İslam`a düşman olanların içlerindeki kinden az-çok haberdarız.
Birinin kalbindeki kin ağzından dışarı taştı. Bir Tv programında Peygamberimiz Hz. Muhammed`i 'kabile şefi`, Kur`an-ı Kerim`i de 'Muhammed`in sözleri' olarak tanımladı Hakkı Devrim.
Konuyu değişik açılardan değerlendiren ve yerinde eleştirilerde bulunanlar oldu. Bazıları ise nedense olayı görmezlikten geldi.
Programdaki tartışmacılardan biri de Y. N. Öztürk idi ve umulmadık bir şekilde tepkisini ortaya koydu. Tepkinin dozajı üzerinde durmaya niyetim yok. Onun yerine sunucu Okan Bayülken`in tavrı üzerinde durmak istiyorum.
Bayülken, Devrim`in hezeyanlarını tefsire çalışarak komik duruma düştü. Ama kimliğini ve geçmişini düşündüğümüzde komik durumu maalesef dramatik bir hal alıyor.
Okan Bayülken, büyük alim Elmalılı Hamdi Yazır`ın torunlarındandır. Evet, muhteşem Kur`an tefsirinin yazarı Elmalılı`nın torunu… Ve acı olan böyle bir alimin torununun böyle bir hezeyanı savuran zavallıyı savunmaya kalkışması…
'Köprünün altından çok sular aktı' diyebilirsiniz. Haklısınız. Elmalılı kim, Bayülken kim?
O yüzden esas konuya geçiyorum.
M. Coşkun, Hakkı Devrim`i garip karşılamamak gerektiğini yazdı eleştiri yazısında. 'Ümmetten yeni bir ulus yaratmak' projesiyle yola çıkan genç cumhuriyetin gençlerini zaten bu fikirlerle eğittiğini söylüyordu. Başka şeyler de diyor tabi. Kısa bir bölüm:
'1931`de T.T. Cemiyeti Tarafından yazılan ve 1942 yılına kadar liselerde okutulan Tarih kitaplarına bakarsanız, bire bir Hakkı Devrim üslubunu görürsünüz. 'Kemalist Devrim`in tarih kitaplarında, İslam dini ve peygamberi Hz. Muhammed`le ilgili hakarete varan ifadeler kullanılıyor. Kitapların 2. cildi`nde 'İslam Tarihi' başlığı ile verilen bölümde Hz. Muhammed`den 'Muhammed' diye söz ediliyor ve 'İslam dinini kendisinin icat ettiği, 12 yıl boyunca ancak 150 kadar kişiye İslam`ı kabul ettirdiği' öne sürülüyor.'
Her şey yerine oturdu öyle değil mi?
12 yılın sonunda sadece 150 bağlısı olan kişi 'kabile şefidir' diye düşünüyor Devrim.
Kur`an için söyledikleri de aldığı eğitimden edindiği bilgiler.
Çağdaşlığı ilke edindiğini söyleyenler 80 senede bilgilerinin üzerine hiç mi bir şey eklemediler? diye sorarsan, ben de sana dinlerde doğmaların bulunduğunu, bunların değişmediğini, Kemalizmin de doğmalara sahip bir din olduğunu söylerim.
Yani seksen senedir değişmeyen Hakkı Devrim ve zihniyeti, Kemalizm dinine olan bağlılığın boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Her şey tamam da bu başlığı neden koydun diyebilirsiniz.
Neden düşünce sefaleti?
Basit bir siyer okuyucusu bile 'Veda Hutbesi'nde yaklaşık yüz bin kişinin peygamberi dinlemeye geldiğini bilir.
Mekke fethinde on bin kişi, Tebük seferinde otuz bin kişi olduğu söyleniyor.
Bunlar rakamlar.
Bir de tanımlamalar var.
Peygamber, Bedir savaşını kendisinin de mensup olduğu Kureyş kabilesine karşı yaptı. Yanında ise hem Kureyş`ten hem de Medineli kabilelerden Müslümanlar vardı.
Peygamberin hiçbir zaman 'Kabile şefi' gibi bir pozisyonu olmadı.
Ulusçuluk bataklığında debelenenler farklı uluslardan insanları ümmet çatısı içerisinde kardeş olarak yan yana getirmenin ne anlama geldiğini anlayamazlar elbette.
Tabi bu üslup Hakkı Devrim`le sınırlı değil.
M. Coşkun Önder Sav`ın üslubundan söz ediyor. Onları yan yana getirdiğin zaman bir daha hak veriyorsun yazara.
O dönemin eğitimini alanlar bilgi anlamında bir arpa boyu yol alamazlar.
Eğer zihinde bir yolculuk yaparsan o kadar çok hezeyan örneğine rastlarsın ki, şaşar kalırsın.
Tuğgeneral Yalçın Işımer, 1999`da Gata`nın açılış töreninde Mehmet Akif`e 'Arapçılık yaptı' diyerek hakaret ettikten sonra şunları söylemişti. 'Bedir Savaşı`nda 500 kişiyle savaşan 250 Bedevi Arap`la, dünya uluslarına karşı destan yazan Mehmetçiği bir tutuyor'
Işımer, konuşmasının devamında 'Atatürk`e ve Türk Silahlı Kuvvetleri`mize dil uzatanları bir şekilde belleyeceğiz' diyerek ne kadar temiz(!) bir düşünce yapısına sahip olduğunu söylemişti.
Kavram dünyası fakir, sığ ve donuk, gelişmeye kapalı tipler var karşımızda.
İçinde bulundukları acınası durumdan habersizler işin kötüsü.
Kaşarlanmış olduklarından dolayı Kemalizm dininden milim sapmaya tahammülleri yoktur.
Bulundukları yerden dünyayı görmeye çalışırlar; ama aslında on metre ilerisini göremeyecek durumdadırlar.
Düşünceleri, dogmatik, skolastik ve gelişmeye kapalıdır.
Ben buna 'düşünce sefaleti' demekte haksız mıyım?