Güncel

"Fetih ile işgalin birbirine karıştırıldığı bir dönemden geçiyoruz''

Peygamber Sevdalıları tarafından düzenlenen "Mekke'nin Fethi" programında konuşan Özgür Kudüs Platformu Başkanı Süleyman Kızılçınar, "Fetih ile işgalin birbirine karıştırıldığı bir dönemden geçiyoruz." dedi.

Abone Ol

Miladi takvime göre 11 Ocak'ta gerçekleşen ancak uzun yıllardır 31 Aralık'ta düzenlenen çeşitli programlarla kutlanan Mekke'nin Fethi, Peygamber Sevdalıları tarafından organize edilen programda yeniden hatırlandı.

Bağcılar Gençlik Merkezi'nde gerçekleştirilen programa, her yaştan çok sayıda kişi katılım sağladı.

Hamza Tarhan'ın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Özgür Kudüs Platformu Başkanı Süleyman Kızılçınar, "Fetih ile işgali birbirine karıştırmaya çalışanların olduğu bir zamandan geçiyoruz. Birileri İslam'ın fetih anlayışını işgalle karıştırmaya çalışıyor, bizlere fetih anlayışını işgal diye yutturmaya çalışıyor. Hâlbuki İslam'daki fetih anlayışının işgalle hiçbir alakası yoktur. Yani fetih dediğimiz şey sadece bir toprak parçasını ele geçirmek değildir. Fetih dediğimiz şey, aslında bir anlamda insanların gönlünün İslam'a açılmasıdır." diye konuştu.

"Peygamber Efendimiz hiçbir zaman savaş taraftarı olmadı"

Avrupa toplumunun topraklarını genişletmek ve yer altı zenginliklere sahip olmak için birçok yeri işgal etmeye çalıştığını, Müslümanların ise bir yeri fethettiği zaman orada kutsal sayılan hiçbir yere dokunmadıklarını hatırlatan Kızılçınar, "Müslümanlar bir yeri fethettikleri, bir toprağı ele geçirdikleri zaman oradaki insanların inancına karışmamışlardır. Onlara zorla 'Müslüman olacaksınız' dememişlerdir. Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi vesellem), hiçbir zaman savaş taraftarı olmamış, savaşı kızıştıracak bir tavır içinde yer almamıştır. Her zaman insanların kılıç zoruyla değil, daha kolay bir şekilde Müslüman olmaları için ne gerekiyorsa onu yapmıştır." şeklinde konuştu.

Fethe giden yol: Hudeybiye antlaşması

Peygamber Efendimizin hicretin altıncı yılında sahabesine, "Bu yıl Mekke'ye giderek umre yapalım" dediğini ve ardından uzun zamandır uzak kaldıkları Mekke'ye geri dönmek için heyecanlı bir hazırlığa giriştiklerini belirten Kızılçınar, Mekke'nin fethine giden süreci şu şekilde aktardı:

"Büyük bir hazırlıkla, bin 500'e yakın sahabe Peygamber Efendimizle birlikte hicretin altıncı yılında umre yapmak üzere yola çıkar. Yanlarına yalnızca hafif silahlar alırlar. Yani hiçbir şekilde savaşmak niyetiyle değil, sadece yolda herhangi bir durum olursa müdahale edebilecekleri şekilde yola çıkarlar. Hudeybiye denilen bölgeye geldiklerinde müşrikler onların yolunu keser ve Mekke'ye girmelerine müsaade etmezler. Peygamber Efendimiz onlara sadece umre niyetiyle geldiğini, Kâbe'yi tavaf edip geri döneceklerini söylemesine rağmen müşrikler buna izin vermez. Çünkü müşrikler bilirler ki Peygamber Efendimiz ashabıyla birlikte Mekke'ye girip Kâbe'yi tavaf ederse, Araplar nezdindeki itibarı daha da artacaktır. Bu endişeyle buna müsaade etmek istemezler, yani bir anlamda Peygamber Efendimizi meşrulaştırmak istemezler. Nihayetinde Peygamber Efendimiz, Hazreti Osman'ı elçi olarak Mekke'ye gönderir. Ancak Hazreti Osman'dan bir süre haber alınamayınca Mekke'de şehit edildiği söylentisi yayılır. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ashabını çağırır ve onlardan biat ister. Rıdvan Biatı denilen bu olayda, bir ağacın altında sahabelerden tek tek, ölümüne yanında duracaklarına dair biat alır. Bu durum müşriklerin kalbine korku salar. 'Muhammed'in etrafında toplanmışlar ve ölümüne biat etmişler; böyle giderse Mekke'ye saldırırlar.' Endişesiyle Hazreti Osman'ı serbest bırakırlar ve Peygamber Efendimizle anlaşma yapmaya razı olurlar. Hudeybiye Antlaşması'nın maddeleri zahiren Müslümanların aleyhine gibi görünür. Buna göre Mekkeli müşriklerden biri Müslüman olup Medine'ye sığınırsa, Müslümanlar onu geri verecektir. Buna karşılık Müslümanlardan biri dinden döner ve Mekke'ye sığınırsa müşrikler onu geri vermeyecektir. Bu durum sahabelerin ağırına gider. Bununla birlikte on yıl boyunca savaşılmaması konusunda bir antlaşma yapılır. Ayrıca o yıl umre yapılmayacak ancak bir sonraki yıl Müslümanlar umre için Mekke'ye gelebilecektir. Peygamber Efendimiz, sahabelerin itirazlarına rağmen bu antlaşmayı kabul eder"

