Dünya genelinde her yıl artan savaşlar, silahlı çatışmalar, zorunlu göçler ve doğal afetler, milyonlarca çocuğu ailesiz, savunmasız ve korumasız bırakıyor. Küresel veriler, yetim çocuk sayısının kritik eşikleri aştığını gösterirken, göç yollarında kaybolan çocuklar ise insanlığın gözleri önünde büyüyen ayrı bir trajediye dönüşüyor. Bu tabloya son dönemde Jeffrey Epstein davası kapsamında yayımlanan milyonlarca belge eklendiğinde, uluslararası ölçekte işleyen karanlık ağlar ihtimalinden söz ediliyor.
UNICEF ve çeşitli uluslararası kuruluşların güncel tahminlerine göre dünyada 140 ila 150 milyon arasında yetim çocuk bulunuyor. Bu rakam, anne ya da babasından en az birini kaybetmiş çocukları kapsıyor ve küresel ölçekte devasa bir risk haritasına işaret ediyor. Uzmanlara göre savaş bölgeleri, pandemi sonrası derinleşen yoksulluk, ekonomik krizler ve sağlık altyapısının çöktüğü ülkeler bu tablonun başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Ancak çatışma alanlarına erişim zorlukları ve kayıt dışı nüfuslar dikkate alındığında, gerçek rakamların açıklanan verilerin çok üzerinde olabileceği ifade ediliyor.
Yetim kriziyle eş zamanlı ilerleyen bir başka insani felaket ise göç yollarında kaybolan çocuklar. Europol ve Avrupa Parlamentosu raporlarına göre, yalnızca 2014–2015 döneminde Avrupa’ya giriş yapan yaklaşık 10 ila 12 bin çocuğun izine daha sonra ulaşılamadı. Bu çocukların bir kısmının insan kaçakçılığı şebekelerinin eline düştüğü, zorla çalıştırıldığı, organ ve fuhuş mafyalarının hedefi haline geldiği ya da tamamen kayıt dışı bir hayatta hayatta kalmaya çalıştığı bildiriliyor.
Avrupa’da yapılan bir değerlendirmeye göre her yıl yaklaşık 250 000 çocuk kayboluyor. Dünya geneli için ise tahmini rakam 8 milyon. Bir başka Avrupa federasyonu ise 2024 yılında 124 000’in üzerinde kayıp çocuk bildiriminin yapıldığını belirtiyor; bu sayı 2023’e göre neredeyse iki kat artış gösteriyor. Ayrıca, göç bağlamında yalnızca Avrupa’da 2021–2023 arasında 51 433 refakatsiz mülteci çocuğun kaybolduğu rapor edildi.
Resmi verilere göre Almanya’da 2024’te yaklaşık 98 900 çocuk kayıp olarak rapor edildi (13 yaş altı 18 100, 14–17 yaş 80 800).
Kanada’da 2024’te 32 860 çocuk kayboldu. Avustralya’da 2023’te neredeyse 37 000 çocuk kayboldu.
Tam da bu küresel tablo içinde yayımlanan Epstein dosyaları, çocuk istismarının münferit suçlardan ibaret olmadığını; para, siyaset ve güç ilişkileriyle çevrili ağlar tarafından korunabilen bir yapıya dönüşebildiğini ortaya koydu. Belgeler, yıllar boyunca reşit olmayan kız çocuklarının sistematik biçimde istismar edilmesine rağmen, bu ağın üst düzey iş insanları, siyasetçiler ve nüfuz sahibi çevrelerle kurduğu ilişkiler sayesinde büyük ölçüde dokunulmaz kaldığını gösteriyor. Epstein’in mağdurlarının önemli bir bölümünün yoksul, ailesiz ya da göçmen geçmişe sahip çocuklar olması, istismar ağlarının özellikle en savunmasız grupları hedef aldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Çocuk koruma kuruluşlarına göre bu durum tesadüf değil. Küresel ölçekte istismara uğrayan çocukların büyük bir bölümünü yetimler, ailelerinden koparılmış mülteci çocuklar ve refakatsiz göçmenler oluşturuyor. Epstein davasında açığa çıkan belgeler, bu çocukların siyasi korumadan beslenen uluslararası ağlar tarafından sömürülebildiğini düşündürüyor.Asıl çarpıcı olan ise bilgi çağında yaşanıyor olması. Gelişmiş istihbarat sistemlerine, uluslararası kuruluşlara ve küresel iletişim ağlarına rağmen on binlerce çocuk kaybolabiliyor, yüz milyonlarca yetim çocuk korunamıyor ve elit çevrelerle bağlantılı istismar ağları yıllarca görünmez kalabiliyor. Uzmanlara göre bu durum, çocuk istismarının yalnızca bir suç değil, küresel sistemin ürettiği ve sessizlikle sürdürülen bir sonuç olduğunu gösteriyor.
Yetim ve kayıp çocuklar, uluslararası istismar ağlarının görünmeyen rezervi haline geldi. Çocuk hakları savunucuları, küresel çocuk istismarı ağlarının tamamının kapsamlı biçimde soruşturulması gerektiği uyarısında bulunuyor.