Filistinli Esirleri Asla Unutmayın

Abone Ol

Başta Hussam Ebu Safiye olmak üzere, Filistinli esirleri, bu asrın mazlumlarını asla unutmayın.

Bu asrımızın, belki de insanlık tarihinin en büyük zulmü yaşanmaktadır. Yeni bir ashabı uhdud vakası ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bir insanın aklına gelebilecek en uç vahşet metotlarına başvurulmaktadır. Özellikle son dönemde kadın çocuk demeden tutsaklara tecavüz etmek, bir politika haline getirilmiştir. İdam yasasının çıkması ile beraber korkunç bir belirsizlik süreci başlamıştır. Tüm insanlık, bir imtihandan geçmektedir. Müslümanlar için ise büyük bir imtihan sözkonusudur. Müslümanlar, tüm imkânlarını seferber ederek ve her türlü bedeli göze alarak bu vahşete karşı durmalıdır. Tarih, bu zulmü yapanları yazdığı gibi bu zulme sessiz kalan onursuz yığınları da yazacaktır. Siyonistler, Filistinli esirlere yapmış olduğu vahşice işkenceler ve katliamlar ile tüm insanlığın düşmanı olduklarını bir kez daha kanıtlamıştır. İnsana benzeyen ama asla insan olmayan bu vahşi yığınların, insanlık ailesinde yeri yoktur.

Filistin halkının on yıllardır süren trajedisinin en karanlık, en az görünür ama en derin yaralarından biri israil zindanlarında yaşanmaktadır. Uluslararası insan hakları örgütlerinin, Birleşmiş Milletler raporlarının ve en nihayetinde israilli sivil toplum kuruluşu B'Tselem'in dahi "işkence kampları ağı" olarak nitelendirdiği bu zindanlar, binlerce Filistinli esir için insan onurunun sistematik olarak ayaklar altına alındığı birer cehenneme dönüşmüş durumdadır. Haklarında hiçbir somut suçlama ya da yargılama olmaksızın "idari tutukluluk" adı altında hapsedilen binlerce sivil, kadın ve çocuk, modern dünyanın gözü önünde tarihin en ağır insanlık dışı muamelelerine maruz kalmaktadır.

İsrail hapishanelerinde uygulanan işkenceler, münferit askeri disiplinsizlikler veya anlık öfke patlamaları değildir. Raporlar, bu uygulamaların tutukluların iradesini kırmak, onları toplumsal ve psikolojik olarak enkaza çevirmek amacıyla bizzat siyasi ve askeri iradenin onayıyla yürütülen sistematik bir devlet politikası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hücrelerin fiziki koşullarından başlanarak kurgulanan bu sistemde, esirler en temel insani haklarından mahrum bırakılmaktadır. Aşırı kalabalık koğuşlar, günlerce süren uykusuz bırakma seansları, yüksek sesli müziğin aralıksüz çalındığı "disko odaları" denilen işkence alanları ve uzun süreli prangalama yöntemleri, esirlerin zihinsel ve fiziksel bütünlüğünü hedef almaktadır. Son zamanlarda ortaya çıkan bazı görüntülerde, bazı Filistinli esirlerin asit tanklarında eritildiği görülmektedir.

Fiziksel şiddetin boyutu ise insan aklının sınırlarını zorlamaktadır. Esirlerin üzerine eğitimli köpeklerin salınması, vücutlarında sigara söndürülmesi, elektrik şokları ve feci şekilde darp edilme vakaları artık rutin birer ceza yöntemine dönüşmüştür. Son yıllarda yayımlanan bağımsız raporlarda, Sde Teiman ve Ofer gibi askeri gözaltı merkezlerinde kadın, erkek ve çocuk gözetilmeksizin uygulanan cinsel şiddet, çıplak bırakarak aşağılama ve tecavüz gibi ağır suçların korkunç boyutlara ulaştığı belgelenmiştir. Bu vahşet, sadece esirin bedenine değil, ait olduğu toplumun kültürel ve ahlaki değerlerine de indirilmiş kasıtlı bir darbedir.

Aç bırakma ve tıbbi ihmal ise sessiz birer infaz aracı olarak kullanılmaktadır. Mahkumlara verilen yiyeceklerin yetersizliği ve kalitesizliği nedeniyle esirler çok kısa sürede ciddi kilolar kaybetmekte ve açlıkla sınanmaktadır. Kronik hastalığı olan veya işkence sırasında ağır yaralanan esirlerin tedavi hakları kasıtlı olarak engellenmekte; bu kasıtlı ihmal, basit tıbbi müdahalelerle çözülebilecek rahatsızlıkların uzuv ampute edilmelerine, görme/işitme kayıplerına ve ne yazık ki gözaltında ölümlere yol açmasına neden olmaktadır. Son birkaç yılda onlarca Filistinlinin bu hücrelerde can vermesi, cezaevlerinin adeta birer infaz merkezine dönüştüğünün en somut kanıtıdır.

En acı verici durumlardan biri de bu zindanlarda tutulan yüzlerce çocuk ve kadının varlığıdır. Henüz oyun çağında ya da okul sıralarında olması gereken Filistinli çocuklar, yetişkinlerle benzer hücrelerde, aynı psikolojik ve fiziksel şiddet sarmalının içinde ezilmektedir. Uluslararası toplumun ve küresel medyanın bu çığlığa karşı takındığı sessiz tavır ise adalete olan inancı derinden sarsmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail zindanlarındaki Filistinli esirlere uygulanan muameleler sadece uluslararası hukukun ve İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi'nin ihlali değil, topyekun insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Duvarların arkasından yükselen bu feryat, dünyadaki tüm vicdan sahibi insanların omuzlarına bir sorumluluk yüklemektedir.

Bir yerde insanlık ölüyorsa, tüm insanlık sorumluluk altındadır demektir. Hiç bir inanca, millete ve coğrafyaya bağlı olmayan insanlığın ortak kadim değerleri vardır. İşte terör çetesi İsrail bu değerleri hedef almaktadır. Bu gün Filistinlilerin şahsında hedef alınan bu değerler, yarın başka milletlerin ve halkların şahsında ayak altına alınabilir. Hiç bir kutsalı olmayan bu düşman topluluk, elbirliği ile durdurulmalıdır. Özgür bir dünya için siyonist kafes kırılmalıdır. Özgür bir insanlık için, siyonistler tarihin derinliklerine gömülmelidir.