Birleşik Arap Emirlikleri genel olarak, özellikle de Dubai emirliği, çatışmalarla sarsılan bir bölgede ekonomik istikrar vahası olarak inşa ettiği uluslararası imaj açısından kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor. Saldırılar onlarca yıldır küresel yetenekleri kendine çeken “güvenli liman” modeline duyulan güveni sarstı ve savaşın Körfez ülkesinin ekonomik modeli üzerindeki stratejik etkilerini gözler önüne serdi.

Jeopolitik gerilimlerin sürmesi ve BAE’ye ait ADNOC petrol şirketinin hedef alınmasının ardından Emirlik yönetimi, Körfez suları üzerinde seyir füzelerinin engellenmesi ve kritik altyapıyı korumak için “THAAD” ve “Barak 8” gibi gelişmiş hava savunma sistemlerinin devreye alınmasını içeren doğrudan güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kaldı.

Uluslararası göç ve iş vizeleri alanında faaliyet gösteren VisaHQ platformunun 5 Mayıs’ta yayımladığı rapora göre, hava sahasının tamamen yeniden açıldığı ve uçuşların normale döndüğü resmen açıklansa da güvenlik ve risk danışmanlık şirketleri, uluslararası çalışanlara hâlâ yüksek seviyede dikkatli olmaları yönünde tavsiyelerde bulunuyor. Bu durum, Dubai’nin artık bölgesel çatışmaların doğrudan etkilerinden uzak görülmediğini ortaya koyuyor.

Nitelikli iş gücü ülkeden ayrılıyor

Yüksek vasıflı yabancı çalışanların ülkeden ayrılmasını engellemeye çalışan BAE yönetimi, çatışmaların başlamasıyla ülkeyi terk eden profesyonelleri geri döndürmek amacıyla benzeri görülmemiş vergi ve prosedür kolaylıklarını gündemine aldı.

The Economic Times gazetesinin 18 Mart tarihli haberine göre planlanan düzenlemeler kapsamında yabancı çalışanlar, güvenlik gerekçesiyle ülke dışında daha uzun süre kalsalar bile vergi avantajlarını kaybetmeyecek. Böylece daha önce uygulanan “yılda 183 gün ülkede bulunma” şartı esnetilmiş olacak.

Rapora göre bu adım, BAE yönetiminin gelir vergisinin olmaması ve güvenli yaşam ortamı gibi temel çekim unsurlarının ciddi zarar gördüğünü kabul ettiğini gösteriyor. Özellikle teknoloji ve finans gibi kritik sektörlerde çalışan birçok profesyonel ailenin yaşam merkezlerini füze menzilinin dışındaki bölgelere taşımaya başlaması dikkat çekiyor.

Şirketler alternatif merkezlere yöneliyor

Büyük şirketler açısından da Dubai’de faaliyet göstermenin sağladığı “merkez avantajı”, tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması ve dijital altyapının tehdit altında olması nedeniyle zayıflamaya başladı.

Deutsche Welle tarafından 4 Mayıs’ta yayımlanan rapora göre çok sayıda zengin yatırımcı ve bölgesel şirket merkezi, belirsizliklere karşı “sigorta poliçesi” niteliğinde önlem olarak varlıklarının ve operasyonlarının bir bölümünü Singapore ve Switzerland gibi alternatif merkezlere taşımaya başladı.

Rapora göre istikrar arayışı artık yalnızca taktiksel bir tercih değil, veri merkezlerinin zarar görmesinden veya çalışanlarının bölgeye erişememesinden korkan şirketler için stratejik zorunluluk haline geldi.

Bu durumun, Dubai’yi tek bölgesel merkez olmaktan çıkarıp riskin Körfez ile daha sakin coğrafyalar arasında dağıtıldığı “çift merkezli” modele dönüştürebileceği değerlendiriliyor. Analistler, bunun özellikle yüksek nakliye ve sigorta maliyetleri nedeniyle zaten yavaşlamaya başlayan petrol dışı ekonomik büyüme açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu belirtiyor.

“Emirlik modeli kırılgan çıktı”

Siyasi ekonomi araştırmacısı Mustafa Yusuf, el Cedid”e yaptığı değerlendirmede, savaşın Dubai ve BAE’nin ekonomik modelinin kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi.

Yusuf’a göre Emirlik yönetimi, ABD ve israille siyasi uyumun bölgeyi Orta Doğu’daki istikrarsızlıklardan koruyacağını varsaydı ancak bu strateji ters tepti ve BAE’nin bölgesel izolasyonunu artırdı. Bu durum da ülkenin Arap ve İslam dünyasındaki yetenekler açısından çekiciliğini azalttı.

Araştırmacı, bugün birçok nitelikli çalışanın BAE’yi yalnızca belirli siyasi ajandalara yakın çevreler için cazip gördüğünü, buna karşılık daha istikrarlı ve bölgesel kimlikle daha uyumlu modellerin öne çıktığını ifade etti.

Araştırmacı ayrıca çok uluslu şirketler ile bağımsız küresel profesyonellerin daha güvenli çalışma ortamları aramaya başladığını, bu nedenle Türkiye, Tanca ve Kenitra şehirleri ile İspanya’nın güneyindeki kentlerin alternatif merkezler olarak öne çıktığını söyledi.

“Mutlak güvenlik” algısı sarsıldı

Dubai’de yaşayan strateji danışmanı Nigel Lea ise güvenlik kaygılarının Dubai ve BAE’nin sahip olduğu “dokunulmazlık” algısında ciddi çatlak oluşturduğunu belirtti.

Invezz platformunun 22 Nisan tarihli raporuna göre çatışmaların şubat ayında başlamasından bu yana yaklaşık 30 bin Britanyalı yani ülkedeki İngiliz topluluğunun yaklaşık sekizde biri —geçici olarak BAE’den ayrıldı.

Lea’ya göre bu profesyoneller ülkelerine dönmekten çok İsviçre , İspanya ve Portekiz gibi “alternatif güvenli merkezlere” yöneliyor. Burada amaç, kişisel güvenlik ile uygun vergi sistemi arasında denge kurmak.

Lea, bu göçün yalnızca füze tehdidine tepki olmadığını, yüksek maaş karşılığında yüksek riskli bölgelerde yaşamak istemeyen profesyonel ailelerin “stratejik yeniden konumlanması” olduğunu söyledi.

Şirketler “ikili merkez” modeline geçiyor

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi BDO International vergi ortağı Elsa Littlewood ise Dubai’nin “mutlak güvenlik” avantajını kaybetmesinin oyunun kurallarını değiştirebileceğini belirtti.

IntelliNews’un 19 Mart tarihli analizine göre, Emirlik yönetiminin vergi ikamet kurallarını gevşetmeyi düşünmesi bile yetenekli çalışanları kalıcı olarak ülkede tutmanın zorlaştığının örtülü kabulü olarak değerlendiriliyor.

Littlewood’a göre küresel şirketler, operasyonel sigorta amacıyla veri merkezlerini ve karar alma mekanizmalarını paralel ofislere taşımaya başladı. Bu durumun gelecekte Dubai’nin ticari vitrin olarak kaldığı, ancak risk yönetimi ve hassas finansal operasyonların daha güvenli şehirlere taşındığı “çift merkezli” bir modele yol açabileceği belirtiliyor.

Kaynak: El Cedid