DUYDUM Kİ...

Abone Ol

Duydum ki; artık kapını her çalana açmıyor, her gülümseyene gönül sofranda yer vermiyormuşsun. İyi yapmışsın. Çünkü insanın evi kalbidir ve o evin anahtarını rastgele ellere teslim etmek, kendi huzuruna ihanetmiş; bunu geç de olsa fark etmişsin.

Duydum ki; sessizliğin diliyle konuşmaya başlamışsın. Eskiden kendini anlatmak için kurduğun o uzun, yorucu cümleleri bir kenara bırakmışsın. Haklısın; seni anlamak istemeyene bin kelime bir yük, anlamak isteyene ise tek bir bakış yetermiş. İnsanlar söylediklerini değil, sadece işlerine geleni duyarmış; sen bu gürültüden çekilerek en büyük çığlığı atmışsın.

Duydum ki; "Hayır" demenin o iyileştirici gücüyle tanışmışsın. Başkalarını memnun etme telaşının, kendi ruhunu nasıl da lime lime ettiğini görmüşsün. Meğer nezaket dediğimiz şey, başkasına kalkan olurken kendine sapladığın bir ok olmamalıymış. Kimseye "ayıp olmasın" diye kendine "yazık etmemeyi" öğrenmişsin.

Duydum ki; yanındaymış gibi görünenlerin, aslında sadece kendi menfaatlerinin gölgesinde serinlediklerini keşfetmişsin. Güneş çekilince gölgelerin de kaybolması gibi, işleri bitince kalabalıkların nasıl da tenha birer yabancıya dönüştüğüne şahitlik etmişsin. Üzülme; bu bir kayıp değil, gereksiz yüklerden kurtulup hafiflemektir.

Duydum ki; o meşhur "bedava psikologluk" mesaisini süresiz olarak kapatmışsın. Sadece yarasını sarmak için gelenlerin, iyileşir iyileşmez ilk fırsatta seni yaraladığını anlamışsın. "Bana iyi geliyorsun" diyenlerin aslında sadece "kendi bencilliklerine pansuman aradığını" görmüşsün. Artık kimsenin yarasına merhem olurken kendi canını yakmıyormuşsun; en büyük şifan bu olmuş.

Duydum ki; artık "yalnızlık" senin için bir korku değil, bir sığınak olmuş. Örümcek ağından hallice bağların rüzgarda nasıl darmadağın olduğunu gördükten sonra, kendi içindeki o yıkılmaz kaleye çekilmişsin. Dışarının sahte parıltısı yerine, içerideki o loş ama dürüst ışığı seçmişsin.

Dünyanın en kalabalık yeri, insanın kendisini kaybettiği o sahte kalabalıklardır. En güvenli liman ise, insanın aynadaki aksine mahcup olmadan bakabildiği o sessiz andır.

Duydum ki; vedaları artık bir yas gibi değil, bir "azat edilme" gibi kutluyormuşsun. Gitmesi gerekenin gidişine engel olmamak, hayatın akışına duyulan en büyük saygıymış. Sen o valizleri dolduran bahaneleri kapının eşiğinde bırakıp, yolculara sadece "yolunuz açık olsun" demişsin.

Duydum ki; artık sadece hak edenlere içindeki o derin odaları açıyormuşsun. Azalmışsın ama çoğalmışsın. Eksilmişsin ama tamamlanmışsın. Kendi hikayenin figüranı olmayı bırakıp, o sessiz ve vakur başrole kurulmuşsun.

Duydum ki; artık kimseye "iyileştin, gidebilirsin" demiyorsun; çünkü artık kapıyı sadece "zaten iyi olanlara" ve "iyilik getirenlere" açıyorsun.

Hoş geldin; dünya dışarıda kalmış olabilir ama sen, ilk kez gerçek evindesin.