Hudeybiye Antlaşmasıyla İslam'ın önü açıldı

Müslümanların Hudeybiye Antlaşması sonrasında Medine'ye hüzünlü bir şekilde döndüklerini ancak antlaşma gereği 10 yıl boyunca müşriklerle Müslümanlar arasında çatışma yaşanmayacağına dair sözleşme yapıldığını hatırlatan Kızılçınar, "Peygamber Efendimiz savaş yanlısı değildi. Bütün mücadelesi insanlar ile İslam arasındaki engelleri kaldırmaktı. Hudeybiye'ye kadar bazı durumlarda savaşmak zorunda kalmış, müşriklerle karşı karşıya gelmişti. Ancak bunun tek amacı, zorla dize getirmek değil, tebliğin önündeki engelleri kaldırmaktı. İslam'daki cihat anlayışının temel felsefesi de budur. Bu çatışmasızlık sürecinde Peygamber Efendimiz Bizans'a, İran'a ve Yemen taraflarına elçiler gönderir. İki yıl sonra Müslümanların sayısı bin 500'den 10 bine çıkar. Çünkü bu süreçte insanlar akın akın İslam'a girmeye başlar. Aslında Hudeybiye Antlaşması, Mekke'nin fethinin önünü açan en önemli adımdır. Ayetin ifadesiyle bu antlaşma başlı başına bir fetihtir. Mekke'nin asıl fethedildiği zaman hicretin altıncı yılı, yani Hudeybiye Antlaşması'nın yapıldığı dönemdir." ifadelerini kullandı.

"Amerika'yı özgürlüğün merkezi gibi sunanlar, bu toprakları kan ve gözyaşı üzerine kurmuşlardır"

İslam'ın fetih anlayışı ile Batılıların işgal anlayışı arasında ciddi bir fark olduğunu vurgulayan Kızılçınar, son olarak şu ifadeleri kullandı:

"Şimdi bunu Avrupalıların işgalleriyle karşılaştıralım. Amerika'nın sözde keşfi aslında bir işgaldir. On beşinci yüzyılda Avrupalılar Amerika'yı keşfettiklerini söylerken orada milyonlarca insan yaşamaktaydı. Kendi kaynaklarında da yazdığı üzere İspanyollar, Portekizliler, İngilizler ve Fransızlar milyonlarca yerli halkı katletmişlerdir. Yerli halkın kafataslarından tepeler oluşturup fotoğraflar çekmişlerdir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden büyük katliamlar yapmışlardır. Yetmemiş, Afrika'dan milyonlarca insanı köle olarak gemilerle Amerika'ya taşımışlardır. Bugün Amerika'yı özgürlüğün merkezi gibi sunanlar, bu toprakları kan ve gözyaşı üzerine kurmuşlardır. Avrupa'nın ve Amerika'nın bugün hâlâ Gazze'de, Irak'ta, Suriye'de, Yemen'de ve dünyanın birçok yerinde yaşanan fitnelerin altında imzası vardır. Buna rağmen Müslümanları barbarlıkla suçlamakta, cihat kavramını çarpıtarak İslam'ı karalamaya çalışmaktadırlar. Oysa bizim medeniyetimiz, Peygamber Efendimizin Mekke'yi fethettiği zamanki uygulamasıdır. İşte İslam medeniyeti budur."

Özlem Ajans sanatçıları tarafından seslendirilen ezgi ve kız çocuklarının k-okuduğu şiirle devam eden program, İsmail Pekgöz'ün yaptığı dua ile son buldu.