DERİN YARALAR KABUK BAĞLAR LAKİN KAPANMAZ

Abone Ol

Meyyâfârikîn.

Kadim bir memleket. Hz. Ömer’in (ra) komutanlarından İyad bin Ganem tarafından fethedildi. İslami dönemlerde kurulan Mervanî Kürt Devleti'nin başkenti oldu. Selçuklu saldırıları sonrası Mervanîlerin son direniş kalesi haline geldi; ancak daha fazla dayanamadı ve şehir düştü.

Aradan uzun yıllar geçti. 1923’te Cumhuriyet kuruldu. Artık "ulus devlet" temelli bir rejim vardı. Bu süreçte Meyyâfârikîn, yeni ismi ile Silvan oldu.

Silvan, Şeyh Said kıyamının önemli merkezlerinden biriydi; çünkü Diyarbakır'ın (Amid/Amed) yol güzergâhı üzerindeydi. Kıyamın komutanlarından Şeyh Şemseddin, buradaki aşiretleri organize ediyordu. Kıyam bastırılınca Silvan da düştü.

Sonrasında uzun bir sükût dönemi yaşandı. Bu şehir, bir Kürt devletine başkentlik yaptığından; kadim Kürt geleneklerine ve İslam şeriatına sıkı sıkıya bağlıydı. Bu yapının deforme edilmesi için kafa yoranlar, çareyi o dönemin revaçta olan fikri komünizmin önünü açmakta buldular. Böylece Kürt insanının kadim geleneklerini ve İslami yapısını terk edeceği umuluyordu.

12 Eylül öncesi Silvan’da, yabancı plakalı araç sahiplerine pasaport sorulduğunu duyuyorduk. Bu durum, solcu Kürtler açısından bir güç gösterisiydi. 12 Eylül darbesi ise ortalığı toz duman etti.

Yine bir sükût dönemi yaşandı. Ardından, bölgenin kadim Kürt yapısı ile İslami endişelerini bir arada tutmaya çalışan ve her çözümün Kur’an’da olduğunu savunan tebliğciler Silvan sokaklarını dolaşmaya başladı. Her türlü gayri İslami yapıyı reddediyorlardı. Adeta Silvan’ın köy ve mahallelerinde bir muştu/müjde, yani "Mizgîn" olmuşlardı. Onların nazarında tek bir kurtuluş reçetesi vardı; o da İslam’dı. Fakat "emekçi" ismiyle ortaya çıkıp emek düşmanlığı yapanlarca çabuk fark edildiler.

İlk önce Hacı Biçer onların kurşunlarına hedef oldu. 2 Nisan 1992 günü ise Salim Fidancı, bir Ramazan günü oruçlu iken 300-400 kişilik bir grubun saldırısına uğradı.

Ağabeyi ile bakkal dükkânı işleten Abdulmennan Yavuz da bu kervanın yolcusu olacaktı. Özellikle Salim’in şehadetinden sonra iki kardeş, işlettikleri iş yerinde güvende değillerdi. Bir tedbir almaları gerekiyordu. Dükkân; aileden yaşlılar veya çocuklar tarafından işletilebilirdi ancak "emek düşmanları" çocuk ve yaşlıları dahi hedef alabiliyordu. Nitekim sonradan iş yerlerinde vurulan dede Nuri Korhan ile torun Ebedin Korhan’ın şehadetleri, bu endişelerinde ne kadar haklı olduklarını ispat edecekti.

Bu yüzden dükkânın acilen elden çıkarılması gerekiyordu. Üçe beşe bakmadan, talip olan birine devir işlemlerine başlandı. 8 Nisan 1992 günü artık mallar sayılacak ve dükkânın anahtarı yeni sahibine devredilecekti.

İlyas ve Abdulmennan kardeşler, sabah dükkâna birlikte gittiler. İslam’ın emrettiği "eminlik" ilkesince mallarını saydılar; her şey tastamamdı. Yıllardır emek verdikleri dükkâna son bir kez baktılar ve evlerinin yolunu tuttular. Dükkânın devri basit bir ticari işlem gibi görünebilirdi ama o dört duvarın içinde onların alın teri ve emeği vardı. Yine de yapacak bir şey yoktu. Hiç olmazsa ellerinde biraz sermayeleri kalmıştı ve görünen o ki uzun süre bu para ile geçinmek durumunda kalacaklardı; zira "emek düşmanları", inançlı emekçilerin çalışmasına izin vermiyordu.

İki kardeş Silvan’ın sokaklarını karış karış biliyorlardı. Yavaş yavaş evlerine doğru ilerliyorlardı. Şu sokak, bu sokak derken; kendileri için tuzak kurulan o kapının önüne geldiler. Birden ortalık silah sesleri ile çınlamaya başladı. Kardeşlerden Abdulmennan yere düştü. İlyas korunmaya çalıştı ama o da yaralanmıştı.

Saldırganlar kaçtı. İki kardeş hastaneye kaldırıldı. İlyas yaralı olarak gazilik şerefine nail olurken; Abdulmennan Yavuz, 34 yıl önce, tam da bugün, 8 Nisan 1992'de Rabbine kavuştu.

Amaç yaraları deşmek değil; ama derin yaralar kabuk bağlar lakin kapanmaz.