alması da ayrı bir nokta idi.

Varşova`daki NATO zirvesinde mevcut 28 ülkenin her biri kendi güvenlik endişelerini gündem yapmaya çalışmış ancak sonuç bildirgesinde daha önce batılı istihbarat başkanlarının ve finans baronlarının katıldığı Bielderberg`teki kararlar onaylanmıştı.

Türkiye`nin 53 yıllık AB kapısında bekleme süreci kabak tadı verirken bir de NATO`dan umduğu askeri desteği bulamaması Batı ile ilişkilerinin sorgulanmasını beraberinde getirecektir.

Türkiye, Post Complift (karışıklık sonrası düzen) için planlar yaparken batılı dostları tarafından devamlı yeni bir istikrarsızlık girdabına sürüklenmektedir(Rus uçağının düşürülmesi, 15 Temmuz darbe girişimi gibi.)

Türkiye bugün Batı tarafından büsbütün gözden çıkarılmıyorsa “Ortak korkular bir ittifakın en sağlam temelidir” (Thucydides) realitesiyle Türkiye`yi Rusya önünde harcanabilir bir blokaj olarak görmelerindendir.

Bununla birlikte Türkiye`yi eski lâik dizginlerle Batı`nın statükocu emir erine çevirme gayeleri de son darbe teşebbüsüyle ayyuka çıkmıştır. Öncesi ve sonrasıyla Batı`nın takındığı tavır; ABD (CIA) yönüyle işin başat rolünü oynadığı, AB yönüyle de; darbenin gerçekleşmemesinden hayıflanmalarından haberdar olup kutlamaya hazırlandıkları anlaşılmaktadır.

Nitekim darbe teşebbüsünden 2-3 ay önce Bush`un Ulusal Güvenlik eski Danışmanı: “Türkiye`de bir darbe olması halinde desteklenmesi gerektiği…” yönünde ilginç çıkışla meraklılarına açık bir mesaj göndermişti.

16 Temmuz`un ilk saatlerinde Pentagon`un emekli istihbarat generali Ralph Peters, Fox News`te üzüntüsünü dile getirircesine “Eğer darbe başarılı olsaydı İslamcılar kaybedecek, CIA Başkanı John Brennan ise sorular üzerine “…Erdoğan gün geçtikçe gücünü pekiştirip otoriterleşiyor. Darbe girişimi sonrası, Türkiye`de gerilmeler yaşanacak…” diyerek hem girişimden hem de sonrasından kehanetvari (!) açıklamalar yapıyordu.

Türkiye`nin Batılı müttefikleriyle olan imtihanını ve gelinen noktayı en güzel yine Ralph Peter`sin gözüyle görmekte fayda var: “Kararlarını oy birliği ile almak zorunda olan NATO, kendisini zehirli bir yılanı kucaklarken bulacak. Batı Avrupa`nın küçümsediği yeni krizler Güneydoğu Avrupa`da AB`yi sakatlayıcı ve daha aksak hale getirici eski korkuları yeniden uyandıracak… Belki yeni ve beklenmedik bir savaşla bile karşılaşabiliriz. Umutsuz ve kötü planlanmış bir darbe başarısız olmuştur (Aynı ifadeyi Kerry`de kullanmıştır) Şimdi gelense karanlık….” (Fox News Yahoo ana sayfasında)

Hülasa; Türkiye-Batı ilişkileri şimdilik bir kopma veya karşıtlık boyutuna gelmese de gerek idareciler gerekse de halk bazında batı algısı olması gereken noktaya gelmektedir. Darbe girişimine karşı rüştünü ispatlayan geniş halk kitleleri ve İslami camialar bu tepkinin kökeninde İslami değerler ve duyarlılıkların olduğu şuuruyla hareket etmeli, “Demokrasi, laiklik…” gibi söylemlerle masa başında rol çalmaya çalışanlara imkân verilmemelidir. Türkiye`de 60 darbesinden bugüne yaşanan tüm darbelerde ve darbe teşebbüslerinde en etkili merkezin batılı müttefik (!) başkentler olduğu unutulmamalı, unutturalmamalı.

 

Faruk Kuzu - Kandıra F tipi Cezaevi

 

Markanız bizimle şehrin markası olsun
ŞEHİR MARKALARI
Reklam İletişim 0212 562 60 06

Bu haberler de ilginizi çekebilir