Türk Dil Kurumu’nun, halkın katılımıyla belirlediği 2025 yılının kelimesi/kavramı “dijital vicdan” oldu. Hatırlanacağı üzere 2024’te seçilen kavram ise “kalabalık yalnızlık”tı. Geçen yıl ki seçimin ardından bu yıl yapılan seçim, dijital çağda kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanın, sorumluluk ve merhamet ihtiyacını da dijital mecralarda tatmin etmeye yönelen yeni bir profil oluşturduğunu gösteriyor.
Dijital vicdan; gerçek hayatta sorumluluk üstlenmeden, tabiri caizse elini taşın altına koymadan, paylaşım, yorum ve beğeniler yoluyla vicdani yükün dijital etkileşimlere devredilmesi ve kişinin kendini vicdanen tatmin etmesi hâlini ifade ediyor. “Tık”larla işleyen tıkır tıkır bir mekanizma yani...
Oysa insan bir mekanizma değildir. Bu dijital düzende devreye giren şey ise, esasen vicdanın kendisi değil; olsa olsa vicdanın dijital bir simülasyonudur. İnsan; duyduğu, gördüğü, dokunduğu, hissettiği, kısacası yaşadığı her olayda bir şahittir. Adil bir şahit olarak hakkı ayakta tutmak, insana yüklenen temel bir misyondur. Bu misyonun en güçlü motivasyonu ise vicdandır.
Ancak asıl vicdanların yerini dijital vicdanlar almışsa, adil şahitlik misyonunun da dijital vicdanlar aracılığıyla temsil ediliyor olabileceğini iddia etmek abartı sayılmaz herhalde...
Hayatı yalnızca ekranlardan izlemek ve ekranlar üzerinden okumak, farkında olmasak da insanları zamanla gerçeklikten koparmış, ekranlara endeksli bireyler hâline getirdi. Dijital mecralardan takip edilen her olay, sanki sanal bir dünyanın kareleri gibi algılanır oldu.
En dehşetli görüntüler bile sıradanlaştı. Ekran karşısında en acı sahneler dahi “sıradaki gelsin” tutumuyla izlenir hâle geldi.
Belki de her şey hayretimizi kaybedince başladı.
Hayret, insanın şahit olduğu her olaya karşı verdiği ilk ahlâkî reflekstir. Bu refleks köreldiğinde bir körlük baş gösterir. İşte vicdanı körelten de bu körlüktür. Hissetmek için yalnızca bakmak yetmez; görmek gerekir. Duymak da yeterli değildir; işitmek gerekir. İnsan, yaşanan her olayı gözleriyle görerek, kulaklarıyla işiterek, aklıyla idrak ederek ve kalbiyle hissederek bütüncül bir şahitlik ortaya koyar. Bu da bir gayret ister.
Oysa dijital dünyada her şeyin dijital bir düşüncesi ve dijital bir duygusu vardır. Gözler, kulaklar, akıl ve kalp yalnızca birer simülasyondur. İnsanî ve bütüncül şahitlik, dijital vicdan aracılığıyla sağlanamaz. Gerçek vicdan, hissederek, idrak ederek ve kalp ile aklın rehberliğinde ortaya çıkar. İnsanı harekete geçiren de budur. Ne yazık ki, bu körelme döngüsü insana hayretini kaybettirdi.
Dolayısıyla önce hayretimizi kaybettik, sonra gayretimizi. Acı sıradanlaştı, üzülmemek savunma refleksi olarak kabul edildi. Her şeye tanık olan ama hiçbir şeye dâhil olmayan bir bilinçsizlik vücut buldu.
Duygular var, ama bedeli yok.
Değerler var, ama ederi yok.
Söylem var, ama eylemi yok.
Bu kanıksama, hayreti susturdu, gayreti öldürdü. İstisnalar hariç, hayretsiz ve gayretsiz dijital vicdanlar, yaşamın kontrolünü devraldı.