Türkiye’de dizi ve gündüz kuşağı televizyon programlarının içerikleri, toplum ahlakı ve aile yapısı üzerindeki etkileri nedeniyle yeniden tartışma konusu olmaya devam ediyor. Duyarlı vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının uzun süredir yaptığı çağrılara rağmen, çarpık ilişkiler, şiddet, alkol kullanımı, ahlaki sınırları zorlayan sahneler ve aile karşıtı mesajlar içeren yapımların yayından kaldırılmaması kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.
Son olarak Uzak Şehir dizisinde yayınlanan bir sahne, tepkileri daha da büyüttü. Dizide yer alan alkol sahnesinde bir çocuk oyuncunun bulunması ve başörtülü kadınların alkol tükettiği anların ekrana yansıtılması, sosyal medya kullanıcıları ve televizyon izleyicileri tarafından “toplumun hassasiyetlerini hiçe sayan” bir yaklaşım olarak değerlendirildi. Özellikle çocuk oyuncunun, alkol tüketiminin normalleştirildiği bir ortamda gösterilmesi, yayın ilkelerine ve çocukların korunmasına dair temel kurallara aykırı olduğu gerekçesiyle eleştirildi.
Uzak Şehir dizisine yönelik eleştiriler, yalnızca ahlaki sınırları zorlayan sahnelerle sınırlı değil. Dizi, Doğu insanını hedef alan temsilleri nedeniyle kamuoyunda tepki topluyor.
Eleştirilerde, dizinin Doğu insanını çarpık ilişkiler yaşayan, değerlerinden kopmuş, silahla dolaşan ve şiddeti hayatın merkezine koymuş bir topluluk gibi lanse ettiği vurgulanıyor. Bu yaklaşımın, bölge insanına yönelik önyargıları üreten ve toplumsal ayrışmayı derinleştiren bir anlatı sunduğu ifade ediliyor. Sosyal medyada yapılan çok sayıda paylaşımda, dizinin Doğu toplumunu olumsuz bir kalıba hapsettiği belirtildi.
Tepki gösteren vatandaşlar ve sivil toplum temsilcileri, söz konusu anlatının Doğu toplumunun gerçek sosyolojik yapısıyla örtüşmediğini dile getiriyor. Açıklamalarda, bölge insanının tarihsel olarak ahlaki ve manevi değerlere güçlü biçimde bağlı, aile yapısını ve toplumsal dayanışmayı önceleyen bir kültüre sahip olduğu vurgulanıyor.
Güller ve Günahlar Dizisine Ahlaki Yozlaşmadan Ceza
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), izleyici şikayetleri ve ilgili mevzuat doğrultusunda yaptığı incelemeler sonucunda geçtiğimiz gün üç televizyon kanalına idari para cezası uygulanmasına karar verdi.
Kanal D ekranlarında yayımlanan Güller ve Günahlar adlı dizinin 8 Kasım 2025 tarihli bölümüyle ilgili çok sayıda izleyici şikayeti RTÜK İletişim Merkezi’ne ulaştı.
Üst Kurul, dizide yer alan bazı sahne ve diyalogların çarpık ilişkileri normalleştirdiği ve ahlaki yozlaşmaya yol açtığı değerlendirmesinde bulundu. Bu kapsamda Kanal D’ye, 6112 sayılı Kanun’un “toplumun milli ve manevi değerleri ile genel ahlaka aykırı olamaz” hükmünün ihlali gerekçesiyle idari para cezası verildi.
Kıskanmak Dizisine ‘Aile’ Cezası
NOW TV’de yayımlanan Kıskanmak adlı dizi de mercek altına alındı. Diziye ilişkin yapılan şikayetlerde, bazı sahne ve temaların aile kurumunu zedelediği, genç izleyiciler için olumsuz örnek oluşturduğu ve şiddeti meşrulaştırdığı ifade edildi.
RTÜK, aile içi çatışma, husumet ve şiddetin sıradanlaştırıldığına yönelik değerlendirme yaparak, ilgili kanun maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle NOW TV’ye idari para cezası uygulanmasına karar verdi.
Gündüz Kuşağı Programına Toplumsal Değerlerde Erozyon Cezası
STAR TV’de yayımlanan Nur Viral ile Sen İstersen adlı kuşak programındaki yayın içerikleri ele alındı. Programda bazı çarpık ve marjinal ilişkilerin reyting unsuru haline getirildiği ve bu durumun toplumsal değerlerde erozyona yol açtığı yönünde Üst Kurul’a çok sayıda şikayet ulaştığı belirtildi.
RTÜK, yapılan değerlendirme sonucunda STAR TV’ye de söz konusu program nedeniyle idari para cezası verdi.
Skandallar bununla sınırlı değil. Geçtiğimiz haftalarda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), dijital bir platformda yayımlanan Jasmine dizisi hakkında da inceleme başlatıldığını duyurdu. RTÜK’ten yapılan değerlendirmede, dizinin “Türk toplumunun temelini oluşturan aile yapısını hedef aldığı, milli ve manevi değerlerle açıkça çeliştiği, kadını istismar eden unsurlar barındırdığı ve genel ahlaka aykırı içerikler içerdiği” gerekçeleriyle gündeme alındığı belirtildi.
Sadece Diziler Değil Gündüz Kuşağı Programları da Skandallarla Dolu
Uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, özellikle televizyon programlarında çocuk istismarı, cinsel taciz, şiddet, cinayet ve çarpık ilişki ağlarının reyting kaygısıyla sıradanlaştırılmasının toplumsal yapıya ciddi zarar verdiğine dikkat çekiyor. Gündüz kuşağı programlarında katılımcıların sözlü tartışmaları ve gayri ahlaki ilişkiler, fiziksel şiddete varan görüntülerle, bağırma ve ağlama sahneleriyle, dramatik müzikler ve ağır çekim efektler eşliğinde sunulması da eleştirilerin odak noktası oluyor.
