Bir önceki köşe yazımda demokrasinin tanımı ve bir miktar da olumlu yönlerini anlatmaya çalışmıştım. Bu hafta da biraz da olumlu yönlerinin yanında olumsuz yönlerine değineceğim. Demokrasi, insanlara yönetimde yapılan hataları düzeltme olanağı tanıması bakımından, en erdemli yönetim biçimi şeklinde tanımlanmıştır. Mevcut siyasal sistemler arasında en çok demokrasinin tercih edilmesi, onun yalnızca hataları düzeltme olanağı sağlamasından mı kaynaklanmaktadır, sorusunu da sormamız gerekir. Felsefe açısından, demokrasinin doğasını ve değerini sorgulamamız da haliyle kaçınılmaz hâle gelir. Kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip bireyler, toplumlar ve devletler gerçekten kendi fıtrat, kültür ve inançlarına uygun idareciler seçme, kanun yapma, yasalar çıkarma ve uygulama gibi hususlarda haklarını kullanabiliyorlar mı?
Demokrasinin teoride, her ne kadar insanların bağımsızlık, özgüven, tartışma kültürünü benimseme, başka bireylerin hak ve özgürlüklerini gözetme gibi pek çok erdemi geliştirme olanağının sağlandığı bir yönetim biçimi olarak lanse ettirilmişse de pratikte bunun böyle olmadığının birçok örneği vardır. Demokrasiye etik ve ahlaki açıdan bakacak olursak, insanın toplum içinde özgür iradesi doğrultusunda kararlar alıp kararlarını uygulamaya geçirebildiği, sorumluluklarıyla yüzleşebildiği biricik siyasal sistem(!) şeklinde lanse ettirilse de pratikte bunun hiç de böyle olmadığı, işine gelmedi mi, siyasal iktidarların elinde yeri geldikçe helvadan bir puta dönüştüğü ve afiyetle mideye indirildiğini de unutmamak gerekir.
Kendi otoritelerini tanımayan ve hizmet etmeyen rejimler için gerekirse ara verilebileceğini, ortadan kaldırılabileceğinin en bariz örneğini 28 Şubat sürecinde yaşadık. İslam dünyasında seçimle iktidara gelen partilerin başına cunta rejiminin eliyle ne tür çoraplar örüldüğünü hep birlikte gördük. Bir yıl kadar iktidarda kalan Erbakan Hoca Hükümetine karşı Ankara’da tankların yürütülmesi, peşi sıra Post-modern bir darbeyle iktidardan düşürüldüğü sürecin soğuğunu, o günlerin zorluğunu iliklerimize kadar hissetmiştik. Müslümanların sürek avına tabi tutulup gözaltı merkezlerine götürüldüğü, bu merkezlerde MOSSAD’vari yöntemlerle işkence gördüğü, şehit olduğu, hem binlercesinin haksız ve mesnetsiz gerekçelerle zindanlara tıkılıp çürütüldüğü sürecin acısını bin yıl geçse de unutmayacağız/unutturmayacağız. Gerekirse; dedikleri süreçte, darbe güya demokrasiye balans ayarı verilmesi adına yapılmıştı(!)
1991 yılının Aralık ayında, Cezayir genel seçimlerinde İslami Selamet Cephesi (FIS), % 47’lik bir farkla seçimi kazanmayı başarmıştı. FIS, 232 sandalyeli parlamentonun 188'ini almayı başarmıştı. FIS’in zaferini hazmedemeyen Fransa, bunu tehlikeli bir çıkış olarak görüp dünya kamuoyuna, Cezayir halkının temsili anlamda istenilen demokratik olgunluğa henüz erişmediğini, İslami Selamet Hareketinin ülkeyi İslami esaslarla yönetme ihtimalinin bulunduğunu, haliyle bu halin batılıların çıkarına uygun düşmeyeceği iddiasında bulunup bunun için orduya kanlı bir darbe yaptırttılar.
Evet, demokrasi putunun havarileri kesilen batılı efendiler, -acıkmış olmalılar ki- helvadan bir putlarını afiyetle yiyip bağımızda, bostanımızda semirdiler. Sözde insan haklarının korunması ve demokrasinin yüceltilmesi için kendi değerlerini dünyaya pazarlayan batı ve emrindeki askeri cunta rejimi, FIS'i yasakladı. Binlerce Cezayirli Müslümanı katledip on binlercesini zindanlara tıktılar. Cezayirli Müslümanların kanını akıtan zihniyet, geçmişte ülkelerinden Fransızları kovmak için mücadele veren ve bu uğurda can veren 1,5 Milyon Cezayirli şehidin hatırasını gözetmedi bile.
Yine tarihler 25 Haziran 2012’yi gösterirken Mısır’da bir ilk gerçekleşiyordu. 30 yıllık diktatör rejiminin ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini Muhammed Mursi kazandı. Mursi, geçerli oyların yüzde 51,3'ünü alarak cumhurbaşkanı olduğunu açıkladı. Mursi'nin cumhurbaşkanı olduğunun ilan edilmesinin ardından Tahrir Meydanı'nda sevinç gösterileri başladı. Mursi'yi Müslüman Kardeşler destekliyordu. Mısır'da cumhurbaşkanlığı seçimini Muhammed Mursi'nin kazanması, ülke tarihinde birçok ilki de beraberinde getirdi.
Mursi'nin cumhurbaşkanlığını kazandığına dair açıklamayı ülkedeki bazı yayın organları, ''Dört askerden sonra cumhurbaşkanı olan sivil İslamcı'' başlığıyla okuyucularına duyurdu. Mübalağa olmasın, Mursi, 5 bin yıllık Mısır tarihinde demokratik ve şeffaf seçimler sonucu belki ilk kez cumhurbaşkanlığını kazanan kişiydi.
Muhammed Mursi, 30 Haziran 2012 - 3 Temmuz 2013 tarihleri arasında yaklaşık 1 yıl 4 gün (370 gün) iktidarda kaldı. 2012 yılında göreve başlayan Mursi, 3 Temmuz 2013 tarihinde Genelkurmay Başkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından gerçekleştirilen askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılıp zindana atıldı. Favori diktatör Sisi’nin mahkemesinde bir duruşma esnasında şehit oldu.
Sizi gidi haydutlar, yamyamlar! Helvadan putu yedire yedire bizde damak tadı bırakmadınız. İşinize gelince demokrasi, gelmeyince tokmakrasi devreye girer değil mi? Hülasa, kökü dışarda dalları tarlamıza sarkmış bu ağacın meyvesi zehirliyor bizi, gölgesi desen, o da hasta ediyor adamı. Dostlar! Elin gavurunun kavramlarıyla kendinize bir gönül dünyası inşa etmeye çalışıyorsanız yanılıyorsunuzdur. Bu kavram bünyemize uymuyor dostlar. İslam Toplumunun geleceği için doğru ve sağlıklı kararların alınmasını zora sokmaktadır.