Ergenekon satıldı!

Abone Ol

Yani değişim de pek değiştirememişti CHP`nin rotasını. Sonuçta son günlerin moda tabiriyle 'Silivri`den Meclise tünel kazma' anlamına gelen süreci yaşadık. Ergenekon`un bir türlü hapsedilemeyen tutuklu sanığı Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay aday gösterilmiş ve milletvekili seçilmişti.

Ergenekoncular, ışığı görüp tünelin ağzını genişletmeye çalışırlarken bir anda parmaklıklarla karşılaştılar. Yargı, izin vermiyordu çıkışa.

Meclis koridorlarında çatık kaşlarıyla dolaşan CHP`liler 'Ben oynamıyorum' tripleriyle dikkati çekmeye çalıştılar. Bir kriz söz konusuydu ve CHP`lilere göre krizi çözmek hükümete düşüyordu.

'Yemin etmeyeceğiz' dediler. Bu şekilde meclisi kilitleyebileceklerini düşündüler, hatta 'diz çöktürmekten' söz ettiler.

'Arkadaşlarımızı satmayız' diyordu Kılıçdaroğlu. 'Gerekirse dört yıl bekleriz' diyordu.

'Millet iradesi hapiste' diyorlardı, 'Halkın seçimine saygı' diyorlardı. Bunları diyenlerin bir kısmı, Merve Kavakçı Meclis`ten kovulurken tempo tutmuşlardı; ama şimdi o günleri hatırlatmanın alemi yoktu. Sonra birden hava değişti.

Milletvekilliklerinin düşmesi geldi gündeme.

CHP`de kazan kaynamaya başladı. Baykal bile çıkıp krizin iyi yönetilemediğini söyledi.

Tedirginlik her tarafı kapladı.

Yemine niyet etmişlerdi; ama Başbakan da durmadan laf atıyordu. 'Tükürdüklerini yalayacaklar' diyordu. Zaman geçiyor, hükümet kanadından olumlu bir sinyal gelmiyordu. Anketlere göre CHP oy kaybediyordu.

Bir anda 'Çiçek' çıktı etrafa. 'Gelin' dedi onlara.

Canı istemesine rağmen ilkin 'aç değilim' dediği için sofraya gelemeyen, ikinci bir çağrıyı bekleyen çocuklar gibiydi CHP.

Meclis`e geldiler ve yemin ettiler.

Kimse diz çökmemişti. Hükümetten

yargıya bir talimat da gitmemişti.

Ama işte tiyatro bitti. Herkes bulunduğu yerden görüyor manzarayı. İster tükürdüklerini yaladılar, deyin, ister başka bir şey, sonuç ortada.

Ergenekon satıldı ve bu

iş burada kalmayacak.

İHTİYAÇ VARMIŞ!

Başbakan Erdoğan`ın eleştirilerine

Kemal Beyden ibretlik savunma.

CHP Genel Başkanı, tek parti döneminde camilerin kışla olarak kullanılmasına bakın nasıl gerekçeler buldu. Kılıçdaroğlu, 'O camilerde bu ülkeyi savunmak için, bizim çocuklarımız için şehitliği göze alan askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok. Nereye bırakacağız bunları, bu askerlerimize nerede bakacağız?' dedi.

Camiyle, namazla, Kur`an`la alakası olmayan birinin savunması bu kadar olur.

Askerler için, savunma için camilerin kullanılması gerekiyormuş. Peki ya hayvanlar için…

Onlar için de başka bir yer bulunamadığı için mi camiler kullanıldı? Hepsi bir yana hadi oturup iyi niyetli düşünmeye çalışalım.

Osmanlı sonrası dağılma dönemini yaşayan bir coğrafya… İşgaller, yıkımlar, aşağılamalar…

Emperyalist batıya karşı bir halkın kurtuluş savaşı… Canını dişine takan halkın sömürgecileri kovup topraklarını özgürleştirmesi…

Bu zorlu süreçte 'Camilerin kışlaya' dönüşmesi normal olarak karşılanabilir. 'İmkansızlıklar' dersin ve anlaşılır. Ama bu işi yapan zihniyetin niyeti iyi değil. Hemen sonra yasaklanan Kur`an dersleri, gizlenen dini kitaplar, sarıklıların idam edilmesi, Türkçe ibadet kepazeliği ve diğer zulümler…

Camileri atlar için ahır olarak kullananların niyeti İslam kültürüne, İslamî yaşama, İslamî değerlere savaş açmaktı.

Bu işler için camilerden başka yerler de bulunabilirdi, eğer istenseydi.

Çökmüş bir devletin işlevsiz onca kurumu vardı ve o kurumlar hangi ölçüde kullanıldı?

Ama niyet başkaydı. Camiye ve namaza düşman bir zihniyet vardı memlekette ve işgalcinin yapamadığını yapmaya kararlıydı.

İbadet yeri olarak kullanılamayan cami sayısı o kadar çok ki…

Hiç kimse bunların tümünün ihtiyaç için kışla yapıldığını iddia edemez.

Çünkü camilerin bir kısmı başka amaçlar için kullanılmaya devam edildi.

Yüzlerce cami, tarihi değerine bakılmaksızın yıkıldı, yerine başka binalar dikildi.

Yani zulmün haddi hesabı yok.

O yüzden bu konuya bir daha girme Kemal Bey!

Altında kalırsın, benden söylemesi.