ABD doları dört yılın en düşük seviyesine geriledi; Ocak ayında %2,3 düşüş yaşarken, 2025 boyunca toplam kayıp %9’a ulaştı. Ancak ABD Başkanı Donald Trump bu gerilemeden pek rahatsız görünmüyor ve salı günü yaptığı açıklamada doların seviyesini “harika” olarak nitelendirdi.

Ne var ki Trump’ın dolar konusundaki tutumu ne tutarlı ne de tamamen net. Temmuz 2025’te “Asla düşük bir para birimini sevdiğimi söylemem” demiş, ardından da “Ben güçlü doları seven biriyim ama zayıf bir dolar size çok daha fazla para kazandırır” diye eklemişti.

Trump’ın aslında istediği şey, hem pastayı elinde tutmak hem de onu yemek. Trump sık sık güçlü doları ulusal güç ve prestijle eş tutuyor ve doların dünya çapında ticaret ve işlemler için birincil para birimi olma statüsünü seviyor. Ancak aynı zamanda daha zayıf bir dolar da istiyor; çünkü bu, Amerikan mallarını yurtdışında daha ucuz hale getiriyor ve bu da MAGA platformunun temel taşlarından biri olan üretimi ABD’ye geri getirme hedefini destekleyebilir.

Trump daha önce, sanayinin ülkeye geri taşınması ve istihdam oluşturulması bağlamında aşırı değerli bir doları “büyük bir sorun” olarak nitelendirmişti. Öte yandan zayıf bir dolar ithalat maliyetlerini artırır ve bu da enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturur; Trump ise enflasyona son derece duyarlıdır.

Daha zayıf bir dolar, Trump’ın ABD ticaret açıklarını azaltma yönündeki beyan edilmiş hedefleriyle de uyumludur. Ticaret açıklarını azaltmanın gerçekten anlamlı bir hedef olup olmadığı ise tamamen ayrı bir tartışma konusu. Ancak burada da Trump bir ikilemle karşı karşıya kalıyor üstelik bu ikilemin bir adı var: Triffin İkilemi.

Triffin İkilemi’ne göre, dünyanın rezerv para birimine sahip olan bir ülke ticaret açıkları vermek zorundadır; çünkü bu para birimini dünyanın geri kalanına sağlamak zorunda. Dünyanın sizin para biriminizi kullanmasını mı istiyorsunuz? O zaman bu para biriminin küresel ölçekte bol miktarda dolaşımda olmasını sağlamalısınız. Bu da, para birimini ihraç eden ülkenin ithal ettiğinden daha fazla para ihraç etmesi, yani kalıcı ticaret açıkları vermesi anlamına gelir. ABD ticaret fazlası verseydi, dolarlar yurda geri döner ve dünyadaki dolar arzı azalırdı.

Çin küresel ekonomik süper güç olma yolunda ilerliyor olabilir; ancak ticaret yapısı (ve sermaye kontrolleri) yuanın dünyanın başlıca rezerv para birimi olmasını son derece düşük bir ihtimal haline getiriyor.

Peki Trump ticaret açıklarını sona erdirmek mi istiyor, yoksa doların küresel statüsünü korumak mı? İkisini birden elde etmesi zor görünüyor.

Birçok analiste göre, ABD borcu ve açıklarındaki patlama göz önüne alındığında daha zayıf bir dolar neredeyse kaçınılmaz. Mevcut durumun üç temel özelliği var. ABD:

Yıllık yaklaşık 2 trilyon dolar seviyesinde seyreden büyük ve kalıcı bütçe açıklarına sahip;

38,5 trilyon doları aşan devasa bir toplam borç stokuna sahip ve küresel rezerv para birimini ihraç ediyor.

Bu üç unsurun bir şekilde birlikte işlemesi gerekiyor.

Yani ABD aynı anda çok borçlanmaya devam etmeye, çok borçlu kalmaya ve dünyaya dolar arz etmeye çalışıyor. Bunu da ekonomiyi çökertmeden ya da faiz oranlarını fırlatmadan yapmak istiyor.

Gerçekte bunun tek bir “emniyet supabı” var; daha zayıf bir dolar. Çünkü dolar güçlendiğinde şunlar oluyor: ABD dışındaki dolar cinsinden borçların geri ödenmesi zorlaşıyor (ve bu borçlardan çok fazla var). Küresel borçlular dolar bulmak için yarışa giriyor. Bu da dünya genelinde dolar kıtlığı yaratıyor ve doları daha da yukarı itiyor; bu durum olumsuz bir geri besleme döngüsüne dönüşebiliyor. Aşırı güçlü bir dolar, ülkelerin dolar bulmak zorunda kalması nedeniyle yurtdışında stres oluşturuyor. Bunu yapmanın yollarından biri de ABD Hazine tahvillerini satmak. Ancak bu durum ABD tahvil getirilerini yükseltiyor (tahvil fiyatı düştükçe getiri yükselir). Yüksek getiriler ABD hükümetinin borçlanma maliyetlerini artırarak büyük açıkları ucuza finanse etme hedefinin tam tersine çalışıyor.

Şöyle düşünün; Güçlü bir dolar, ABD varlıklarını yerel para birimleri cinsinden daha pahalı hale getirir; bu da yabancı yatırımcıların ABD varlıklarına (örneğin ABD borcuna) yatırım yapma isteğini azaltır. Sonuç olarak ABD daha fazla borç ihraç etmek zorunda kalır, ancak buna talip olan yabancı alıcı sayısı azalır. Dolar çok güçlü kalırsa bu durum daha yüksek getiriler anlamına gelir ve yüksek getiriler, geçmişte defalarca gördüğümüz gibi ABD finansal sistemi için son derece tehlikelidir. Dolayısıyla güçlü bir dolar, nihayetinde istikrarsızlaştırıcı bir güçtür.

Trump’ın aslında yapmaya çalıştığı şey, yukarıda sayılan bu özellikleri, onları birbirinden ayırmaya çalışan merkezkaç güçlere rağmen bir arada tutmak. Trump bunların ne kadarını gerçekten anlıyor? Bunu söylemek zor. Ancak daha zayıf bir doları benimsemesinde haksız sayılmaz.

Muhabir: Muhammed Mahsum Tuna