Hakan Fidan`ın ifadeye çağrılması konusunda günlerdir yorumlar yapılıyor.
Savcıların, Başbakandan izin istemeden, hatta Başsavcıya bile haber vermeden bu işe girişmeleri, sonrasında tepkilere rağmen taleplerinde ısrar etmeleri, 'harekete geçirici merkezin neresi olduğu' konusunda spekülasyonlara neden oldu.
'Cemaat' çizgisindeki gazeteler ısrarla Mit-Kck ilişkisini gündeme taşıdı ve Mit`in suça bulaştığını iddia etti. Hükümete yakın olan basın ise operasyonun Erdoğan`ı hedef aldığını söyledi.
Biz 'çekişme'yi uzun zaman önce köşemize taşımıştık, o yüzden tekrar değinme gereği duymuyoruz.
Bu arada Mit başlıklı tartışmaları başka taraflara çekenler de var.
Mesela Baransu…
Kendisini takip eden iki Mit elemanını polise yakalatmış. Polisteyken kendisine gazetesinde bazı kişilerin de Mit tarafından dinlendiği bilgisi verilmiş.
Kendisine daha önceden de bazen klasörlerle, bazen de valizlerle bilgi ve belge verilmişti. Tabii o bunların kendisine verilmesini 'yayınlayabilecek cesarette' olduğuna yormuştu, ama biz inanmamıştık.
Şimdi inanmadığımız gibi.
Öncelikle şunu ortaya koyalım:
Bir gazeteci eğer istihbarat eğitimi almamışsa istihbaratçılar tarafından takip edildiğini anlayamaz.
Diyelim ki böyle bir eğitim almamış.
O zaman biz şöyle düşünürüz: Demek ki, başka bir istihbarat birimi kendisine takip edildiğini söyledi.
Hatta belgeleri kendisine veren istihbaratçıların bu konuda da kendisine yardımcı olmaları yüksek bir ihtimal dahilindedir.
Neyse biz dönelim Mit`in ifadeye çağrılması tartışmalarına
CHP ve MHP hükümete yüklendi.
BDP`de ise dengesiz çıkışlar kafa karışıklığını ortaya serdi. Mesela Demirtaş!
BDP grup toplantısında konuşan Selahattin Demirtaş, MİT krizi için Ak Parti`nin kendi eliyle yarattığı kriz nitelemesinde bulundu. Demirtaş, Oslo görüşmeleri nedeniyle kimsenin suçlanamayacağını söyledi ve hükümeti hedef aldı. Demirtaş, Kck içine sızan MİT elemanları iddialarını 'Bizim içimizde ajan yoktur' diyerek yalanladı.
Sonra Yüksekova`da konuştu Demirtaş ve bakın neler söyledi:
'MİT`i demokratik eylemlerin içerisine sürerek AKP eliyle yapılan provokasyonlarla Kck operasyonlarının altyapısı oluşturulmuştur. İstanbul`da Serap`ı, Cizre`de Öğrenci Yurdu`nu, Van`da bankayı sizin içimize sürdüğünüz MİT elemanları yaktı'.
Önce genel olarak birkaç cümle yazalım:
Mit, devletin resmi istihbarat örgütüdür ve her yere sızma gayretindedir.
Her istihbarat örgütü gibi kirlidir ve çok sayıda kirli işe imza atmıştır.
Yaptığı kirli işlerin yargı denetiminden uzak tutulabilmesi için kendisine has 'Özel kanun' çıkarılmıştır.
Şimdi dönelim Demirtaş`a…
Mecliste 'İçimizde ajan yoktur' diyordu.
Yüksekova`da ise kendi ifadesiyle 'Sizin içimize sürdüğünüz Mit elemanları'nın yaptıklarını sıraladı.
Siz ne dersiniz bilmem; ama ben olayı 'kimliğin deşifresi' olarak algıladım.
İsterseniz önce size eski bir olayı anlatayım: 1970`li yıllardır…
Cemal Madanoğlu, ordu içerisinde sol görüşlü kişilerden oluşan bir grup kurar ve kendi evinde çeşitli toplantılar düzenleyerek darbe hazırlığı yapar.
Bir toplantıda içeriden bilgi sızdığını ve içlerinde bir hain olduğunu söyler Madanoğlu. En güvendiği adamına kendisi dahil herkesi araması için talimat verir.
Herkes aranır; fakat bir şey bulunamaz. Oysa dinleme cihazı herkesin üzerini arayan kişide yani Mit ajanı Mahir Kaynak`ın üzerindedir. Daha sonra oluşum deşifre edilir ve darbe önlenir.
O yüzden diyorum ki, 'İçimizde ajan yoktur!' diyen adama bakmak gerekir.
Bu adam, Yüksekova`da Ubeydullah Durna şehid edildiğinde ateşe benzinle gitmiş ve Pkk`lileri tahrik etmişti.
Biliyorsunuz çatışma çıkarma istihbaratın en çok başvurduğu işlerden biridir.
Molotoflu eylemleri Mit`e yükleme çabası ise verilen görev icabıdır.
Açıklama 'En güvenilir adam'dan gelmiştir. Artık Kck`de kimse kimseye güvenmeyecektir. Herkes birbirinden şüphelenecektir.
Yani görevli şimdilik görevini yerine getirmiştir.
Nokta.