“Dubai’nin çöküşü. Altın serabın sonu mu?”

Abone Ol

Altınla süslenen saraylar ilk fırtınada yıkılır; ama inançla kurulan duruş, ateşin içinden geçerek daha da sertleşir.

Ben açık konuşuyorum: Bugün yaşananlar bir şehir hikayesi değil, bir zihniyetin çöküşüdür. Birleşik Arap Emirlikleri yıllarca kendisini “istikrar adası” olarak pazarladı. Ama ABD-israil ile İran arasında patlayan savaş, bu vitrinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Bugün Fujairah limanındaki yakıt satışlarının çökmesi, ticaretin aksaması ve güvenliğin sarsılması tesadüf değil; yanlış tercihler zincirinin doğal sonucudur.

Körfez ülkeleri yıllardır Batı’ya yaslanarak sahte bir güvenlik mimarisi kurdu. Ama gerçek şu: Bu savaşta en ağır faturayı yine onlar ödüyor. Enerji hatları tehdit altında, ticaret yolları kırılgan ve ekonomiler dış şoklara açık. Bölgeyi istikrara kavuşturduğu iddia edilen politikalar, tam tersine kırılganlığı artırdı.

Kırılmanın en sembolik adımı ise İbrahim Anlaşmaları oldu. Bu anlaşmalar barış değil, stratejik bir yön değişimiydi. ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda şekillenen bu yapı, israil ile normalleşmeyi merkez alarak İran’a karşı bir blok oluşturmayı hedefledi. Ancak bugün görüyoruz ki bu denklem çöktü. Çünkü halkların vicdanı ile siyaset masaları aynı dili konuşmadığında, o anlaşmalar kâğıt üzerinde kalır.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu süreç mezhepsel bir mesele değildir. Sünni-Şii ayrımı üzerinden yapılan tartışmalar, gerçeği perdelemekten başka bir işe yaramaz. Bugün İran’ın ortaya koyduğu duruş, mezhebi değil, jeopolitik bir direnç örneğidir. Tüm baskılara, yaptırımlara ve askeri saldırılara rağmen geri adım atmayan bir ülke var karşımızda. Ayakta kalmayı başarması bile başlı başına bir mesajdır. Nitekim haftalar süren saldırılara rağmen İran’ın tamamen çökmediği ve stratejik gücünü koruduğu açıkça görülüyor.

Evet, İran’ın politikaları tartışılır. Ama burada mesele şu: Kendi kararını kendi veren bir irade mi, yoksa başkalarının güvenlik şemsiyesi altında yaşayan bir bağımlılık mı? Ben bunu soruyorum. Çünkü biri bedel öder ama ayakta kalır, diğeri ise konfor içinde görünür ama ilk krizde savrulur.

İntikam meselesine gelince… Tarih sabırlıdır ama unutmaz. Yıllarca bastırılan öfke, bir gün mutlaka geri döner. Bugün bölgede biriken gerilim sadece askeri değil; aynı zamanda psikolojik ve toplumsaldır. Nefret büyür, sahte dostluklar dağılır. Sevgi ise eğer çıkar üzerine kurulmuşsa, ilk krizde yok olur.

Dubai’nin çöküşü dediğim şey budur: Altın kaplı bir illüzyonun sona ermesi. Bu bir son değil, bir uyanıştır. Körfez ülkeleri ya kendi kimliklerine, kendi halklarına ve kendi gerçeklerine dönecek ya da bu kırılgan düzenin altında kalacak.

Ve son olarak sözüm şu: Bu mesele mezhep değil, duruş meselesidir. Bu yüzden örnek alınacak şey; kim olursa olsun, bağımsız kalabilen ve bedel ödemeyi göze alan iradedir. Çünkü tarih, her zaman güçlü görünenleri değil, gerçekten direnenleri yazar.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!