Deccale boyun eğmek

Abone Ol

Tarihin her çağında zulmün adı değişmiştir; fakat ruhu değişmemiştir. Dün firavunların saraylarında yükselen kibir, bugün emperyal güçlerin başkentlerinde yükseliyor. Dün köle zincirleri vardı, bugün ekonomik düzenler, askeri ittifaklar ve propaganda ağları var. İsimler değişti ama zalimin mantığı değişmedi.

Kur’an’ın anlattığı firavun, sadece geçmişte yaşamış bir hükümdar değildir. O, bir zihniyettir. Gücü hakikatin yerine koyan, insanları Allah’tan uzaklaştıran ve yeryüzünde kurduğu düzeni tek gerçek gibi dayatan bir zihniyet. Bugün bu zihniyetin modern adı çoğu zaman “küresel düzen”, “güvenlik” veya “uluslararası sistem” olarak sunuluyor. Fakat hakikatte bu, Deccalin mantığından başka bir şey değildir.

Deccalin mantığı çok basittir: Güç kimdeyse hak da ondadır.

Bugün dünya siyasetinde bunu açıkça görüyoruz. Güçlü olan ülkeler, zayıf olan ülkelerin kaderini belirliyor. Savaşları başlatıyor, sınırları çiziyor, hükümetleri değiştiriyor ve sonra bütün bunları “dünya barışı” adına yaptıklarını söylüyorlar.

En çarpıcı örneklerden biri bugün yaşanan İran savaşıdır. ABD ve israilin, İran’a yönelik geniş çaplı askeri saldırılarıyla başlayan savaş, bütün Ortadoğu’yu sarsan bir krize dönüştü. Bu saldırılar İran’ın askeri ve siyasi merkezlerini hedef aldı ve çatışma kısa sürede bölge geneline yayıldı.

İran buna karşılık israile ve ABD üslerine füze ve drone saldırılarıyla cevap verdi. Çatışmalar Körfez ülkelerini de etkiledi ve enerji altyapıları ile deniz yolları ciddi şekilde tehdit altına girdi.

Fakat bu savaşın belki de en çarpıcı tarafı şudur:

Hiçbir Müslüman ülke İran’ın yanında açık bir şekilde durmadı.

Bir kısmı sessiz kaldı.

Bir kısmı sadece diplomatik açıklamalar yaptı.

Bir kısmı ise fiilen emperyal düzenin yanında yer aldı.

Bu tablo bize acı bir gerçeği hatırlatıyor: Bugün ümmet yoktur. Sadece Müslüman topluluklar vardır.

Ümmet; aynı kitaba inanan, aynı kıbleye yönelen ve birbirinin acısını kendi acısı bilen bir kardeşlik topluluğudur. Ümmet sınırların ötesinde bir birliktir.

Fakat bugün Müslüman dünyası onlarca devlete bölünmüş, siyasi çıkarların ve korkuların içine hapsedilmiş durumdadır. Her devlet kendi güvenliğini, kendi ekonomisini ve kendi iktidarını korumaya çalışıyor. Böyle bir dünyada ümmet bilinci parçalanmış, hatta neredeyse yok olmuştur.

Bugün İran saldırı altındayken Müslüman ülkelerden güçlü bir dayanışma çıkmıyorsa bunun sebebi mezhep değildir. Bunun sebebi korkudur, güçsüzlüktür, dağınıklıktır. İşte bu yüzden bugün bazı çevreler İran’ın kurtuluşunu Rusya’dan veya Çin’den bekliyor.

Bu durum başlı başına bir trajedidir. Çünkü Müslümanların yardımını Müslümanlardan değil, başka güçlerden beklemek zorunda kalmak ümmetin ne kadar dağıldığını gösterir.

Deccalin düzeni tam olarak böyle çalışır.

Önce Müslümanları parçalar.

Sonra onları birbirinden korkar hale getirir.

Sonra da herkes kendi güvenliğini başka güçlerde aramaya başlar.

Sonunda herkes Deccalin çizdiği sınırların içinde yaşamayı kabullenir. Dolayısıyla, bugün dünyanın birçok yerinde insanlar zulme uğruyor. Şehirler yıkılıyor, halklar yerlerinden ediliyor, ülkeler parçalanıyor. Fakat bu felaketlerin arkasındaki güçler kendilerini “dünyayı ıslah edenler” olarak tanıtıyor.

Kur’an’ın söylediği gibi: “Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ancak ıslah edicileriz derler.”

En büyük tehlike ise şu: Birçok insan artık bu sözlere inanıyor.

İnananlar kadar tehlikeli olanlar da var: Umursamayanlar.

Çünkü firavunlar tek başına yükselmez.

Onları ayakta tutan şey, sessiz kalan kalabalıklardır.

Bugün Deccalin düzeni güçlü görünüyorsa bunun sebebi sadece zalimlerin gücü değildir. Aynı zamanda hakikati söylemesi gereken insanların suskunluğudur.

Gazze’ye, İran’a selam, direnişe devam!