“Okul” dediğimiz şey nedir?
Sadece sıralar, tahtalar ve sınav kağıtlarından ibaret bir mekan mı?
Yoksa insanı yeniden inşa eden bir “anlam atölyesi” mi?
Eğitim dediğimiz sürecin, bireyi sadece bilgiyle değil, iman, ahlak ve bilinçle ayağa kaldırma iddiasıdır.
Bu kavram, düşünce dünyamızda en güçlü yankısını Sezai Karakoç’un “diriliş” fikrinde bulur. Ona göre bir toplumun yeniden ayağa kalkması, ancak kendi inanç ve tarihsel kökleriyle bilinçli bir bağ kurmasıyla mümkündür. Eğitim ise bu bağın kurulduğu asli zemindir. Ancak Türkiye’de eğitim sistemi, bu bağı kurmak bir yana, çoğu zaman bireyi kendi tarihinden, değerlerinden ve anlam dünyasından koparan bir işlev görmektedir.
Diriliş mektebinin dayandığı temel, İslam’ın bilgi kaynaklarıdır. Kur’an-ı Kerim’de ilk inen ayetin “Oku!” olması tesadüf değildir. Ama bu okuma, sadece harfleri çözmek değil; varlığı anlamlandırmaktır.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9)
“Allah, içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele, 11)
Eğitim; Bilgi, İman ve Sorumluluk ister.
Bu modele göre eğitim, üç temel eksen üzerine kurulmalıdır: bilgi (ilim), hikmet ve ahlak. Bu üçlü yapıdan herhangi birinin eksikliği, eğitimi eksik ve işlevsiz hale getirir. Örneğin yalnızca teknik bilgiye dayalı bir eğitim, bireyi üretken kılabilir; ancak onu adil, merhametli ve sorumluluk sahibi bir insan haline getiremez. Oysa İslam düşüncesinde ilim, hikmetle bütünleştiğinde anlam kazanır.
Hz. Muhammed(sav)’in, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisi ise eğitimin nihai hedefini açıklar. Diriliş mektebi, bu hedefi merkeze alarak “iyi insan yetiştirmeyi” amaç edinir.
Öğrenci derse sadece “matematik öğreneceğim” diye değil, “Allah’ın yarattığı düzeni anlayacağım” niyetiyle başlamalı;
Fizik dersiyle; kainattaki ölçüyü kavramalı,
Biyoloji dersiyle; yaratılışın hikmetini okumalıdır.
Mevcut sistem, öğrenciye bilgi yüklemekte; ancak bu bilginin nasıl anlamlandırılacağı, nasıl içselleştirileceği ve nasıl ahlaki bir eyleme dönüştürüleceği öğretilmemektedir. Bu durum, modern eğitim sistemlerinin genel bir krizi olmakla birlikte ülkemizde daha belirgin bir şekilde hissedilmektedir.
Aynı zamanda Türkiye’de eğitim sistemi merkeziyetçi ve tek tipçi bir yapıya sahip olduğu için farklı sosyo-kültürel bağlamları yeterince dikkate almamakta; öğrencileri homojen bir kalıba sokmaya çalışmaktadır. Bu durum, özellikle yerel değerlerin ve kültürel çeşitliliğin eğitim sürecine yansımasını engellemektedir.
Diriliş mektebi, bilimin yanında sosyal değer anlayışıyla yerelden evrensele uzanan bir bilinç inşasını hedefler. Eğitimi yeniden insan merkezli ve anlam odaklı bir zemine taşımayı önerir. Bu modelde öğretmen, yalnızca bilgi aktaran bir figür değil; aynı zamanda ahlaki bir rehberdir. Öğrenci ise pasif bir alıcı değil; hakikati arayan aktif bir özne olarak konumlandırılır. Eğitim ortamı ise sadece fiziksel bir mekan değil; aynı zamanda bir “anlam iklimi”dir.
Bir toplumun geleceği, sınıflarında yazılır. Eğer o sınıflarda sadece formüller varsa, teknisyen yetişir. Ama eğer anlam, ahlak ve iman varsa; işte o zaman bir “medeniyet” yeniden doğar.
Mevcut sistem diploma üretir, diriliş mektebi insan üretir. Biri istihdam sağlar, diğeri medeniyet kurar. Tercih meselesi değil—gelecek meselesidir.
Netice itibarıyla bize dirilişimizi gerçekleştirecek mektepler lazım. Batıcıları da özlerine döndürecek bir diriliş, bir mektep… Bu mektep bazen okul, bazen sohbet, bazen tecrübe, bazen tefekkür, bazen inziva, bazen okumadır. Ama sadece okul değildir. Hele modernist ve seküler okul hiç değildir. Zira diriliş mektepleri bunlara muhaliftir. Anadolu’nun kültür deryasından neşvünema edecek olan diriliş mekteplerinde kendi tasavvurundan hayata bakan, mana ehli insanlar yetişmelidir. Siyonist-emperyalizmin tasallutundan ancak böyle kurtulabiliriz. Aksi halde sömürgeci eğitim düzeni, zihinsel köle yetiştirmeye devam edecektir.