Soykırımcı israilin sözde Meclisi Knesset Genel Kurulu, Pazartesi akşamı yaptığı oylamada, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonuna katıldıkları iddiasıyla esir alınan Filistinli esirlerin yargılanması için özel bir mahkeme kurulmasını öngören yasa tasarısını ikinci ve üçüncü okumada kabul etti.

The Times of Israel’in aktardığına göre yasa tasarısı, 120 sandalyeli Knesset’te 93 milletvekilinin desteğini aldı ve oylamada ret oyu çıkmadı.

Yasa tasarısı, “Dini Siyonizm” Partisi’nden Simcha Rothman ile muhalefetteki “Yisrael Beiteinu” Partisi’nden Yulia Malinovsky tarafından sunuldu. Tasarı, Kudüs merkezli özel bir askeri mahkeme kurulmasını ve Aksa Tufanı operasyonunda yer aldığı iddia edilen yaklaşık 300 Hamas “Nuhba” mensubunun burada yargılanmasını öngörüyor.

Yasaya göre Siyonistlerin askeri mahkemesi, esirlere “soykırım”, “devlet egemenliğine saldırı”, “savaşa sebep olma”, “savaş zamanında düşmana yardım” gibi suçlamalar yöneltebilecek. Ayrıca mahkemeye idam cezası verme yetkisi de tanınıyor.

Kanunda, 7 Ekim olaylarına karıştığından şüphelenilen kişilerin serbest bırakılmaması şartı da yer alıyor.

Soykırımcı israil Adalet Bakanı Yariv Levin, yasanın kabulünü “mevcut Knesset döneminin en önemli anlarından biri” olarak nitelendirdi.

The Jerusalem Post ise yasaya göre davaların açılış oturumları ve hüküm anları gibi önemli bölümlerinin görüntülü şekilde kaydedileceğini ve özel bir internet sitesi üzerinden yayımlanacağını aktardı. Sesli ve görüntülü kayıtların ayrıca arşivleneceği belirtildi.

Yasa, israil Genelkurmay Başkanı’na askeri savcıları atama yetkisi verirken, mahkeme heyetinin üç yargıçtan oluşmasını ve bunlardan en az birinin daha önce askeri mahkeme başkanlığı yapmış olmasını şart koşuyor.

Ayrıca sözde mahkemeye, “gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması” gerekçesiyle ceza usulü ve delil kurallarını aşma yetkisi tanınıyor

“NUHBA/ELİT GÜÇLERİ” İDAM YASASI NEDİR? FİLİSTİNLİ ESİRLERİ İDAM YASASINDAN FARKI NE?

İbranice basında yer alan bilgilere göre yasa, israilin işgal tarihinde Adolf Eichmann’ın 1961’de Kudüs’te yargılanmasından bu yana “en büyük ve en önemli dava süreci” olarak tanımlanan bir dizi özel mahkemenin altyapısını oluşturuyor.

Yasanın mimarları arasında Knesset Anayasa Komisyonu Başkanı Simcha Rothman ile milletvekili Yulia Malinovsky bulunuyor. Soykırımcı israil Adalet Bakanı Yariv Levin ve hükümetin hukuk danışmanı Gali Baharav-Miara da yasa hazırlığında rol aldı.

Yasa Gazze’de tutulan israilli esirlere yönelik eylemleri de kapsıyor.

Sözde yasanın skandal maddelerinden biri, mahkemeye yalnızca öldürme için değil, diğer suçlamalar için de idam cezası verme yetkisi tanıması.

Bu suçlamalar, soykırım suçu işleyen israil’in mevcut “soykırımı önleme” ve “terörle mücadele” yasaları temel alınarak yöneltilecek.

Ancak, israilin daha önce tecavüz iddialarını kanıtlamakta başarısız olduğuna dair tartışmalara da dikkat çekiliyor. Ayrıca bazı israilli esirlerin Gazze’de israil ateşi sonucu öldüğü ve 7 Ekim’de Gazze çevresindeki bazı israillilerin de israil tankları ve helikopterlerinin ateşiyle öldüğünün sonradan ortaya çıktığı belirtiliyor.

KİMLER HEDEF ALINIYOR?

Yasa kapsamında, Aksa Tufanı operasyonuna katıldığı iddia edilen 400’den fazla kişi hakkında dava açılması bekleniyor.

Sözde mahkemeler coğrafi bölgelere göre ayrılacak. Örneğin Be’eri yerleşimi için ayrı, Nir Oz için ayrı,

Nova müzik festivali bölgesi için ayrı davalar açılacak. Özel askeri mahkeme işgal altındaki Kudüs’te kurulacak.

ESİRLER SÖZDE DURUŞMALARA KATILACAK MI?

Çoğu duruşmada esirler sözde mahkeme salonunda fiziksel olarak bulunmayacak. Duruşmaları esir bulundukları merkezlerden teknolojik sistemler aracılığıyla takip edecekler.

israilli ölü ve yaralıların ailelerine ise ayrı salonlardan veya dijital yayın üzerinden duruşmaları izleme imkanı sağlanacak.

