Gazze ve NATO Zirvesi

Abone Ol

Adalet güçlüye göre eğilip bükülmeye başladığında, mazlumun duası tarihin en ağır hükmüne dönüşür.

İstanbul'da dünya güvenliğinin konuşulduğu masalar kuruldu. Mikrofonlar açıldı, bildiriler okundu, diplomatik tebessümler kameralara yansıdı. Aynı saatlerde ise Gazze'de çocuklar açlığın, bombaların ve enkazların arasında hayata tutunmaya çalışıyordu. İşte çağımızın en büyük çelişkisi budur. Bir tarafta güvenlik zirveleri, diğer tarafta güvenliği elinden alınmış masum insanlar... İnsanlığın vicdanı tam da bu çelişkinin altında eziliyor.

Bugün Gazze'de hükümetin feshedilmesi konuşuluyor. Yönetimler değişebilir, isimler değişebilir, makamlar el değiştirebilir. Fakat asıl soru şudur: israil bugüne kadar hangi uluslararası kararı eksiksiz tanıdı ki bundan sonra tanısın? Birleşmiş Milletler kararları ortada, uluslararası mahkemelerin tespitleri ortada, dünyanın gözü önünde yaşanan trajediler ortada... Buna rağmen değişmeyen tek şey, güçlünün hukuku kendi çıkarına göre yorumlamasıdır.

Bazıları çözümü yalnızca HAMAS'ın atacağı adımlarda arıyor. Oysa tarih bize defalarca gösterdi ki mesele tek tarafın söz vermesi değildir. HAMAS bütün taahhütlerini yerine getirse bile, israilin aynı samimiyetle hareket edeceğine dair güven verecek bir geçmiş maalesef bulunmamaktadır. Barış, yalnızca zayıftan fedakârlık beklenerek kurulamaz. Gerçek barış, herkesin aynı hukuka bağlı kalmasıyla mümkündür.

Beni asıl kahreden ise İslam dünyasının içine düştüğü dağınıklıktır. Bir zamanlar mazlumların sığınağı olan ümmet anlayışı, bugün çıkar hesaplarının gölgesinde eriyip gitmektedir. Ne yazık ki birçok İslam ülkesi mazlumun yanında dimdik durmayı değil, büyük güçlere yakın görünmeyi diplomasi zannetmektedir. Yağcılıkta gösterilen maharet, kardeşlikte gösterilebilseydi bugün Gazze bu kadar yalnız kalmazdı. Sessizlik bazen tarafsızlık değildir; zalimin cesaretini büyüten en tehlikeli ortaklıktır.

Batı ise insan hakları, demokrasi ve özgürlük kavramlarını dillerinden düşürmezken, Gazze söz konusu olduğunda aynı ilkeleri görmezden geliyor. Eğer ölen çocuk Batılıysa dünyanın vicdanı ayağa kalkıyor; fakat aynı çocuk Gazze'de can veriyorsa açıklamalar diplomatik cümlelerin arkasına saklanıyor. İşte çifte standart tam olarak budur. Hukukun coğrafyası olmaz. Adaletin dini, dili ve pasaportu olmaz.

Unutulmamalıdır ki mazlumun ahı sadece zalimi değil, susanı da yakar. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Bugün Gazze'de yükselen feryatlar yalnızca Ortadoğu'nun değil, bütün insanlığın geleceğini ilgilendiriyor. Adalet geciktiğinde öfke büyür, öfke büyüdüğünde ise hiçbir sınır güvenlik duvarı olmaya yetmez.

Ben inanıyorum ki bugün dünyanın ihtiyacı yeni zirveler değil, yeni bir vicdandır. Yeni bildiriler değil, samimi bir adalet iradesidir. İslam dünyası kendi içindeki ayrılıkları aşmadan, Batı kendi ikiyüzlü siyasetini terk etmeden ve uluslararası hukuk güçlülerin değil, herkesin hukuku hâline gelmeden Gazze'de akan gözyaşı dinmeyecektir.

Çünkü mesele yalnızca Gazze değildir. Mesele, insanlığın kendi vicdanıyla yaptığı imtihandır. Bu imtihan kaybedildiğinde, yıkılan sadece şehirler olmayacak; medeniyet iddiası, insan hakları söylemi ve adaletin son kırıntıları da enkazın altında kalacaktır.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!