Direniş Kaybederse Tüm Ümmet Kaybeder!

Abone Ol

İslam tarihinde Müslümanların yaşadığı en çetin en hayati savaşlardan biri hiç kuşkusuz Uhud Savaşı’dır. Uhud, Müslümanlar için bir varlık savaşıydı. Uhud’ta Müslümanlardan iki grup vardı. Biri bizzat meydanda, sıcak çatışmanın içindeydi. Diğeri ise savaşan grubu arkadan koruyan, kollayan, Okçular Tepesi’ndeki gruptu.

Uhud’ta savaşan grup, içlerinde Resulullah gibi biri olmasına rağmen, Hamza, Ali, Musab gibi cengâver yiğitler olmasına rağmen, Okçular Tepesi’ndeki grubun desteğini yitirince büyük bir yara aldı ve yenilginin eşiğinde geldi.

Bugün de Müslümanlar tarihlerinin en çetin en hayati savaşlarından birini veriyorlar. Bir varlık savaşı veriyorlar. Biz bu hayati savaşta da varlık savaşında da İslam ümmetinin bilinçli kesimini iki gruba ayırabiliriz. Bizzat cihat meydanlarında savaşan grup ile cihat eden grubu diliyle, malıyla, duasıyla destekleyen grup…

İran İslam Cumhuriyeti, Lübnan Hizbullah’ı, Filistin’deki İslami Direniş Güçleri, HAMAS ile İslami Cihat, Yemen’deki Ensarullah, Irak’taki İslami Direniş Güçleri bizzat savaş meydanında olan, cihat meydanlarında olan grubu oluşturmaktadırlar. Ümmetin diğer bilinçli, uyanık, gayretli kesimleri ise şimdilik destekçi konumundadırlar.

Ümmet, cihat eden kardeşlerine olan desteklerini hiç aksatmamalı, hep canlı tutmalı, bu desteği her geçen gün daha da artırmalı. Amerika ve Siyonist rejimin öncülüğündeki barbar düşmanın saldırı ve istilası karşısında ümmetin ileri karakolu görevini gören, ümmetin özgürlüğü ve kurtuluşu için savaş meydanlarına inmiş olan kardeşlerinin bu cihadına olan ilgisini yitirmemeli. Bu varlık savaşını kanıksamamalı… İlk günkü heyecan sürmeli…

Yemen’den Lübnan’a, İran’dan Filistin’e bu mukaddes cihat sürüyor, direniş bayrağı göklerde dalgalanıyor. Şehitler kervanı her gün yeni İsmaillerin katılımıyla yürüyüşünü sürdürüyor. Ümmet, Okçular Tepesi’ndeki Müslümanların yanlışına düşmemeli, benim desteğimden ne çıkar, ben olmasam da olur gafletine kapılmamalı. Elinden gelen her imkânla direnişi desteklemeli, cihat eden kardeşlerinin yanında durmalı.

Bu mücadeleye herkes katkı sunmalı, az veya çok herkes imkânı nispetinde bu safta yer almalı. Bu mücadele bir devletin, bir örgütün, bir hareketin, bir kavmin, bir mezhebin mücadelesi değildir. Bu cihat, bu direniş tüm ümmetin cihadıdır, direnişidir. Ümmetin varlık savaşıdır. Adalet ve özgürlük savaşıdır. İzzet ve namusunu koruyabilme savaşıdır.

Erkeğinden kadınına, yaşlısından gencine, çocuğuna; âliminden avamına, zengininden fakirine, okumuşundan köydeki çobanına herkes ama herkes üzerine düşeni yapmalı, direnişi desteklemelidir. Kültürel olarak, siyasi olarak, ekonomik olarak direnişe güç vermeli, direnişin feryat eden sesi, uyandıran çığlığı olmalıdır.

Sosyal medya platformları, iletişim araçları direnişin haklılığını herkese ulaştırmalı, halkların gönülleri, zihinleri direnişle meşgul olmalı; direniş ruhlarda hep canlı ve diri tutulmalı… Direniş ekonomik olarak desteklenmeli…

Kardeşlerimizle omuz omuza cihat etme imkânına sahip değilsek malımızla, paramızla, infaklarımızla cihatlarına katkı sunmalı, direnişi güçlendirmeliyiz. Aynı şekilde boykot silahına dört elle sarılarak düşmanı ekonomik olarak çökertme gayreti içinde olmayı sürdürmeliyiz.

Direnişi zafere götürecek mücadeleye olan katkımızı asla küçümsememeliyiz. Afgan Cihadı, Bosna Cihadı, Çeçenya Cihadı ümmetin maddi ve manevi katkıları sayesinde büyük destanlara imza atıp düşmana ölümcül darbeler vurmuştu.

Bugün kardeşlerimiz ümmetin en büyük en azgın en küstah en alçak düşmanlarıyla savaşmaktadırlar. Hiçbir düşman, ümmete, Amerika ve Siyonist rejim kadar zarar verebilmiş değildir. Ümmetin ayaklarındaki esaret prangalarının en büyük müsebbipleri Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist rejimdir. Kardeşlerimizin savaşımının kendi savaşımımız olduğunun farkına varmalı, kazanılacak zaferin ümmetin zaferi olduğunun bilincinde olmalı, onları zafere götürecek her türlü katkıyı kardeşlerimizden esirgeme gafletine düşülmemeli…