Dünyanın Ortasında Katil Bir Devlet

Abone Ol

Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler kararları, insan hakları beyannameleri ve ateşkes mutabakatları… Sivil, kadın, çocuk, bebek ve suçsuz insanlar...

Modern dünyanın kağıt üzerinde inşa ettiği ne kadar norm ne kadar kırmızıçizgi varsa, tek bir devlet tarafından yıllardır sistemli bir şekilde çiğneniyor, hiçe sayılıyor ve hatta kelimenin tam anlamıyla kürsülerde yırtılıp atılıyor. Karşımızda sadece bölgesel bir kriz değil; katliamı, gaspı, pervasızlığı, cezasızlığı ve saldırganlığı bir devlet politikası haline getirmiş bir yönetim anlayışı var. İşgalci israilin bugünkü siyasi ve askeri stratejisi, artık yalnızca Orta Doğu için değil, tüm dünya barışı için doğrudan bir tehdit mekanizmasına dönüşmüştür.

Tarihsel sürece ve güncel pratiklere bakıldığında, karşımıza çıkan tablo bir savunma refleksi değil, planlı bir kaos, soykırım ve genişleme stratejisidir.

Yardım götüren sivil teknelere uluslararası sularda düzenlenen askeri operasyonlar, küresel deniz hukukunun, başka ülke egemenliğinin ve insani koridorların açıkça hiçe sayılmasıdır.

Dünyanın gözü önünde Birleşmiş Milletler askerlerine ve tesislerine düzenlenen saldırılar, uluslararası toplumun iradesine yönelik açık bir meydan okumadır. Kararların BM kürsüsünde yırtılması, küresel kurumlara karşı takınılan pervasız tavrın en somut özetidir.

Ateşkes anlaşmalarını birer oyuncak ve oyalama taktiği olarak kullanan yönetim, Batı Şeria başta olmak üzere her gün sivillerin hayatına mal olan operasyonlarla gerilimi diri tutmakta, işgal ve toprak gaspını bir rutin haline getirmektedir.
Çevresindeki neredeyse tüm komşularından toprak gasp eden ve egemenlik alanlarını tehdit eden bu politika, bölgesel istikrarı imkansız kılmaktadır.

"Uluslararası hukukun tıkandığı, kuralların sadece güçlülerin çıkarına göre esnediği bir dünya düzeni, küresel bir felaketin habercisidir."

İşgalci israil yönetiminin izlediği bu "sürekli savaş ve kaos" stratejisi, sadece sınır komşularını değil, küresel ittifak hatlarını da birbirine çarpmaya zorluyor. Tehdit dilinin sıradanlaşması, uluslararası ve diplomatik kanalların tamamen tıkanması ve insani değerlerin bu denli fütursuzca ezilmesi, dünyayı geri dönülmez bir kamplaşmaya ve büyük bir savaşa doğru sürüklüyor.

Mevcut yöneticilerin bu uzlaşmaz ve saldırgan tutumu, uluslararası cezasızlık zırhıyla beslendikçe daha da pervasızlaşmaktadır. Dünya kamuoyu ve küresel güçler, bu hukuk tanımazlığa "stratejik ortaklıklar" veya "jeopolitik çıkarlar" uğruna göz yummaya devam ettiği sürece, çiğnenen sadece BM kararları olmayacaktır; çöken, insanlığın ortak geleceği ve küresel barışın ta kendisi olacaktır. Bu gidişata dur demek, artık sadece bir bölgenin değil, tüm dünyanın kendi geleceğini koruma meselesidir.