Dünyanın Suskunluğu, Gazze’nin Ölümü

Abone Ol

Dünya, ABD ve soykırımcı israilin, İran’a başlattığı savaşı konuşuyor. Trump’ın yalan ve saçmalıklarıyla dolu beyanları, terörist israilin gizlemeye çalıştığı ve sansür uyguladığı kayıpları manşetlerden inmiyor. Ekranlar füzeleri, analizleri, güç dengelerini anlatıyor.

Ama aynı anda, gözlerden kaçan ve gözlerimizi kapatsak da çığlıkları kulaklarımızın zarını yırtan çıplak bir gerçek var. Gazze hâlâ yanıyor, Gazze’nin trajedisi halen devam ediyor, Gazze’de soykırım bütün hızıyla sürüp gidiyor.

Dünya, ABD ile israilin, İran’a yönelik saldırılarına kilitlenmişken, soykırımcı israil, aynı anda Gazze’de katliamlarını sürdürüyor. Güya kâğıt üzerinde imzalanmış, garantör ülkelerce teminat altına alınmış bir ateşkes var, ama sahada ateş hiç kesilmiyor.

Gazze’de olan biteni artık “savaş” kelimesiyle izah etmek mümkün değil. Bu, açık ve sistematik bir yok etme sürecidir.

Hastaneler bombalanıyor. Sığınacak yerleri kalmamış, derme–çatma barınaklarda hayatta kalma mücadelesi veren insanlar hedef alınıyor. Aç ve susuz bırakılan bir halk, her gün biraz daha tüketiliyor. Ve bütün bunlar olurken, soykırımcı israil sadece Gazze ile yetinmiyor:

Lübnan’ı vuruyor. Suriye’ye saldırıyor. İran’a savaş açıyor. Filistin’in kalan topraklarını ev ev, mahalle mahalle işgale devam ediyor.

Bu tablo karşısında dünyanın ikiyüzlü tavrı hem iğrenç hem de mide bulandırıcıdır.

Hürmüz Boğazı kapatıldı diye ayağa kalkan; ticaret yolları, enerji güvenliği, küresel ekonomi diyerek adaleti, dengeyi, uluslararası hukuku hatırlayanlar; Gazze’nin can damarı olan Refah sınır kapısının yıllardır kapalı olmasına suskun kalabiliyor.

İran bir hamle yaptığında, bir füze fırlattığında, yerleşim yerlerinin bombalanmasından, sivillerin ölmesinden bahsedenler, İran’da öldürülen 165 kız çocuğu ya da Gazze’de öldürülen 30 bine yakın çocuk için lal kesilebiliyor.

Soykırımcı israilin, her türlü saldırısı “savunma hakkı” adı altında meşrulaştırılırken, Gazze’nin, İran’ın, Hizbullah’ın, Yemen’in kendi topraklarını işgale karşı savunmak için karşılık vermesi “terör eylemi” olarak görülebiliyor.

Ve bu ikiyüzlülük içinde Gazze’de savunulacak bir hayat bırakılmadığı gerçeği ısrarla görmezden geliniyor. Birkaç Yahudi öldürüldüğünde katliam olurken, Gazze’de hayattan koparılan on binlerce insan istatistik bilgisi olarak kayıtlara geçebiliyor.

Bunu sadece bir çifte standart olarak adlandırmak hafif kalır. Bu, tüm dünyayı etkisi altına alan ahlaki bir çöküştür. Ve bu çöküş, maalesef en çok soykırımcı israilin işine geliyor, katil israilin elini daha da rahatlatıyor. Soykırım ve katliamları için moral depoluyor.

Bugüne kadar İran dışında bir devlet, soykırımcı israilin karşısında gerçek bir duruş sergilemedi, ama o da yalnız bırakıldı.

İslam ülkelerinden Gazze için kınamalar var. Açıklamalar var. Toplantılar var. Hatta “Kırmızı çizgimiz” denilerek ses yükseltenler bile var, ama sonuç yok. Dünya, israile “dur” demek yerine, sadece “daha dikkatli ol” der gibi konuşuyor.

Oysa bir halkın topyekûn cezalandırılması, bir coğrafyanın harabeye çevrilmesi,
bir halkın sistematik olarak yok edilmesi tartışma konusu olamaz. Bunlar, derhal durdurulması gereken şeylerdir.

Uluslararası sistem, güçlü olanın suçunu durduracak bir yapı olmaktan çok, güçlü olanın suçunu yönetilebilir kılan, arkasını toplayan bir mekanizma haline gelmiş durumda. İşte bu yüzden Gazze’de ölüm sıradanlaştı. Ve en tehlikeli eşik de tam burasıdır.

Çünkü bir zulüm normalleştiği anda artık sadece zalimin değil, sessiz kalan herkesin sorumluluğu haline gelir.

Unutulmasın ki Gazze’de ölen her çocuk, sadece bir bombanın değil, başta İslam dünyası olmak üzere küresel sessizliğin de kurbanıdır. Suça sessiz kalmak da o suçu işlemiş olmak kadar ağır bir suçtur.