DAVALAR NE KADAR SÜRECEK?

Siyonist hukuk çevreleri, süreçlerin yıllarca sürebileceğini değerlendiriyor.

Olmayan delillerin toplanması ve mahkemeye uygun hale getirilmesi için iki buçuk yılı aşkın süredir çalışma yürütüldüğü iddia ediliyor.

BEN GVİR’İN İDAM YASASINDAN FARKI NE?

Bu sözde yasa ile Itamar Ben-Gvir’in daha önce gündeme getirdiği “Filistinli esirlere idam” yasası arasında temel farklar bulunuyor.

Yeni yasa geçmişte yaşanan olaylara, yani Aksa Tufanı operasyonuna uygulanabilecek şekilde hazırlandı ve doğrudan Hamas’ın “Nuhba” güçlerini hedef alıyor.

Ben Gvir’in yasası ise geleceğe dönük hazırlanmıştı ve yürürlüğe girmeden önce esir alınan Filistinli esirlere uygulanamayacaktı.

Ayrıca, Ben Gvir’in yasa teklifindeki “israilin varlığını inkar amacıyla öldürme” ifadesinin hukuken muğlak olduğunu ve fiilen uygulanmasının çok zor olacağı belirtiliyor.

İbranice Ynet sitesine konuşan siyonist hukukçular, söz konusu tanımın hukuki olmaktan çok popülist bir yaklaşım içerdiğini ve Araplarla Yahudiler arasında dolaylı ayrımcılık oluşturmayı amaçladığını öne sürüyor.

Onlara göre, özellikle idam cezası davalarında gereken yüksek ispat standardı nedeniyle mahkemeler bu tür maddeleri çok dar yorumlayacak ve Ben Gvir’in yasasının uygulanması pratikte mümkün olmayacak.

HAMAS’TAN TEPKİ

Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas, Aksa Tufanı Operasyonu'na katılanlar için özel askeri mahkeme kurulmasını ve idam cezası verilmesini öngören sözde yasanın israil Meclisinde onaylanmasının yansımaları konusunda uyardı.

Hamas'tan yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi.

"israil Meclisinde onaylanan ve özellikle İsrail'in Aksa Tufanı'na katılmakla suçladığı Filistinli esirlere idam cezası getiren faşist ve ırkçı yasa, tehlikeli bir tırmanışı ve işgalci israilin halkımıza karşı işlediği uzun savaş suçları ve sistematik ihlaller siciline eklenen yeni bir suçu temsil etmektedir."

Söz konusu yasanın "israil'in intikamcı ve ırkçı doğasını ortaya koyduğu" vurgulanan açıklamada, israil hükümetinin yasayla "Filistinli esirlerin öldürülmesini meşrulaştırmayı ve mahkemeleri intikam ve suistimal araçlarına dönüştürmeyi amaçladığı" ifade edildi.

Yasanın, askeri mahkemelere "istisnai yetkiler" tanıması ve usul ile delil kurallarını göz ardı etmesine imkan sağlamasının, israil'in "adalet ve adil yargılama standartlarından" uzaklaştığını ortaya koyduğu kaydedildi.

Açıklamada, söz konusu yasanın başta Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası insancıl hukuk olmak üzere tüm uluslararası hukuk kurallarını açık şekilde ihlal ettiği vurgulanarak, yasanın "yansımaları ve ciddi sonuçları" konusunda uyarıda bulunuldu.

Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına, yasal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapılarak, soykırımcı israil Meclisinde onaylanan yasanın durdurulması ve siyonist liderlerin Filistinli esirlere karşı devam ihlaller nedeniyle yargılanması için acil harekete geçmeleri istendi.

FİLİSTİNLİ KADIN ESİRLERE İŞKENCE EDİLİYOR

Soykırımcı israil hapishanelerinde bulunan Filistinli esirlere yönelik ihlaller de her geçen gün ağırlaşıyor.

Filistin Esirler Kulübü, israil işgal makamlarının Damon Hapishanesi’nde tutulan Filistinli kadın esirlere yönelik ihlallerini artırdığını, özellikle sistematik baskı ve şiddet uygulamalarının yoğunlaştığını açıkladı.

Kulübün pazar günü yayımladığı açıklamada, Damon Hapishanesi’nin baskı uygulamalarının en yoğun yaşandığı cezaevlerinden biri haline geldiği belirtildi. Hapishanede toplam 88 kadın esirin büyük bölümünün tutulduğu, ayrıca soruşturma ve gözaltı merkezlerinde bulunan başka kadın esirlerin da olduğu ifade edildi.

Açıklamada, esirler arasında iki çocuk ile “kışkırtma” suçlamasıyla kısa süre önce gözaltına alınan hamileliğinin ilk aylarındaki üç kadın esirin bulunduğu kaydedildi.