Bu kapsamda Büyük Aile Platformu, gündüz kuşağı programlarının toplumsal değerleri olumsuz etkilediğini belirterek söz konusu yayınların kaldırılması için bir imza kampanyası başlatmış, kampanya toplumdan ciddi destek görmesine rağmen henüz somut bir adım atılmamıştı. Platform yetkilileri, yapımcıların mevcut imkanlarını reyting uğruna değil, toplum yararına ve aile değerlerini koruyacak içerikler üretmek için kullanmaları gerektiğini vurguluyor.
Kamuoyunda yükselen tepkiler, “toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı” içeriklerin daha sıkı denetlenmesi ve gerektiğinde yayından kaldırılması yönünde çağrıların artmasına neden oluyor.
Getirisi Götürüsünden Çok: Yazmaya Devam Ediyorlar
Yaşanan tartışmalar ve art arda gelen toplumsal tepkiler, ahlaki yozlaşma içeren yayınların neden hala yayında kaldığına dair önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. Ortaya çıkan tablo, bu tür içeriklerin getirisinin götürüsünden daha fazla olduğunu gösteriyor. Ne televizyon kanalları ne de senaristler, yoğun eleştirilere ve uyarılara rağmen ahlaki sınırları zorlayan senaryolardan vazgeçiyor. Bunun temel nedenlerinden biri, mevcut yaptırımların ve cezaların caydırıcılıktan uzak olması olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan uzmanlar, sorunun yalnızca yayıncılarla sınırlı olmadığını, toplumun bir kesiminin bu içeriklere reyting kazandırmasının da süreci beslediğini vurguluyor. Reyting kaygısı, şiddeti, çarpık ilişkileri ve ahlaki çöküntüyü merkezine alan yapımları teşvik ederken, kamuoyunda “tepki var ama izlenme de var” çelişkisi ortaya çıkıyor. Bu durum, yayıncıların ekonomik gerekçelerle eleştirileri görmezden gelmesine zemin hazırlıyor.
Bu nedenle uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, yalnızca yasaklama ve yaptırımların değil, aynı zamanda toplumsal bilinçlendirme politikalarının da hayata geçirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Kültürel yozlaşmaya karşı toplumun tüm kesimlerinin bilinçlendirilmesi, özellikle çocuklar ve gençler için öğretici, değerler odaklı ve aile yapısını güçlendiren içeriklerin teşvik edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Aksi halde ahlaki çözülmenin, yalnızca ekranla sınırlı kalmayıp toplumsal yapıyı derinden etkilemeye devam edeceği uyarısı yapılıyor.
HÜDA PAR Soru Önergesi Verdi
HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, televizyon dizileri ve filmlerde alkol kullanımının özendirildiği sahneleri Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Dinç, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, söz konusu yayınların özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.
Uzak Şehir dizisinde yaşanan skandalın ardından konuya ilişkin X hesabından paylaşım yapan Faruk Dinç, “Daha yeni TBMM’ye soru önergesi verdik; cevabını almadan dizilerdeki alkolü özendirici yayınlar hız kesmeden devam ediyor. Üstelik masum çocuklar da bu propagandaya alet ediliyor. Buna ‘dur’ diyecek kimse yok mu Sayın Cumhurbaşkanı @RTErdogan?” ifadeleriyle tepki gösterdi.
Dinç, dizilerde çocuk oyuncuların alkol sahnelerinde kullanılması gibi örneklerin kamuoyunda ciddi rahatsızlık oluşturduğunu vurguladı.
Dinç, Mehmet Nuri Ersoy’un yazılı olarak cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde, dizi ve filmlerde alkol kullanımını özendiren sahnelerin hangi denetim mekanizmalarıyla kontrol edildiğini sordu. Mevzuata göre televizyonlarda yayınlanan dizi, film ve müzik kliplerinde alkollü içkileri özendirici görüntülere yer verilemeyeceğini hatırlatan Dinç, bu yasağa aykırılık halinde idari para cezaları ve yaptırımlar öngörüldüğünü, televizyon ve radyolara yönelik yaptırım uygulama yetkisinin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na ait olduğunu belirtti.
Alkol kullanımının ve bağımlılığının çok boyutlu, zararlı ve yıkıcı etkilerine işaret eden Dinç, bu alanda önleyici politikalar geliştirilmesinin ve gerekli idari-yasal düzenlemelerin yapılmasının devletin görevi olduğunu ifade etti. Anayasa’nın 58’inci maddesini hatırlatan Dinç, devletin gençleri alkol düşkünlüğü, uyuşturucu, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan korumakla yükümlü olduğunu kaydetti.
Bu çerçevede Dinç, Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy’a şu soruları yöneltti:
Son üç yılda RTÜK tarafından, alkollü içkileri özendirici yayınlar nedeniyle uygulanan yaptırımların sayısı nedir?
Alkol ve alkol bağımlılığıyla mücadele kapsamında basın-yayın organları, kitle iletişim araçları ile sosyal ve dijital medyada etkili denetim için RTÜK tarafından planlanan veya yürütülen çalışmalar nelerdir? Bu amaçla diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapılmakta mıdır?
Dinç’in çıkışı, alkolü özendirici yayınlara yönelik yaptırımların artırılmasını talep eden kamuoyu tarafından büyük destek gördü.




