Ekonomi

Dünyanın 'en değerli' markaları belli oldu: Boykot markalar zirvede

Brand Finance’in “Global 500 – Dünyanın En Değerli 500 Markası 2026” listesinde Apple ve Amazon gibi ABD merkezli markalar ilk sıralarda yer alırken, söz konusu şirketlerin Gazze’deki soykırım nedeniyle israille iş birlikleri ve ABD politikalarına verdikleri destek sebebiyle uluslararası boykot listelerinde yer alması dikkat çekti.

Abone Ol

Uluslararası marka değerlendirme kuruluşu Brand Finance tarafından açıklanan “Global 500 – Dünyanın En Değerli 500 Markası 2026” raporuna göre, Apple 607,6 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en değerli markası oldu. Apple’ı Microsoft, Google ve Amazon takip etti. Ancak listenin zirvesindeki bu markaların önemli bir bölümü, israilin Gazze’de yürüttüğü soykırım saldırıları nedeniyle küresel çapta artan boykot çağrılarının da merkezinde yer alıyor.

Özellikle Apple ve Amazon, israille yürüttükleri teknoloji, bulut altyapısı ve lojistik iş birlikleri nedeniyle uzun süredir sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucularının hedefinde bulunuyor. Amazon’un İirail hükümetiyle ortak yürüttüğü bulut bilişim projeleri, Apple’ın ise israil merkezli teknoloji yatırımları ve tedarik zinciri ilişkileri, bu markaların boykot listelerinde öne çıkmasına neden oluyor.

Buna rağmen Apple, 2025’te 574,5 milyar dolar olan marka değerini 2026’da 607,6 milyar dolara yükseltirken; Amazon da 369,9 milyar dolarlık marka değeriyle dördüncü sıradaki yerini korudu. Uzmanlar, ABD merkezli çok uluslu şirketlerin küresel finansal ve medya gücü sayesinde boykotlara rağmen marka değerlerini koruyabildiğine dikkat çekiyor.

ABD Markaları listede ağırlığını koruyor

Global 500 listesinde yer alan şirketlerin 192’sinin ABD menşeli olması, ekonomik gücün büyük ölçüde Washington merkezli şirketlerde toplandığını bir kez daha ortaya koydu. Çin 68 marka ile ikinci sırada yer alırken, Japonya ve Fransa 33’er, Almanya 26, İngiltere ise 25 markayla listede temsil edildi.

Raporda ayrıca, Türkiye markalarının bu yıl da listeye girememesi dikkat çekerken, küresel ölçekte boykot çağrılarının arttığı bir dönemde ABD merkezli markaların zirvedeki konumunu koruması, ekonomik güç ile etik tartışmalar arasındaki çelişkiyi yeniden gündeme taşıdı.