Hizbullah Cemaati'nden Kürd Meselesi Hasbihali

Hizbullah Cemaati'nden Kürd Meselesi Hasbihali
İşte o yazı...
İslami Duyarlılığa Sahip Kardeşlerle Kürt Meselesi Üzerine Bir Hasbihal
 
Bismillah
 
Allah’ın (cc) insanları kavimler ve kabileler şeklinde yarattığı ayet ile sabit olan bir hakikattir. “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi kavimler ve kabileler kıldık. Kuşkusuz Allah katında en değerli olanınız, takvaca en üstün olanınızdır…” (Hucurat: 13)
 
İslam dininin milletlere ve kabilelere bakış açısı ve bu konudaki tarihi pratiği, insanlığa ışık tutmuştur. Her ne kadar bazı idareciler tarafından İslam’ın ruhuna ve anlayışına uymayan bir takım uygulamalar tarih sayfalarına geçmişse bile bunlar, uygulayıcıların yanlış anlayış ve tutumları ile ilgilidir. Bu tür yanlışlıklar İslam’a mal edilemez. İslam dininin kültür külliyatı bir bütün olarak ele alındığında, İslam’ın kavim ve kabileler konusundaki müstakim anlayışı görülecektir.
 
Mevcut sistemin kurulmasıyla beraber Müslüman halklar bir bütün olarak zulme maruz kalmış, bütün değer ve varlıklarıyla adeta silindir altında ezilmiş, en sıradan insani haklardan dahi mahrum bırakılmışlardır. Sistemin bir asırlık uygulamalarında, diğer alanlarda olduğu gibi kavimler konusunda da birçok haksızlıklar ve zulümler sergilenmiştir. Bizim de mensubu bulunduğumuz halka –Kürtlere– adeta dünya daraltılmış ve en temel haklardan dahi mahrum bırakılmışlardır. Bir milletin ağzına adeta kilit vurulmuş, kültürü bir bütün olarak tar-u mar edilmiştir. Bir milletin yok sayılması ve onursuzlaştırılması için başvurulmadık usul ve yöntem bırakılmamıştır.
 
Yapılan bunca zulüm ve haksızlığı hiç kimse inkâr edemez ve görmezlikten gelemez. Özellikle bu tespitin doğru yapılması gerekir. Bununla birlikte, onurlu hiç kimsenin bu uygulamalar karşısında tavırsız kalmaması gerekir.
 
Müslümanlar, inanç ve değerlerine musallat olan laik sistemin yıkımlarıyla boğuşurken, en doğal ve insani hakları hususunda güçlü bir duyarlılık sergileyemediler. Bunu bir fedakârlık olarak da değerlendirebiliriz. Zira Müslümanlar, yalnızca bazı insani haklarını değil, belki bütün bir dünyalarını dinleri için ortaya koyarlar.
Duyarlılık sahibi Müslümanlar, akidevi meseleleri ön planda tuttukları için işin dünyevi yönüne ve insani temel haklar boyutuna fazla yönelmemişlerse bile, son zamanlarda bu konuda çok şey yazılmakta, konuşulmakta ve tartışılmaktadır. Olsun, olması da gerekir. Takip ediyor ve onlardan istifade ediyoruz.
 
Hep beraber bu konuya eğilmeli, gündem oluşturmalı, her ortam ve düzeyde bunun mücadelesini vermeliyiz. Dün bu konuya yeterince yönelmeyişimiz, bugün de yönelmeyeceğimiz anlamına gelmez. Var olan sorumluluklarımıza bunu da bir sorumluluk olarak eklemeliyiz. Bu konuda farklı mücadele yöntemleri geliştirmeli, belirleyici tavır ve tutumlar sergilemeliyiz.
İslami duyarlılığı olan Müslüman Kürt kardeşlerimizin –özellikle de gerek bugün gerekse geçmişte İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmiş Kürt kardeşlerimizin– bir noktayı unutmamaları gerekir. Her şeyimiz Allah (cc) için, Allah (cc) ve Resulü’nün (sav) çizdiği daire içinde olmalıdır. İslami duyarlılığı olmayanlar meseleye ne şekilde bakarsa baksın, nasıl tavır takınırsa takınsın, nasıl konuşursa konuşsun, nasıl yazarsa yazsınlar bu onların sorunudur. Müslümanların, Müslüman Kürt kardeşlerimizin bakışı, tavrı, değerlendirmesi, konuşması ve yazması ise İslam mizanına göre olmalıdır. İslami hassasiyetleri bir kenara atmadan, İslam’a düşmanlığı meslek edinmiş şahıs ve yapıların argümanlarına sarılmadan, İslam’ın sınırlarını koruyarak, İslam dairesi içinde, insanların saf ve berrak İslami dimağlarını bulandırmadan, müstakim ve etkili bir çizgi üzerinde durarak bu alandaki mücadelelerine devam etmelidirler.
 
