Epsteinciler ve İran

Abone Ol

Ayet-i kerimede Sebe kraliçesinin henüz Hz. Süleyman aleyhisselamı ve peygamberliğini tanımadan savaş hakkında söylediği sözün meali neydi: “Gerçek şu ki, hükümdarlar bir memlekete (savaşarak) girdiler mi, orayı harap ederler. Halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler.” (Neml Suresi 34)

Yani yeryüzünde binlerce yıldır kanıksanmış bir olgudan bahsediyor. Bir ülkeyi savaş için işgal eden güç iki şey yapar: Tahrip ve Tebdil.

Halkın azizlerini zelil etmek yani boyun eğdirmek asıl hedef olunca, çoğu zaman ağır maddi hasarlar ve fazla can kayıpları ortaya çıkmaz.

Peki baştakilerin halkın gözünde veya dünya halkları nezdinde aşağılanması kolay olmadığında o lider çevreyi komple ortadan kaldırmak her zaman hedeflerine ulaştırır mı? Böyle olmadığı uzun zamandır Gazze örneğinde fazlasıyla görüldü.

Baştakiler kitlelerin gözünde küçük düşürülemeyince katledildiler ama bu beklentilerinin aksine teslim almak istedikleri bünyeyi daha da biledi ve büyüttü.

İran’ın mevcut yönetim sistemi üzerinde bu anlamda çok farklı operasyonlar denediler. Evvela açık şiî karakterli varlığının İslam ümmetinin bölünmüşlüğüne ve tarihteki ihtilaf öykülerinin diri tutulmasına etkili yetkili bir fırsat sunması için kontrolünün mutlaka emperyalistlerin elinde bulunmasını gerektiriyordu.

Kaldı ki, İran’ın yer altı ve yer üstü zenginlikleri de, kültürel birikimi de stratejik konumu da 79’dan önceki gibi, İran halkının faydasına bırakılamayacak kadar kıymetliydi.

“Kontrolsüz güç, güç değildir” repliğinin doğrusu; “kontrolsüz güç, sizin değildir” şeklinde olduğu için asıl dert ettikleri şey ne İran’ın rejimiydi ne devrim muhafızları ne de nükleeri falan filan.

Bu şeytan imparatorluğuna biat ettikten sonra istersen -onların tabiriyle- en keskin cihatçı, en aşırı dinci, en katı İslamcı ol, hiçbir sorun yoktu.

İran, bu siyonist-evanjelik çeteye azıcık göz kırpsaydı, teslimiyet içeren mini pirimler verseydi, telaviv rejiminin elli yıl içerisinde ulaşamayacağı sınır kalmayacaktı.

İran’ın, kendi içlerinde de ciddi eleştirilere sebep olan ve ülkelerini ciddi yalnızlığa iten zalim Esed konusundaki izahtan vareste tutumu da bölgesel yayılmacılıktan ziyade yine bu işgal çetesinin önünü kesme gayesine dayanıyordu.

Yıkım ekibi, rejimi değiştirmek için güya halkın gözünde sıkı bir batı düşmanı gözüken ve çok net anti siyonist olan birini arıyorlar. Tek şart, epsteincilerin bir dediğini iki etmeyecek. Varsın sabahtan akşama kadar da “kahrolsun büyük şeytan amerika, kahrolsun israil” diye slogan attırsın hiç mühim değil. Hatta israile arada bir füze atmasına da okeyler.

Peki halihazırda böyle bir lider bulmak mümkün mü? Ya da böyle biri ve ekibi bulunsa bile, bunu göz önündeki resme monte etmek mümkün mü?

Yoksa bu kadar saçma bir imkansızlık için kendi koltuklarıyla ve bölgede yüz yıla varan düzenleriyle kumar oynayan neto-tro ikilisinin başka çok spesifik amaçları mı var?

Hani zır tırlatmalık komplo teorileri deneyip şöyle mi desek; “bu savaşla İran’ın bölgenin en büyük askeri gücü olmasını sağlayıp Çin’e karşı yeni bir denge kurma stratejisi izliyorlar.”

Bu kadar absürt bir şey olamayacağına göre geriye tek seçenek kalıyor:

Kendilerini kurtarmak için dünyayı yakacaklar. Bunlar atom bombası atmaktan tereddüt etmezler. Mescid-i Aksayı yıkmak için zaten ellerini ovuşturuyorlar.

Bir de “İran attı” diyerek komşu ülkelerde ciddi sivil kayıplara yol açacak saldırılar yapıp da coğrafyada savaş ateşini büyütmezler mi?

Felaket tellallığı değil ama bunlardan her şey beklenir.

Allah cc şerlerini def eylesin.