Filistin Esirler Kulübü, israil hapishane yönetimine bağlı baskın birliklerinin yalnızca Mart ve Nisan 2026 boyunca en az 10 baskı operasyonu gerçekleştirdiğini aktardı. Bu operasyonlarda kadın esirlerin ağır şekilde darbedildiği, yere yatırılarak ellerinin arkadan bağlandığı ve gardiyanların kelepçeli haldeyken de fiziksel saldırılarını sürdürdüğü belirtildi. Çok sayıda kadın esirin bu saldırılar sonucu darp ve morluklar yaşadığı ifade edildi.

Kulüp ayrıca tecrit uygulamalarının da ciddi şekilde arttığını, baskı politikalarının özellikle soykırım suçunun ardından geçen döneme kıyasla en yüksek seviyeye ulaştığını bildirdi. En az altı kadın esirin tecride maruz kaldığı, bazılarının iki haftadan uzun süredir izolasyonda tutulduğu aktarıldı.

Kadın esirlerin, devam eden gözaltı operasyonları nedeniyle koğuşlarda ciddi bir aşırı kalabalık yaşandığını anlattığı belirtildi. Bazı hücrelerde ondan fazla kadın esirin tutulduğu ve çoğunun yerde uyumak zorunda kaldığı kaydedildi.

Açıklamada, aç bırakma politikasının da kadın esirlere yönelik en yaygın uygulamalardan biri haline geldiği vurgulandı. Özellikle israilin bayram dönemlerinde bu uygulamaların yoğunlaştığı ifade edilirken, kadın esirlerden birinin tutukluluk sürecinde yaklaşık 30 kilo verdiği belirtildi.

Kadın esirlerin, israilin Gazze’ye yönelik saldırılarının başlamasından bu yana çıplak arama uygulamalarının da sistematik hale geldiğini aktardığı bildirildi. Özellikle HaSharon Hapishanesi’ne geçici nakil sırasında ya da hapishaneye girişte aşağılayıcı ve onur kırıcı çıplak aramalara maruz bırakıldıkları ifade edildi.

Filistin Esirler Kulübü, kadın esirlerden bazılarının kronik hastalıklarla mücadele ettiğini, bunlar arasında kansere yakalanmış iki kadın esirin de bulunduğunu açıkladı. Söz konusu tutukluların tedaviden mahrum bırakıldığı ve sağlık durumlarının giderek kötüleştiği belirtildi.

Açıklamada, kadın esirlerin çoğunun israilin “kışkırtma” olarak nitelendirdiği suçlamalarla ya da gizli dosya gerekçesiyle idari tutukluluk kapsamında hapiste tutulduğu ifade edildi.

Kulüp, başta çocuklar, hastalar ve hamile kadınlar olmak üzere keyfi şekilde tutulan tüm kadın esirlerin serbest bırakılması çağrısını yineledi. Açıklamada, kadın esirlere yönelik sistematik ihlallerin Filistinli esirlere karşı sürdürülen “soykırım politikalarının” bir parçası olduğu vurgulandı.

ESİRLERE TECRİT ZULMÜ

Soykırımcı israil hapishanelerinde "disiplin" bahanesiyle tecrit altında tutulan Filistinlilerin sayısı 2023 öncesinde 2 binin altındayken, bu rakam 2024'te 4 bin 717'ye yükseldi

israil hapishanelerinde Ekim 2023'ten bu yana Filistinli esirlere uygulanan tecrit cezalarında benzeri görülmemiş bir artış yaşandığı belirtildi.

İnsan Hakları İçin Doktorlar Örgütü (PHRI) verilerine göre, israilin Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarıyla eş zamanlı olarak, Filistinli esirlere uygulanan tecrit yöntemlerinin sistematik bir ivme kazandığına işaret edildi.

Ayrıca, cezai tecridin, esirleri cezalandırmak ve hapishane düzenini sağlamak amacıyla merkezi bir araç olarak kullanılmasına yönelik geniş çaplı bir dönüşüm yaşandığı vurgulandı.

israil hapishanelerinde "disiplin" bahanesiyle tecrit altında tutulan Filistinlilerin sayısı 2023 öncesinde 2 binin altındayken, bu rakamın 2024'te yüzde 300 artış göstererek aralarında çocuk ve kadınlar olmak üzere 4 bin 717'ye yükseldiği ifade edildi.

Geçen yıllara oranla "sarsıcı" bir artışın görüldüğü belirtilen raporda, 2022 yılında tecrit edilen çocuk sayısı 1 iken, bu rakamın 2024'te yüzde 19 bin 800 artarak 199'a çıktığı aktarıldı.

Tecrit cezası verilen Filistinli kadın esirlerin sayısının ise 2022'de 2 iken, 2024'te yüzde 1150 artarak 25'e yükseldiği kaydedildi.

Ekim 2023'ten bu yana yaygınlık kazanan bu uygulamanın sistematik açlık, işkence ve tıbbi ihmal iddialarıyla birleşerek Filistinli esirler için ağır bir insan hakları ihlali teşkil etmenin ötesinde, bir "sessiz imha" yöntemine dönüştüğü ifade edildi.

Muhabir: ENES ÖZCAN