Halkımızın zulüm görmesi ve zulüm altında yaşaması, bizleri muhakkak ki sorumluluk altına koyar. Ancak bu sorumluluğumuzu yerine getirmek, bize rastgele hareket etme hakkını vermez. Haksızlıklara karşı çıkma ve hakların alınması adına; gayri İslami iş ve ilişkilerde bulunma, Allah (cc) ve Resulü’ne (sav) bilerek düşmanlık edenlerle beraber olma, haram ortamlarda bulunma, İslam’ın hoş görmediği tavır ve tutumlar içine girme hakkına sahip değiliz. Bir hakkı savunurken kullanacağımız yöntem, bizim dünya ve ahiretteki kazanımlarımızın heder olmasına sebebiyet vermemelidir. Müslümanlar olarak; “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki insanlar üzerinde şahitler olasınız ve Resul de sizin üzerinizde şahit olsun…” (Bakara: 143) ilahi düsturunu muhafaza noktasında sabit kaldığımız müddetçe, İslam’ın cevaz verdiği haklar konusunda çok daha etkin roller üstlenebiliriz.
 
Özellikle belirtmek isteriz ki, her konuda olduğu gibi bu konuda da yapacaklarımız, İslam’ın cevaz verdiği çerçevede olmalı ve İslami çizgiden hiçbir sapmaya mahal bırakmamalıdır. Bu hususu çeşitli vesilelerle birçok kere beyan edip, İslam dairesi içinde ve İslam’ın cevaz verdiği şekilde tüm hakların alınması için elimizden gelen gayreti göstereceğimizi ifade etmişizdir. Ve inşallah imkânlar el verdikçe daha fazlasını yapacağız. Bunu, İslami sorumluklarımızın içinde bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz. Müslümanlar olarak bu konuda yekpare olmamız, söylem ve davranışlarımıza çok dikkat etmemiz, gereksiz tartışmalardan ve yanlış anlaşılmalardan uzak durmamız gerekir.
 
İslam, biz Müslümanların varlığının ve düşünce mefkuresinin mihverini oluşturmaktadır. Bu konuda en küçük bir sapmaya müsaade etmemeliyiz. Sarf ettiğimiz her sözü, takındığımız her tutum ve davranışı defalarca gözden geçirmemiz, ince eleyip sık dokumamız gerekir. Söz, tutum ve davranışlarımızdan dolayı bir tek insan bile delalete girerse, Allah korusun, yanlış bir çığır açarak çocuklarımızın bizden sonra yanlışlıklara düşmelerine sebep olursak, ahirette Rabbimize bunun hesabını veremeyiz.
 
Biz Müslümanların, üstlenmiş olduğu en büyük misyonun İslami davet olduğunu hiçbir zaman gözden uzak tutmamamız gerekir. İslam davetini insanlara ulaştırma gibi bir sorumluluğumuz vardır ve bu konuda önümüzü tıkayıcı tavır ve davranışlardan sakınmalıyız. Bir insana Allah’ın (cc) davetini sunmak için gerekirse birçok insani ve dünyevi menfaatlerimizden feragat edebiliriz. Bu yolun ince ve hassas bir yol olduğu ve duygulara kapılmamak gerektiği gerçeğini gözden uzak tutmamak gerekir.
 
Zamanı, önemli ve verimli bir şekilde değerlendirme zorunluluğumuz vardır. Bize faydası olmayan gündemler oluşturarak veya başkasının oluşturduğu gündemlerle zamanımızı tüketmememiz gerekir. Başkasının oluşturduğu faydasız gündemlerin peşinden sürüklenmemeliyiz. Bilakis kendimiz, insanların iyiliğinin temini için gerekli gündemi oluşturmalıyız. Vakit, Müslümanlar için ilahi bir ganimettir. Hem yapacak çok işimiz vardır. Bu işlerimizin hiçbirisini de terk edemez ve erteleyemeyiz. Hal böyle olunca, başkası gereksiz ve faydasız tartışmalara giriyor diye biz de aynı konular etrafında tekrar tekrar dolaşamayız. Bizim, mustazaf halkımızın dünya ve ahiretlerini kurtarmak için çalışmak gibi bir sorumluluğumuz vardır. Meselelere hep bu gözle bakmak durumundayız. Üzerine yoğunlaştığımız konu eğer insanların dünya ve ahiret kurtuluşlarına herhangi bir katkı sağlamıyorsa bizim o alanda bulunmamız faydasız, hatta sakıncalıdır.
 
Özetle; halkımızın faydasına olabilecek, onların dünya ve ahiret saadetlerinin teminine katkı sağlayacak her mesele bizim asıl meselemizdir. Bu konularda kafa yorar, üzerine eğilir ve temelden hal etmek için elimizden gelen gayreti sarf ederiz. Yalnız biz meselelere İslami perspektiften bakmak zorundayız ve çözüm yollarımızı da o çerçevede oluşturmak durumundayız. Getirdiğimiz veya getireceğimiz her çözüm mutlaka İslam’ın sınırları içinde olmalıdır. Bu konuda Kur’an, Sünnet ve Selef-i Salihin’in pratiğiyle çelişen hiçbir şahıs, kurum ve kuruluşun söyledikleri veya ortaya koydukları çözümler bizim için bir değer ifade etmez. Allah’ın (cc) lütuf ve inayetiyle Müslüman Kürt halkımızın sorunlarına çözüm getirecek, onları sulha, selamete çıkaracak olanlar Müslümanlardır.
 
Allah’a (cc) emanet olun. Allah yar ve yardımcımız olsun. Bizi dualarınızdan mahrum etmeyin.
 
Kardeşiniz Edip
 
En Çok Okunanlar