Gelinen Noktada Birileri Hâlâ… Dememelidir

Abone Ol

Gelinen noktada hala “Şii-Sünni, Arap-Fars, Türk-Kürt” diye ayırt yapan, safları radikalize eden varsa onu adam yerine koymamak lazımdır.

Böyle bir muamele; vakte, gönle ve söze haksızlık etmek demektir.

Bu savaş “A’nın hatası, B’nin kaygısı veya C’nin zaafından ayrı bir konu olarak Hak-batıl savaşıdır.” Eğer taraf olarak bir konumlanma olacaksa bu Hak-batıl bağlamında bir konumlanma olmalıdır.

“Komşumun hasmı, düşmanı gelsin benim balkonumdan komşumu taşlasın. Komşu da doğal olarak benim camımı taşlar.

Taşlayınca da viyaklamanın bir anlamı yoktur.

Komşu komşu hu hu!

Komşu, komşunun külüne muhtaçtır.

Ev alma, komşu al…”

İnsanlar, İran’da gece gündüz demeden ABD ve siyonizmle savaşıyor.

Canları, aileleri, evleri ve şehirlerini korumaya çalışıyor.

Cephede uçaklar, füzeler ölüm kusuyor.

Şehirler, tüm güzellikleriyle viraneye çevriliyor.

Kadın, çocuk ve yaşlı demeden insanlar vahşice katlediliyor…

Ana medya ekranlarında mesken tutmuş bazı “yazar, analist, hoca ve akademisyen” kılıklı kişiler ise ABD ve Siyonist borazanlığı yapıyor.

Hala bir mezhep tartışması, menfaat yarıştırması üzerinden fitne üretiyor.

İran, Afganistan, Lübnan, Yemen, HAMAS ve Hizbullah ile ilgili değerlendirmede “ama, fakat, öyle ki” ile başlayan cümleler kuruyor.

Rahat ve sipariş koltuklardan ahkâm kesiyor.

Reyting ve propaganda peşinde mazlum coğrafyalar üzerinden entel duyarlığı kasıyor.

AYIPTIR, YAZIKTIR, VEBALDİR, GÜNAHTIR…

ABD, siyonizm ve emperyalizme karşı direnenler kusurlu değil mi, zaafı yok mu, hataları olmamış mı?

Elbette kusurludur, zaafı vardır, hatası olmuştur.

Çünkü onlar da birer insandır.

Ama böyle vahşi bir hengâmede,

ABD ve Siyonist çetenin saldırganlığı anında,

Yahudi, Hıristiyan ve ateist bir şer bloku karşısında

Mezhep, coğrafya ve yönetici üzerinden

Müslümanın kusurunu aramak,

Hatasını deşmek,

Onların emperyalizme karşı olan izzetli mücadelesini gölgelemek,

Düşmanın işini kolaylaştırmaktan ve düşmanın safında yer almaktan başka bir şey değildir.

ÜMMETİN İZZETİ EKRANLARDA, GAZETE KÖŞELERİNDE, VAAZ KÜRSÜLERİNDE, MAKAM KOLTUKLARINDA TEFRİKA ÜRETMEKLE DEĞİL; CEPHEDE DİRENİŞLE YAZILIR.

Gelinen noktada birileri hâlâ meselenin İran, Şiilik veya rejim değişikliği olmadığını anlamamışsa –Diyarbakırlıların deyimiyle- gitsin kendini Fiskaya’dan aşağı atsın!

ABD, siyonist itrail ve diğer Batı(l) güçlerin savaşı

Hakka tahammülsüzlüktür.

İslam’a duyulan kin, öfke ve hazımsızlığın dışavurumudur.

Ümmet coğrafyasındaki maddi manevi zenginliklere karşı haramzade bakışların oluşturduğu iştahtır.

Güçlenen Müslüman ülke yönetici ve halklarına operasyon çekmedir.

Müslüman halklar arasında bilim, sanat, edebiyat, silah ve teknoloji alanında üretken kişilerin çıkışını engellemektir.

Bağımsız değil, bağımlı; asıl değil, taklit; üreten değil tüketen insanlardır.

Ve Epstein gerçekliğinde olduğu gibi ümmetin evlatlarını ya şehvetle ya da silahlarla tüketmektir.

Gözü dönmüş bir istirmacı (Trump) ile bir çocuk katilinin (Netanyahu) hırsı ve çabası sadece İran’ı etkilemeyecektir.

Bu ateş, tutuştukça bundan Türk-Kürt, Arap-Fars, Şii-Sünni demeden tüm Müslümanlar ve mazlumlar zarar görecektir.

İran’a yapılan saldırı sonrası “halkından, inancından, değerlerinden, kültüründen ve dilinden” kopuk rejim ve iktidarlar bilmeli ki hepsi bir şekilde dış müdahalelere açıktır.

Biri diğerine arka çıkmazsa “sarı öküz” gibi erken bir gelecekte ona da sıra gelecektir.

O halde Müslüman yönetici ve halklar başta olmak üzere tüm yöneticiler ve halklar bu hayâsız ve vahşi akıma karşı insani, ahlaki ve onurlu bir duruş sergilemeli, karşı koymalı, saldırganlığı mecrasında boğmalıdır.

İnsanlığın ve Müslümanların selameti için Siyonist ve emperyalistlere “LA İLAHE” demenin dışında bir yol yoktur ve bilmiyorum.